Kendimden Uzak On İki YılKendimden Uzak On İki YılSayın Salih Şahin Beyefendi,Şu an Bursa-Gemlik –Beyza Çay Bahçesi`nden yazıyorum. Kars`ta size uğrayacaktım ancak,geçen dört günüm koşuşturmaca oldu.Size uğrayamadım.Ben sınıf öğretmeni Halit Mehdigil.Arpaçay Değirmenköprü(Cedere)Köyü`ndenim.Adnan Şahin benim orta okuldan arkadaşım.1978`de size bir adet divan sazı yaptırmıştım.Ellerine sağlık Burhan Şahin`in… Kars`tan 1993`te ayrılmıştım. Bir yıl Subatan`da daha sonra da 4 yıl İsmet Paşa İlkokulu`nda çalışmıştım.Tam 12 yıl Kars`ıma gelememiştim.Hep rüyalarımda görürdüm.Hatta son zamanlardaki rüyalarımda bak artık Kars`tayım rüyalarda görmeyeceğim,demiş ve uyanmıştım.Yine rüyaymış!Kars`tan ayrıldığımda iki canım yavrum Ümit Bürkan Mehdigil dört buçuk yaşında,Can Aykan`ım ise altı aylıktı.Biraz büyüdüklerin- de` `Haydi baba bizi Kars`a götür,nolursun!`derlerdi.Burada bir Kars-Ardahan-Iğdır derneğimiz var.onun geceleri,piknikleri oluyor.Çalan Akardeon ve davullar,çekilen halaylar ve benim anlatımlarım yavrularımı içten içe etkiliyordu.Kars`tayken içim doldu taştı.Çünkü iki oğlumla,İsmet Paşa`da okuttuğum Dilek Habiloğlu kızımı ararken,önce Ekrem Habiloğlu,sonra da Cahit Habiloğlu`nun dükkanına uğrayıp çıktığımda büyük oğlum Bürkan`ın ‘Baba burada kaç kişiyle karşılaştıysak,kaç dükkana uğradıysak,insanlar hep doğal ve içten.Hiç yağcılık,yalakalık yok`Hah işte!Oğlum yakalamıştı Kars`ın özünü.Ben de öyleydim.Buldum kendimi Kars`ımda.Ve ben işte,`Kars`ım`dedim,şöyle bir öykü tasarladım:`Kendimden Uzak On İki Yıl`başlığıyla bu yazdıklarımı size gönderiyorum. KENDİMDEN UZAK ON İKİ YIL Can Aykan: -Baba okullar tatil oldu.Ne zaman Kars`a gideceğiz? Halit: -Oğlum 1 Temmuz`da inşallah!Buradan Ankara`ya ablamlarda kalırız,daha sonra Kars`a gideriz. Can Akyan: -Baba trenle gidelim,olur mu? Ümit Bürkan: -Hayır olmaz,tren geç gidiyor,otobüsle! Can Akyan: -Baba köye de gidecek miyiz? Halit: -Evet oğlum,size çayı,çocukluğumun geçtiği yerleri,hele danaları otlattığım Tandır Gavluk`unu göstereceğim.Yine orada uzanıp,temiz havayı soluyacağım. 1 Temmuz`da Bursa`dan otobüsle yola çıktık. Ankara`da iki gün kaldık.Çocuklar sabırsızlanı yor ,rekabet ediyorlar: -Trenle! -Hayır, otobüsle! Ve biz Doğu Kars ,Kafkas Kars,Turgutreis şirketlerini arıyoruz,hiç birinde yer yok.Ankara tren istasyonuna geliyoruz.Trende de yer yok.4 Temmuz treni saat 10:30 ‘da yer var.Alıyoruz Pulman`la. Eve dönüyoruz. Bir gece kalıyoruz.Ertesi gün eniştem,ablam(Fahrettin-Müzeyyen Çem)bizi saat 08.30`da Ankara tren istasyonuna bırakıyorlar.10:30`da oradaki DDY Müzesi`ne gidiyorum.Aslında aradığım Kurtuluş Savaşı Müzesi.Atatürk`ün Kurtuluş Savaşı`nı yönettiği müze.Telgrafların şakır şakır çalıştığı müze.İstasyonun solundaki müzeye gidiyorum.İlk önce Can Aykan`la.