Karanlığa Kavuşan Akşam Sefası…Karanlığa Kavuşan Akşam Sefası…Zaman gönlünde sönmeyen ateş,O, gönülden ağlayan bir çilekeş… Dalgalar taşları öldüresiye dövüyordu. Dalgaların sesi gönül tellerini titretiyor ve kısa bir yolculuğa çıkarmaya hazırlıyordu onu… Onun adı Umut’tu. Yaklaşık yirmi beş yaşlarındaydı. Tam delikanlı olduğu dönemler. Çevresindekiler bir terslik yapa görsünler yeter ki! Hemen gözleri yuvasıyla vedalaşır, parmakları bir çete kurar, sıkıca birbirlerine kenetlenirdi. Kim bilir kaç kişinin canını yakmış ve incinen kalplerindeki zindanlarda tutuklu kalmıştı… Acaba vakti gelince af çıkacak ve O hakiki özgürlüğe kavuşabilecek miydi? Seneler ona ağlamayı öğretmişti… Beyninde rüzgârlar uğuldamakta ve şiddetli fırtınalar kopmaktaydı. O, tıpkı dağda yağmurun altında yağmur tanelerine maruz kalan bir ceylan yavrusu gibi ıslanıyordu düşünceler havuzunda. Üzerini kurulayabileceği bir havlu veya bir güneş bir bir bir şeyi yoktu ona göre. Fakat zaman o engin dağların arasından yükselerek yüzünü göstermişti ona bir nevi… Vakit geçiyor ve fırtına şiddetini giderek artırıyordu. Fırtına esnasında bulutlardan birisi en şiddetli en ışıltılı yıldırımını düşürüvermişti Umut’ un umutsuzluğa kapılan yüreğine. O sırada ortaya çıkan yoğun ışıkta önünü görmeye başlamış ve ne yapması gerektiğini idrak etmişti. Kalbinin sevgi odacıklarında birileri vardı sanki bir zamanlar. Vakti gelince kapılarını çalacak olan evlatlarını beklemekte olan birileri vardı orada. Kalbinin içindeydiler fakat neredeydiler. Vefakâr anne-babalar yıllarca evlatlarının gelmesini bekliyorlardı. Evlat üzerlerine bir perde çekmiş idi bir zamanlar. Fakat perdenin aralanacağı vakti beklemekteydiler. Susamış, bitkin ve yorgunca son zaman dilimlerini gerçekleştiriyorlardı onlar. Artık dermanları kalmamıştı. Bir zamanlar nasıl da sevinçle kucağına almıştı babası onu. Bilememişti. Böyle sersefil kalacaklarını… Annesi babasını sürekli teselli ederdi. Bizim kapımız kilitli fakat anahtarı olan bir kilit bu… Umut bu kilidi açacak anahtarı mutlaka bulacak ve benliğini hatırlayacak. Onu doğuran annesini, bütün hayati sıkıntılara göğüs geren babasını unutmayacak o… Bizi bu unutulmuşluk çölünde susuz bırakmayacak… Ailesinden ayrılalı neredeyse 10 sene olmuştu. Bu zaman zarfında çeşitli rüzgârların etkisiyle aynada görünmeyen insanlar görmüştü. O da zamanla kendini aramaya başlamıştı. Akşamları genellikle hava kararmadan yatardı. Bir gün! O gün! Uykusu kaçmıştı. Göz kapakları inmiyordu inat edercesine… Bu sefer dalgalar zihninde kabararak önüne gelen bütün silik karakterleri, yenilmişliği kabul eden kişileri bir taraflara savuruyordu… Artık BEN idi O. Geçirdiği yoğun gece ona kendi göstermişti. Hızlı adımlarla aynaya yöneldi. Aynaya bakıverdi. O karanlığa erişememiş bir akşamsefasıydı… Sadece geceleri düşünmeye vakit bulabildiği için gece yapraklarını açıyor fakat günün ilk ışıklarıyla kapanıyordu… Yani düşünmeye yarayan aklı yapraklarının arasındaki portresiyle kendini sembol ediyordu aslında… Geceleri çıkan aflar vicdanının içine girip onu ikna etmeye yetmiyordu ve O gerçek yerinin zindan olduğunu düşünüyordu. Esasında zindana girse yaprakları daima açık olacaktı zindanın puslu karanlığında… Düşünecek… Düşündükçe gölgeleri bulacak… Gölgeleri takip ederek yapraklarını ebediyen açacaktı… Düşüncelerin koyu gölgelerindeki aydınlığı hissetmeye başlıyordu sanki. Annesi ve babası idi onlar. Yani ailesi. Gölgeleri takip edecekti ve kararlıydı… Ailesinin adresini bularak hemen yola koyuldu. Bir otobüsteydi şimdi. Bu otobüs ile gölgeler ebedi dostmuşlar… Hava aydınlık güneşli bir sabahtı. Otobüs yol alırken o pencerenin perdesini çekip göz kapaklarını indirivermişti; fakat O uyumuyor, UYANIYORDU… Kalbi vücuduna kapalı kalmayıp dışarı çıkacak kadar hızlı atıyordu. Otobüs durmuş ve artık ailesinin bulunduğu şehre gelmişti. Bu şehir GECEYE HASRET KALAN AKŞAMSEFASININ UYANIŞIYDI… Annesine ve babasına bir sarılışı vardı ki sanki beni dalımdan koparında yeter ki yanınıza alın diyordu… Ailesine kavuşması; yoluna ışık tutacak, ona yol gösterecek ve ona aile damarlarındaki hayata karşı direnç olacak sevgi, merhamet besinlerini enjekte edecekti. O aradığı kazanmışlık pınarını bulmuştu… Gönlündeki vefa anahtarı ortaya çıkmış ve o yüreğindeki ağlama seslerini nihayet işitebilmişti. Samimiyet aynası olan bir iki damla gözyaşı inivermişti yaşına rağmen kırışmış yanaklarından… Kendini bulduran, KARANLIKTA DÜŞÜNMESİNİ SAĞLAYAN ve GERÇEK AYDINLIĞI GÖSTERENE minnettar kalmıştı…
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
30
Kasım
30
Temmuz
22
Üşüdüğümde Sarılabileceğim Sımsıcak Yorgan Olur Musunuz?
• Ömer Faruk Koç • Dostluk Hikayeleri • 1072 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
4
Temmuz
4
Temmuz
4
Temmuz
4
Şubat
1
Temmuz
22
Üşüdüğümde Sarılabileceğim Sımsıcak Yorgan Olur Musunuz?
• Ömer Faruk Koç • Dostluk Hikayeleri • 1072 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ocak
28
Karanlığa Kavuşan Akşam Sefası…
• Ömer Faruk Koç • Toplumsal Hikayeler • 525 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
8
Temmuz
1 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||