Kelime İpliklerinin Yapılışı
Yürürdüm gölgesinin içinde o yürüdükçe. Durdukça dinlenirdim. Bana oradayken ne güneş ne rüzgâr ne yağmur değerdi. Bu bana gölgesinin ne kadar da korunaklı bir yer olduğunu düşündürürdü. Yaşarken ne tarafa gitmem gerektiği yahut yol ayrımlarına rastladığımda hangisini seçmem lazım geldiği de onun bileceği bir işti. Bu yüzden hiçbir zaman oradan çıkılabileceğini düşünmemiştim. Bu olmayacak şeyle aklımı hiç yormamıştım lakin bir gün yürüyordum her zamanki muti halimle gölgesinin içinde; düştüm.
‘Bildiğim bütün kelimeleri tek tek büküp böyle iplikler yapıyorum işte’ dedim, yapmış olduğum bir çile kelime ipliği elinde olduğu halde onları bana sorana. Sonra oturtup onu hayalimde karşıma devam ettim içimden anlatmaya.
Onun gölgesinin hayalini dağıtıyorum bunları yaparak. Zira yaşayabilmek demek benim için hayalinden uzak durmak demek gölgesinin.
Bu beni kederlendiriyor ama söylemeliyim. Düştükten sonra geçen uzun bir süre zarfında hiçbir şey yapamadım. Ne kadar böyle kapalı kaldığını bilmediğim gözlerimi açtım ve düşerek vardığım yere baktım ürküntüyle. Burasının ilkin üzerinde ilişkimizin yürüdüğü yolda açılmış bir imar çukuru olduğunu zannettim. Lakin o yolda yolunda gitmeyen ne vardı ve bu çukur hangi aksaklık için açılmıştı? Hayır, burası olsa olsa bir kuyu olabilirdi. Son zamanlarda ona yetişemiyordum. Benden uzaklaştıkça uzaklaşıyor aramız açıldıkça açılıyordu. Nefes nefese onu kaybetmemek için koşturuyordum. Ve evet çok susamış olduğum bir anı da hatırlıyorum. Onu gözden kaçırmamak için alelacele su içerken düştüm belki de. Bilmiyorum. Ya da belki ben ölmüştüm. Burası benim mezarımdı. Lakin etrafıma dikkatle baktığım halde evvelce görmediğim herhangi bir şeyi şimdi de görüyor değildim. Ancak ölmüş olmam yine de ihtimal dâhilindeydi zira onu da göremiyordum. Ve acıyordu hissettiğim her şeyim. Apansızca yitmişti gözümden. Kalkmıştı gölgesi üzerimden. Bu nasıl olmuştu bilmiyorum. Bildiğim öylece onun çıkrığından sallanacak gümüş tası beklediğimdi. Ve bu bekleyişin beni kör sağır zavallı bir cenin gibi içime kıvırıp öylece bıraktığıydı. Bende ‘üzerimde onun gölgesi olmadan nasıl yaşarım’ın bilgisi yoktu zira.
İşte bu yüzden yaptım onu. Bu yüzden kurdum gölgesinin hayalini. Üzerimde hala onun gölgesi varmış gibi davranınca beynim tepki vermekte gecikmedi bu oyuna. Ve ince bir katman gibi örttü gölgesinin hayaliyle varlığımın üstünü. Ancak bu şekilde yeniden nefes alıp verir hale geldim. Her ne kadar bunu billuriyede yürüyen fil edasıyla yapmak durumunda kalmışsam da.
Aslında o üzerimdeki giderek tozlanıp ağırlaşan katmandan içeri yeteri kadar hava girseydi öylece yaşayıp giderdim. Ne var ki gittikçe azalıyordu içerideki temiz hava. Üstelik artık billuriyedeki filden de daha vahim bir hal almıştım. Zira nefes alıyor ne var ki veremiyordum. Ve nihayet kendimi; sinirlerimi damarlarımı ve tüm kanımı dört bir yana püskürtecek şiddette bir patlamayı teyakkuzla beklerken buldum. İşte ilkini ne yaptığımın çok da farkında olmadan o zaman yaptım bunların. Göz çevremden başlayıp giderek indiğini görünce şişliğimin yapmaya devam ettim.
O kadar çok kelime ipliği yapmıştım ki bunlar nihayet içine düştüğüm boşluğu dolduracak kadar olmuşlardı.
Elindeki çileyi çoktan önüme bırakmış olan gözden kaybolmaya başlayınca iç sesimin sohbetini dinleyen hayalinin görüntüsü de buğulanmaya bir belirip bir kaybolmaya başladı. Sözlerimi bitirmeliydim. Gözümü aslının içine girip kaybolduğu noktaya sabitleyerek sesimi yükseltip hayaline karşı hızla devam ettim.
Düştüm. Dizlerimin acısını duydum ilkin. Nemli toprakta taze bir kan sızıntısı gördüm. Başımı kaldırıp onun hala yürümekte olan gövdesine baktım. Göremezdi zaten ya duymamıştı bile düştüğümü. Helezon şeklinde genişliyor derinleşiyordu toprak. Doğrulup kalkmaya ona yetişmeye çalıştım nafile. Giderek gözden kayboluyordu gittikçe kayıyordum zeminden. Her yer karadı birden havadayım ve dönüyorum. Yörüngeden çıkmış bir meteor gibiyim. Canım yana yana hızla dönüyorum. Hiçbir şey göremiyorum. Her şey yavaşlıyor içimdeki. Düşüyorum. Her şey yavaşlıyorrrr.