(Ümit Bürkan) eşyalarımızın yanında kalıyor.Kapıda canım inzibat Mehmetçiğinden soruyorum.Müzenin görevlisini gösteriyor.Bayan görevli: -Müze üst katta, görevli gelip,açacak.Bekli- yoruz, uzun boylu görevli geliyor, kapıyı açıyor,vagon maketleri,telgraf makineleri,eski radyolar,demir yollarında kullanılan bilmem İngiliz,Fransız yapımı aletler,ilkyardım kutuları.Aykan`a diyorum ki,`Mucit abin bunlara hayran kalacak.``, Evet baba,diyor.Daha sonra Aykan`ı bırakıyorum eşyaların yanına,mucit Ümit Bürkan`ı alıyorum yanıma.Yine geziyoruz.İnceliyor,hayran kalıyor.Yorumlarda bulunuyor,beni şaşırtıyor.Birden kapıyı açan görevliyi yanımda buluyorum. -Allah Allah, bizden şüphelendi mi?(İçimden geçiriyorum.): -Vallah tezek kokusuna geldim.Ben Sarıkamış`tan Barbaros Atagün.Oh! rahatlıyorum ve seviniyorum. Hemşerime Kars`ı ,tanıdıklarını konuşuyoruz.Kurtuluş Savaşı`nın yönetildiği müze için de soru işareti.Tam o sırada: -Hocam, diğer baştaki müzeyi gezdiniz mi? -Hayır, Ben de Nutuk`ta geçen müzeyi arıyorum,dedim. - Çabuk Hocam, trenin kalkmasına 45 dakika var. Ümit Bürkan`la koşuyoruz,müzeyi bir solukta geziyoruz.Atatürk`ün toplantı odasını, çalışma odasını, Fikriye Hanım`ın odasını…Alt kattaki lokomotif ,vagon maketlerinin hepsi bir harika.Duygulanıyorum.Şu küçük bina ,telgraflar,bir büyük önder fedekar,cefakar insan; büyük, gıpta ile bakılan canım Türkiye`m.Canım topraklarım.Aziz şehitlerimiz,gazilerimiz,genarallerimiz (Bir gün önce Devlet mezarlığında Kazım Karabekir,Fevzi Çakmak,Cumhurbaşkanları mezarlığını gezmiş- tik.). Ümit Bürkan`ı alelacele eşyaların yanına koyup Can Aykan`ımın elinden tutu- yorum. Bir koşu gidiyoruz. Aynı müzeyi geziyoruz. Evet çocuklarıma öğretmem gere- kiyor. Bu toprakları nasıl kazandığımızı . Saat 10:00.vefakar,cefakar Müzeyyen ablam geliyor.Heyecanla eşyaları(Hediyelik zeytinler,özel eşyalarımız)trene yüklüyoruz.Ablamla vedalaşıyoruz.ve ‘Kara tren gelmez ola,düdüğünü çalmaz ola…`türküsünü amcamın oğlu Battal`ın sesinden anımsıyorum.Tren hareket ediyor.12 ve 16 yaşındaki iki oğlum heyecanlı,takur,tukur tekerlek sesleri,pulman dolu insanla.Aklıma Reşat Nuri Güntekin`in ‘Son Sığınak` adlı romanı geliyor:`Kumpanya ve kumpanyadaki Remziye trenle Kars`tan ayrılıyor…Trendeki Erzurumlu aile ile sohbet ediyoruz.Aklıma ྌ öncesinin anlamsız Erzurum-Kars rekabeti geliyor,üzülüyorum! Can Aykan acıkıyor,kahvaltı ediyoruz. -Haydi baba dişlerimizi fırçalayalım, diyor.Evet sağlık önemli.`Havada,karada,denizde,nerede olursan oku!`parolası aklıma geliyor:`Havada, karada, denizde ,nerede olursan dişlerini fırçala,sağlığına dikkat et!`sloganını söylüyo rum.Aykan ‘ımla ,tren tuvaletinin lavabosunda binbir meşakketle elimizde pet şişe dişimizi fırçalıyoruz.Mucit bizden sonra gidiyor, dişlerini fırçalamaya.(Ümit Bürkan lise 2 de okuyor,her gün yeni elektrikli bir şey yapıyor,O`na mucit diyoruz.) Tren Sivas-Gemerek yakınlarında. Ben Bürkan`a:Bak Bürkan,Ben Aykan kadardım.Eniştem Esat Özer`le Amasya`dan dönüyorduk.Bu Karaözü istasyonunda inemedik.Yeniçubuk`ta indik.Sabaha kadar şu binada bekledik.Bir akıl hastası vardı.