Kayıpsınız!
Hayatımda ilk defa böyle ürperdiğimi hissettim. Ağustos sıcağında kanımın donduğunu, hayatın tüm hücrelerinin felce uğradığını. Beynime birbiri ardına saplanan bıçakların kabzasının başkasının elinde olup, bana hınçla, asi bir öfkeyle sapladığını. Bir intikam almak istercesine, cehennemin dibinden çaldığı ateşle ciğerlerime dokundu. Nefes alamıyorum. Tanrım neydi bu, nasıl bir tarifsiz acıydı saplanan iki kürek kemiğimin arasından. Hayatın tüm kareleri dondu, donuklaştı, bakışlarımın ardından. Dondu, pazarlık yapmakta olan (sansür) kaldırım taşında. Dondu, körpe ciğerlerine çekerken zehri tinerci çocuk, elindeki yapışkan sarı, ezildi bir şeffaf naylon poşetin içinde. Dondu, kaldırım kenarında iki kedi. Dondu, kıyıyı yalamak üzere olan dalga. Dondu, su, ateş, toprak, hava. Ciğerlerime soluduğum tek yıldız da kayıp gitti avuçlarımdan. Hiç bu kadar, yakın olmamıştı kalbim durmaya, ya da hiç böylesine deli gibi çarpmamıştı kafesinden çıkacakmışcasına. Ne bir nöbetti bu yaşanılan, ne bir hastalık, ne bir sövgü, ne de bir isyan. Hayatın donduğu yerdi yaşanılan. Tenimden, ruhumdan, beynimden ayrılan bir düştü ve düştü suya.. Bir camın ardından gözüme değen, yüreğimin bekaretini çözen, tüm düşsel yanılgılarımı çözümleyen matematiksel bir fotoğraftı sadece. Ama ne fotoğraf.. Neden?.. Neden?..
Neden baktım hayatımın o yönüne. Neden bakışlarımı çevirdim birden bire; neydi aniden aklıma düşen, beni sürükleyen. İllaki bir yerlerden acı yüklemelesin değil mi, sen acı olmadan bileyliyemezsin ki içindekileri. Oysa biliyordum içten içe, o kuyunun ölüm kokan dibini göreceğimi. Neden bile bile yapar insan ve kimdir dürttüp duran bunu yapması için. Bir süre direnirsin olacak olana. Tıpkı şeye benzer; bir odaya tıkarlar seni gözleri bağlı. Bir süre sonra açarlar gözlerini, yüzün duvara dönük. Arkandan iki ses dönüp baktığın anda sopayı yiyeceğini söyler ki az önce yediğin sopanın tadı hala sızlatmaktadır bedenini ve şubatın ayazında bir sobayı tasvir etmeye başlar, ama öyle böyle değil, iki kişi anlatmaya koyulurlar. Aslında sobayı da bilirsin, nasıl yandığını da, kömürü de, ateşi de, kozu da ama yinede tarifsiz bir istek oluşuverir içinde, sopaya rağmen. Göreceğin tahmin ettiğinden fazla birşey değildir ve bilirsin dönüp baktığında canının ne kadar acıyacağını. Ne kadar direnebilirsin ki, bir süre sonra kaybeder ve bakarsın..
Ve bingoo..
tebrikler..
Kayıpsınız..
gördüklerinizde..