Kelimelerle Raks ve VuslatKelimelerle Raks ve VuslatEğdik kelimeleri, büktük. Bazen örsün üstünde çekiçle dövdük. O da olmadı; fırını odunladık, ateşledik, üfledik. Kızardılar, ısındılar, kor oldular. Bazen elimizi soktuk, elimiz yandı, seyrettik gözümüz sulandı, içimize çektik ciğerimiz yandı. Onlar kelime ise biz de insandık. Tekrar koyduk örsün üstüne. Vurduk çekiçle, vurduk gözüne gözüne. “Hah!” dedik “İstediğimiz kıvama geldi.” Rahat mı bıraktık? Hayır! Tuttuk elinden, rüyalarımıza götürdük. Sessiz, sessiz olduğu kadar etkileyici, çıldırtıcı rüyalarımıza. Anlam veremedik rüyalarımızdaki kelimelere. Kızdık. Fırını gösterdik bir daha. Suspus oldular, uslu bir çocuk gibi gözümüzün içine bakar oldular. Merhametimiz kabardı, ayranımız gibi. Köpüklerini üfledik merhametimizin; kelimeleri yerleştirdik üstüne. Merhametimiz kelimeleri ısıtacağına, kelimeler merhametimizi ısıttı. Çok sevdik bizi ısıtan kelimeleri; pek sevdik, bir sevdik, pir sevdik. Birden onlara gönlümüzü verdik. Isıttıkları sürece.Dışarıda karlar, onları savuran rüzgarlar ve bunlardan kaçan insanlar bizi pek ilgilendirmezdi. Kış dediğin nedir ki? En fazla sürse sürse üç ay, bilemedin dört ay, biraz daha doğuda beş ay sürerdi. Değil mi ki; her gecenin bir sabahı, her kışın da bir baharı vardı. Gönlümüzü, sevgimizi, kendimizi verdiğimiz, kışın, karın ve karı savuran haşin rüzgarın soğukluğunu, ürkütücülüğünü, tüm sıcaklığı ve sevimliliği ile örten, unutturan bu kelimeler, birden ve aniden bizi terletir oldu. Önce boş verdik. Gönlümüzün pencerelerini açtık serinledik. Olmadı. Bu sefer kapıları kapalı tuttuğumuzu ve onları açmayı unuttuğumuzu hatırladık. Pencereleri açık olan gönlümüzün kapılarını da açtık. Yine olmadı. Gönlümüzde açacak ne bir pencere, ne de bir kapı kalmamıştı. Önce kaşlarımızı çattık kelimelere. Sonra yüzümüzü ekşittik. Daha sonra kızdık. En sonunda bağırdık. Tüm bunlara rağmen bizimle kalmayı tercih ettiler. Bu tercihlerine saygı gösterir gibi davrandık. Ne de olsa hâlâ insandık. Gönlümüzün açık olan pencerelerinin birinden komşu bahçeleri seyre daldık. Aman Ya Rabbi, ne güzel bahçelerdi bu bahçeler! Bahar coşkusunu bahçelere taşımıştı. Ne güzel ağaçlardı bu ağaçlar! Ya çiçekler! Onları anlatmak kelimelere sığmazdı. Önce çiçeklerin kokusu, sonra komşu bahçelerin tabîî dokusu yerleşiverdi gönlümüze. İnsandık. Merak ettik. Pencerelerin birinden komşu bahçelerin birine atlayıverdik. Kendimiz kadar unuttuğumuz kelimeleri de beraber götürdük. Gözlerimiz kamaştı. Her bir ağaç, her bir çiçek, ağaçlardaki her bir tomurcuk apayrı bir dünya, ayrı bir rüya gibi göründü gözümüze. Önce şaşırdık. Sonra alıştık. Hâlâ insandık ve merak ediyorduk. Bahçeyi ve bu bahçe içindeki her bir evi tek tek gezdik. Gezdikçe hayret ettik, hayret ettikçe gezdik. Bahçedeki her bir ağaç, her bir çiçek, her bir ev, her evdeki her bir oda, soğuk da olsa, yabancı da olsa zorladık kendimizi. Isınmaya çalıştık. Mantığımızı, imkanlarımızı zorladık; ısınmaya çalıştık. Daha önce bizi ısıtan kelimelerin aksine, yeni bir kelimeler dünyasına girmek için. Hâlâ merak ediyorduk. Öğrenmeye başladık. Öğrendikçe öğrendik, öğrendikçe sevdik, sevdikçe yine öğrendik. Bizi ısıtan, sarıp sarmalayan, sıcacık kelimeler unutulmaya yüz tuttu, kapı ve pencereleri açık gönlümüzde. Kalemimize sarıldık, bir zamanlar bizi ısıtan kelimelere sarıldığımız gibi. Ancak bu son sarılış o sarılış değildi. Gönlümüzü açtığımız yeni odalara dolan ter ü taze kelimeler içindi. Yazdık, çizdik, satırlar sayfa oldu, sayfalar kitap oldu. Kitaplar kitaplıkları doldurdu. Her bir satır, sayfa ve kitap için zihnimizde yeni bir yer açtık. Zaman geldi ki bu ter ü taze kelimelerle örülü zihnimizde yer kalmadı. Ne mi yaptık? O eskimiş, köhnemiş, acuze kelimelerle örülü satır, sayfa ve kitapları dahi bir kenara ittik. Rahatlamıştık. Ve bir gün geldi ki bu ter ü tazelerin sahipleri bizden bahseder oldu. Bizi bizden öğrenelim dedik. Dedik ama; olan olmuş, ölen ölmüş, gün kararmış, devran dönmüştü. O eski, sıcak, sımsıcak, bizi sarıp sarmalayan kelimelere baktık, baktık, bir daha baktık. Yeminle, ne bir şey anladık, ne bir şey anlatabildik. İnsandık ve nankördük. Nankör olsak da akıllı davranmalıydık. Kum hazırdı, demir hazırdı, bolca da suyumuz vardı. Ustalar eski usta, sağlam usta, has usta idi. Verdik gönlümüzü bu ustalara. Bizi bir zamanlar sarıp sarmalayan, merhametimizin köpüğü olan o eski kelimeleri, tek tek, üst üste, tuğla tuğla örsünler diye. İnsandık, meraklıydık, nankördük. Ama biz hâlâ bizdik. Biz bizi unutamazdık.
Yazı Sahibi
Etiketler
kelimelerle+raks+ve+vuslat , kelimelerle , raks , ve , vuslat , vedat , özcan , hayata , dair , denemeler ,
Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Sevdanın Adı Lacivert Geçmişte Bildiğiniz Aslında Mavi`ydi Düşlediğiniz
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 13 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
4
Terk Edilen Sizsiniz!!!
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 20 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 22
• Bayram Kaya • Hayata Dair Denemeler • 4 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Haziran
28
Sükuta Mahkûm Bir Münzevî
• Vedat Özcan • Hayata Dair Denemeler • 118 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
29
Nisan
23
Bir Zamanlar Bir Şehirde Ulu Bir Çınar Ağacına Tırmanan Bir Adam Var (idi)
• Vedat Özcan • Politik Hikayeler • 545 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
25
Ocak
28
Yoksa Ben Bir Fil Miyim?
• Vedat Özcan • Hayata Dair Denemeler • 129 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
31
Cinli Ağaç Ahşap Bir Ev ve İsimsiz Nine
• Vedat Özcan • Anı Hikayeler • 997 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Şubat
8
İlk Okulum ve İlk Öğretmenim
• Vedat Özcan • Yaşamdan Hikayeler • 881 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Nisan
2
Ocak
26
Şubat
21 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||