Çok korkmuştum.Tekman Köyü`ne bu ağaçlık yerden yürümüştük.Kızılırmak üzerindeki bu köprüden geçmiştik.Arpaçay`da ki jenaratör inşaatında ustaya tahta verirken,ayağıma çivi batmıştı.Lastik ayakkabımın altı delinmişti.Şimdi karda su alıyordu,dedim. Mucit:Ya baba bana ne anlatıyorsun,dedi.Üzüldüm.Mazimi paylaşmak istiyordum.Bu arada düşüncelerim,üzüntülerim gözlerimi biriken çöplerimize kaydırdı.Diğer yolcular habire camdan dışarı çöpleri atıyorlardı.Yaklaşan kondoktöre çöpler ne zaman alınacak, dedim,.`Törkiş yapın`diyerek,camı gösterdi.Evet bu söz bizim genel zihniyetimizi özetliyordu.Buna çok üzüldüm.Bu zihniyetten tez elden kurtulmamız gerektiğine bir kez daha inandım. Ten dağları deliyor, yolları geçiyordu.Aşkale,ılıca,Erzurum.Erzurum İstasyonu`nda Ümit Bürkan`a git şu çeşmede yüzünü yıka,dedim.Uyuşukluğu üstündeydi.Boş ver baba,dedi.Oysa Gemlik`in ılık akan suyunun yerine Erzurum`un soğuk suyuyla irkilmesini istiyordum.Rakım 1950 ve soğuk…Neyse istemeyerek indi. Yüzünü yıkadı,döndü.`Ya baba ne soğukmuş.`dedi. Rakım 1950 dedim. Erzurum`u çıkarken bak oğlum Nene Hatun Erzurum`un kurtuluşunda burada savaşmış. Tabyaları gösterdim.Ümit Bürkan:`Ya baba yine ders,ben tarihi sevmiyorum.`Oğlum ama daha Sarıkamış`ı sana göstereceğim. Enver Paşa, doksan bin askerimizin kışta, karda donduğunu ,Enver Paşa`nın daha sonra Rusya`da olduğunu,bir sürü şey anlattım. Ve ormanlar,işte canım Sarıkamış`ın ormanları.on iki yıl sonra kendime yaklaşıyorum.Soluyorum havayı.Bekle beni köyümdeki ‘Tandır Gavluk`u`uzanacağım otların üzerine danalarımı otlatacağım.Uzandığım(hatta orada bir noktayı düşlemiştim.Gitmeden eşime`Ya beni oraya gömseniz.` diyecek olmuştum.Sonra vaz geçtim.Evet sonra Sarıkamış istasyon binası ve ‘Büvet ‘yazısı.Benim hep dikkatimi çekmiştim orada`Büvet`. Derken tezekler. Aykan kalaklara bak şimdi bu ‘K` harfiyle Kars`ın ‘K` sını nasıl söyleyeyim.Kars Merkez orta Okulu`nda (Ölmüşse Allah rahmet eylesin.) Sevim Yokuş adlı bir Türkçe öğretmenimiz vardı. Kars`ın meşhur ‘Ka` sı vardır ancak Karslılar söyler,derdi…İşte tezekler,tezek zincirleri,kalaklar ve Ankara tren GarıMüzesi`ndeki Sarıkamış`lı kardeşim Barbaros Atagün:`Tezek kokusuna geldim`demişti. Şu an İstasyonun(durağın) adını hatırlayamıyorum. Selim`de çam koruluğu görüyorum. Çocuklara diyorum ki rahmetli babam derdi ki: Bak bu istasyon şefi nasıl çam yetiştirmiş,İstasyon şefi Kars`a örnek olsun,Kars`ta çam yetişmiyormuş! Salih Bey,o istasyon ve Benliahmet istasyonu terk edilmiş.Çamlar kuruyor.Ne olur o koruluklara bir kampanya açın,koruyun.İstasyonlar boş,ağaçları sulayan yok.O çam koruluklarını kurtarın Salih Bey,Kars halkı el ele verin ,kurtarın.oranın reklamını yapın.Yakınlarına pikniğe gidin,görsün halkımız.Bütün Kars`ımın dağları çam olsun.Ya eski Rus binalarındaki ‘Pec`ler bize ormanın olduğunu anlatmıyor mu?Yakmışlar,yıkmışlar bitirmişler.Ben o korulukları kurtarmaya Kars halkını davet ediyorum.Çünkü tek tek kişilerden beklemek doğru de- ğil.`sinerji`ye çok inanırım. Örneğin ayrı ayrı beş kişi ellişer kilogram yük taşırlar,ama beş kişi bir arada aynı anda 500 kg da kaldırırlar.Öyleyse ey Karslı`m önce kendimize güvenelim.Güçlükleri kendi güç ve kudretimizle elbirliğiyle ,işbirliğiyle yeneriz.Hep kurtarıcı beklemek ya da birinden medet ummak niye? Vardık Kars İstasyonu`na indik. Taksilerden birini çağırdık.Ben Ümit Bürkan`a bak oğlum evimiz buraya yakındı.Sen üç yaşındaydın.Bisikletinle gelirdik.Bu heykelin zincirlerini atlardın.`Bak adam!` derdin.Ben de o Kazım Karabekir`in heykeli,Kars`ı kurtarmış ,derdim…Baktılar heykele ve parka.Taksiye bindik.Digor yolundaki Musa amcamlara.Amcam çok yaşlanmamış.Hafif sakal koymuş.Hacca gitmemiş ama,bir sevimli hacı şapkası koymuş başına,o sade ve temiz kalpliliğiyle yine gözlerimden öpüyor.Aklıma hemen babamın asker dönüşü (1953) Celal amcamın gizlice asker elbisesini giyip kendini Musa amcama (babam diye)sarılması,öpmesi geliyor…Yengem Azizgül geliyor.Hasret gideriyoruz.Çocukla- rı göstererek ,bunlar çok küçüktü buradan giderken,diyordu.Yorgunluk atmak için oturduk.Pasta ve kek yedikten sonra ,durmuyoruz.Maraton başlıyor.Bakıyoruz dolmuşlar var Kars`ta,biniyoruz.Çarşıya.Ah güzel Kars`ın caddelerinden asfalt kaldırılmış taş döşenmiş.Eski belediye sinemasının orada küçük at heykeli,Kazımpaşa Caddesinin girişinde aslan heykelleri.Aklıma orhan Pamuk`un Kars`ın caddelerini anlatışı geliyor.Aslında Pamuk kendine bir mekan seçmiş o da Kars.Başka bir şehir de olabilirdi.Lakin Karslı`yı hayal kırıklığına uğratmış.Romanda ‘Lanet şehir…`falan geçiyor.Kars`ım onu hak etmez.Hani romandaki yazarın (kahramanın)haleti ruhiyesi bozuk da olsa öyle dememeliydi.Çünkü biz biliriz Kars`ımızın asaletini.,kültürünü,in- sanının sıcaklığını…Naki Eczanesi`ne uğruyoruz.Komşumuz,arkadaşım Efendi Naki.Mektuplaşırdık,ben Adana`da öğretmenken.,o da Ankara`da dershaneye gidiyordu.Sonra benden küsmüştü.Niye?Doktor Cengiz Askeren`in eczanesinin dolaplarını almış kendi eczanesine taşıyacaktı:Çayımı iç,demişti.İçememiştim.ona üzülmüştü.Haklıydı da çünkü ertesi gün Adana`ya yolcu olmuştum.Bu sefer çayını içmeden olmazdı.Hala evlenmemişti.Saçımın beyazlığının dışında genç kaldığımı söyledi.Nerde…Ben saçlarıma çok üzülüyordum! oradan çıktık,ilerledik.Habiloğlu yazan dükkana girdik.Öğrencim Dilek`i arıyorduk.Kars`tan ayrıldığımdan beri hiç mektubu ,haberi kesmemişti.Bu kadar vefakar bir öğrencim.Meğer amcasının dükkanına uğramışım.Sonra Cahit Habiloğlu` nun dükkanına gittik. İşte eczane ve bu iki dükkandaki ilgi büyük oğlumu çok etkilemiş.(Bize hoş geldin demeleri ve çay, kolonya ikram etmeleri…):Baba kaç kişiyle karşılaştıysan , kaç dükkana uğradıysan insanlar hep doğal ve içten,hiç yağcılık,yalakalık yok, demesine sebep olmuştu.Kendilerine çok teşekkür ediyorum.on iki yıl sonra sevgili öğrencimle karşılaşıyoruz.Bizi bağrına bastı sevgisi- le benim duygusal öğrencim.Ben de Arpaçay`daki öğretmenim Rahmetli İsmet Aktaş`ı unutamadım.Dilek ve Adana`da ki öğrencim(ilk okuttuğum) Ferit Akkoç hep yazdılar bana, hiç unutmadılar. Dilek ile önce telefonla konuştuk. Sonra dükkana geldi. Hasret giderdik.Epey konuştuk.Çocuklarla çıktık.Tuvalet ihtiyacı oldu.Merhum Çobanoğlu`nun gazinosu-nun yoluna saptık.Amacım hem oradaki tuvalete götürmek hem de Çobanoğlu`nun mekanını göstermek.Tuvalete girdik.Üç kişi ,karşımızda yaşlı bir tuvaletçi.Tuvalet onarılmış,fayanslanmış ama bakıcının pek de temiz tuttuğu söylenemez.Tuvaletçi temiz olun,medeni olun,dedi.Yerler kirli ,içimden :Sen öyle diyorsun ama tuvalet de pek temiz değil, dedim.Ama dayanamadım,bak dedim buraya bol su döküp,yıkasan? Hem peçete ve kolonya koysan daha da medeni kullanacağız,dedim.Tepki gösterdi:Hepimiz birer p…ğ gamyonuyuğ,hepimiz bir p…ğ...`diye tekrarladı.Şaşırdım az önce medeni kullanın,demişti.Şimdi medeni konuşmadı,dedim.İlginçti.Başka bir felsefeydi.,sanki insana bakışı ,biyolojik bakış,bilmem…oradan Evliya Cami ye geçtik.Bir Fatiha okudum,orada yatanlara.Eski cami yıkılmış,yerine yenisi yapılmış.Dilek telefondaydı,hocam neredesiniz?Yine buluştuk.Doğru İsmet Paşa İlköğretim Okulu`na .Müdür Bey kapıdaydı.Sanırım ismi Abdullah Bey`di.(İki kez sordum ama yine unuttum adını.)Kendimi tanıttım.İzin verdi okulu gezdik.Anılarım tazelendi.Müdürümüz Cemal Erboğa, müdür yardımcılarımız orhan Öztürk,Mustafa Deniz,Öğretmen arkadaşlarımız Ziya Bey,Sennur ,Kevser,Aytaç Hanımlar,Tuncay Damat,Aziz Bey(Pesen),Hasan Ağkoç…Birden Dilek bir resim gösterdi.onur tablomuz,diyor.Okulun ikinci yıl mezunlarında (İlköğretim olduktan sonra)Kamile Koç okul birincisi olmuş.Benim öğrencim gururlandım.Murat Varçınlar,Muhammet Nur Dursun Sakmanlar…Öğrencilerimi hayal ettim ve tabi tahtaya gizlice ‘spor` yazan ve kim olduğunu bulamadığım Dilek yanı başımdaydı.1979`da Kars Dede Kor- Kut Eğitim Enstitüsü`nden mezun olduğumda ‘Ah keşke Kars`a hizmet edebilseydim!`demiştim.1987`den başlamak üzere beş yılımı verdim Kars`ıma. Helal olsun, az bile. Müdür Bey`e teşekkür edip ayrıldım. Çocuklara Doğumevi`ni gösterdim.İki- nizde burada doğdunuz dedim.İl tarım Müdürlüğü`nü gösterdim: -Dedeniz Hamit Mehdigil ve anneniz Nuran Mehdigil) burada çalıştı,dedim. Eski Astsubay Gazinosu`nun karşısında bir kafede oturduk.(Adını unuttum bu kafenin).Çay içtik. Dilek ayrıldı.Biz eski Rekor Ekmek Fabrikası`nın yanındaki (İstasyon Caddesinde)bahçe içindeki iki katlı evi görmeye gittik. -Bürkan senin çocukluğun burada geçti,dedim. Ev sahiplerimizle görüşemedik Sadece Bürkan`ın doğup da geldiği bu evde şimdi bizim gibi yeni evli beyefendiyle kapıda görüştük.(Bu küçücük iki odalı evde Bürkan`ı az mı salladık kollarımızda.Bir gece sabaha kadar susmayan bebek Bürkan ‘ı o kadar sallamıştık ki artık bırakıp uyumuştum.Ağlayan Bürkan`ı susturamayan eşim beni uyandırmaya çalışıyor ki kalkıp yardım edeyim.Kalktığımda iki kollarımı yana sallayarak sallamanın devamını sürdürmüşüm.)Yine İstasyon Caddesi`nde Başak Ekmek Fabrikası`na doğru yürüdük.Saatçi Hikmet Üçüncü`nün dayısının evine geldik.Yeşil boyalı eski ev boştu.Bürkan`a 2-3 yaşında buradaydın, dedim.İstasyon Caddesi`nden geri döndük.Eski Örnek Fırını`nın yakınına geldiğimizde küçük oğlum tuvalete gitmek istedi.2.Azeri Cami`ye vardık.Tuvalete girmeden: -Çocuklar bu caminin temelinde çalıştım, Demirinin bağlanmasında çalıştım.Bu minarenin temelindeki demirleri ben bağladım.,dedim.Tuvalet çıkışında tuvalete bakan genç adam:`istemez abi` dedi .`Yok yok olmaz,dedim.`Madem sen temelinde çalışmışsın ben para almam.` Meğer kulak misafiri olmuş.Bu kardeşe teşekkür ederiz.Çocuklarımın ilk tebessümünden sonra yine Kars insanının güzelliklerini düşündüklerini fark ediyorum;yanılmamışım aktardıklarımda.Gemlik`te hep derlerdi:`Baba Kars`ın neyi meşhur?`İnsanı,havası,suyu ,kaşarı,balı,uzak ufkundaki dağları,tarlaları,baklava dilimi geniş caddeleri,eski Rus binaları,kalesi,Ani Harabeleri,halısı,piti yemeği,ama ille de döneri,demiştim.Döneri seven çocuklarım: -Neden?diye sorduklarında , -Çünkü eti leziz, demiştim.Şimdi sabırsızlıkla: -Hadi baba acıktık,döner yiyelim. -Peki, dedim. Şu an adını unuttuğum dönerci Kazımpaşa Caddesi`nde Büyük Eczane`nin yanındaki Değil Ekrem Habiloğlu`nun dükkanının yanındaki dönerciye gittik.Hem cam kenarındaki cızır cızır döner,dönerci ustası,garsonlar saygılı `Buyrun`dediler.Omzum-dan aşırmalı çantayı bir sandalyenin üzerine koydum.Dönerleri birer ısmarladım belki beğenmezler diye.Ayran istedik.Önümüze üç ayran plastik kutuda geldi.Ayranların kapağı şişkinceydi.Kafamı ona yorarken,mucit ayran kutusunu eline aldı,eyvah yandım diye içimden geçirdim.Bu yemekte yine yorumlar yapacak,ağız tadıyla döneri yiyemeyeceğim: - Baba,bu ayran Bursa`dan gelmiş,neden şişkin biliyor musunuz?Aykan sordu: - Neden? - Çünkü Bursa`da hava basıncı Kars`takinden fazla. Ayran Kars`a geldiğinde hava basıncı azalıyor ve tabiki kapak da yukarı doğru şişiyor. Evet,dedim.`İtimat` adlı ayran kutusunu incelerken.`Vay mucit buldun yine kafamdaki sorunun cevabını.`diye düşündüm.Tabi sevindim mucitin yorumuna sevin dim.Başladık dönerleri yemeye.Oh baba lezizmiş, yine yesek dediler.yarımşar daha yediler.Kalktık.Aslan heykellerinin bulunduğu köşeye geldik.ྙ te dolmuşlar yoktu.Ama şimdi var.onlara bile seviniyorum Kars`ta değişiklik olmuş,diye.Bindik dolmuşa ,Musa amcamın yanına vardık.Akşam oğulları Battal,Kayhan,İlhan ve Güven`i gördüm.Hasret giderdik.Maddi durumlarını daha da düzeltmişler.Hepsi benim eski mesleğim soğuk demirciliğe devam ediyorlar.İlk aldıkları tek katlı evlerini onarmışlar.Yanına iki katlı bina yapmışlar.Bir de Ford minibüs…Sevindim.Anne A- zizgül abla ve gelinleri misafirlerini canla başla ağırlıyorlar. Ya sevimli çocuklarının çevremizde dolaşmaları… Bursa`da akrabalardan ilişkimi kesmedim, çocuklarım yabancı olmasın diye Ama bu evde Kars`ın orijinalliği yaşanılıyor. Bursa`daki küçük değişimler yok .Seviniyorum:`Çocuklarım Kars`ı ,Kars orijinalliğini yaşıyor.Akşam güzel sohbet.Can Aykan`ı tren tutmuş.Başım dönüyor,dedi.Ümit Bürkan`da öyle.Aykan uyudu. Yıllardır Battal`ı görmemiştim.(16)yıl. Çok da yaşlanmamış.Saçlar simsiyah.Benim saçlar beyaz.Kayhan`a bakıyorum.`Yine çok neşeli,diye düşünüyorum.Diyorum ki: -Kayhan sen internetteydin. Resmin vardı.Altında ‘Filozof Kille` yazıyordu.Bu neyin nesi? Bizim müteahhit internete.Kayhan `Kars`ta insanları en çok güldüren adam` diye yazıyordu.Gülüyor her zamanki neşeliliğiyle.Ben onu o kadar özlemiştim ki... Ertesi günü köye gidilecek dolmuş durağını arıyoruz. Eski garajların hemen yanındaki işhanının önünde Değirmenköprü(Cedere)minibüsünü buluyoruz.Çantala-rımız sırtımızda tanıdık bir ses: -Oooo kimler gelmiş! Bir bakıyorum kardeşim Musa. Kahvaltı dükkanı var.(üç-beş masa).Sarılıyoruz.on iki yılın hasreti: -Ben minibüste yerinizi ayırırım,diyor. Çantaları bırakıyoruz yine merhum Çobanoğlu`nun gazinosunun önünden geçip kaleye yöneliyoruz. Kiliseyi görüyorum.Çocuklar burası Kars müzesiydi.Şimdi Kümbet cami olmuş,diyorum.Yukarı çıkıyoruz.Eski 30 Ekim ortaokulu`nu gösteriyorum: -Bak Bürkan İsmet Paşa İlkokulu onarıma alınınca bu okulda iki yıl çalıştım. Seni buraya getirmiştim.Sınıfta çekilmiş fotoğrafların da var. -Tamam baba, diye usancını belirtiyor. Üç kez oturup dinlenme ile kaleye çıkıyorum.İlk baktığım şey,girişte duvara taş sürtülen dilek tutulan taştı.Herhalde vazgeçilmiş, duvardaki taşta pek iz yok.Celal Baba türbesini gösteriyorum.Öyküsünü anlatıyorum,bildiğim kadarıyla.Üçümüzde Fatiha okuyoruz.Bir siyah araba görüyorum.Bu arabanın belediyeye ait olduğunu anlıyorum.Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu`nu görüyorum.Tanışmadım.Yoğunluğunu anladım.Kale ile ilgili direktifler veriyordu.Tırmandık kaleye o arada çocuklar TRT` 3`te bir program vardı ya işte o program buradan yayınlandı.Ozanların,spikerin bulunduğu yer işte tam burası ,diyorum.Kalenin en yükseğine çıkılacak bölümün giriş tarafını gösteriyorum.Merdivenleri çıktık.Tam bayrak direğinin yanına çıkamadık.Kapı kilitliydi.Kapı yanında fotoğraf çektirdik.Kars`ın genel görünümü ,uzaklarda dağlar.Bayılırdım o dağlara,yeşillikler ve TV istasyon binasına bakmaya…. Saat 10:30 kaleden iniyoruz. Tam Kümbet Cami`nin yanındaki trafoyu gösteriyorum `Çocuklar bakın bu elektrik trafosunun demirini ben bağladım,diyo- rum. Bir ‘Üf baba!` çekiyorlar`.Elimdeki fotoğraf makinesını uzatıyorum. Kümbet Camii inceleyenlerden biri fotoğrafımızı çekiyor.Kaleyi gösteriyorum resmimizi çek,diye.İki kez resmimizi çekiyor.Fotoğraf makinemi alırken teşekkür ediyorum.Yüzüme anlamsız bakıyor.Turist olduğunu fark ediyorum: -Thank you much!diyorum ,mutlu oluyor.Çocuklar: - Haydi baba döner yiyelim, çok güzeldi diyorlar, dünkü.Yine aynı dönerciye varıyoruz.Esnafa bakıyorum suskun,durgun dükkan önlerinde.Çocuklar döner yiyorlar,lezzetli bir şekilde.Musa`nın dükkanına varıyoruz.Akrabam Arif`le karşılaşıyoruz.Biniyoruz minibüse.Köylülerle tanışıyoruz.Köşede oturan bıyıklı,dolgun birisi var.onu tanımıyorum.Yanındakilerle sohbet ediyor: - Salih Şahin`in ‘Ölçek gazetesi var.İlle gel dedi,konuştuk… Konuşmalarında galiba Salih Şahin`le söyleşi yapmış.Şiirlerini vermiş. - Sizi tanıyamadım,dedim. - Ben Bekir Aktaş.Köyde bana ‘Bego` derler Hiç duydun mu? - Duydum evet,Hani İstanbul Radyosu`nda çalışan. - Evet işte O`yum, diyor.Hep duyar,merak ederdim.Söylerdiler:Bizim köylü Bekir Aktaş İstanbul Radyosu`nda türkü söylüyor, ozan. Ben neyi çok istesem arzu etsem, merak etsem,yıllar sonra da olsa o dileğime kavuşurum. Eğer bir şeyi çok merak etmişsem. Çevremdekilere hep söylerim,ben çok şanslıyım. Merak ettiğim bir şeye eninde, sonunda kavuşurum.derim de inanmazlar.Ankara`da Kurtuluş Savaşı Müzesi`ni yine aynı duyguyla gördüm.Geç de olsa,Atatürk orman Çiftliği`ni de aynı… En çok arzu ettiğim İstanbul Üniversitesi`nin o ünlü görkemli girişinden içeri girmek. Önünde kaç kere durup da seyretmişim. Hatta arkadaşım Efendi Naki orada okurken(Eczacılık Fakültesi`nde )Fakülteye girdim,gezdim.İlle de o İstanbul Üniversitesi`nin girişinden içeri girip de orada öğrenci olarak okumak.İçimde ukde kalmıştır.1977 İstanbul Beyoğlu Kız Rum Lisesi`nde üniversite sınavına girdim ama talihsizlikle sınavı yarım bırakıp en erken ben çıkmak zorunda kaldım… Hep ona kabahati bulurum,erken çıkmasaydım…371 eşit ağırlıklı puanla Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsü`ne kayıt oldum.orayı okudum.Defalarca üniversite sınavına katıldım.Kazandım bazı yerleri ama şimdi Açıköğretim Kamu Yönetimi 4.sınıfa geçtim.Yaş 46 ben okumaktan vazgeçmedim. Yola koyulduk. İlk durağımız Arpaçay.orası da değişmiş,güzelleşmiş.İki yıldır çarşamba günleri pazar kuruluyormuş.Üç yıl ilkokulu okuduğum taş bina yıkılmış.O bina yanmış.O binayı görünce Hem rahmetli Aşır dedemin kardeşi Aslan dedemi (Binayı yapmış.) Hem de rahmetli ilkokul öğretmenim İsmet Aktaş`ı andım. Köye vardık,yemyeşil cennet gibi.Minibüs artık herkesi kendi kapısına bırakıyor. Gidecek yolcuları sabahleyin kapıdan da alıyor.Artık belediye otobüsleri Ve Koç Köy`lü Dursun Amca`nın otobüsü yok.Rahmetli Bayram Amca`nın ‘Dere dolduran` otobüsü yok…Dayımlarla görüşüyoruz.İki dayım var,biri hiç evlenmemiş(Fethi Dayım),65 yaşlarında.ona çok üzülüyorum.Köyün tozu(Rüzgar esiyordu)Ümit Bürkan`a musallat olan alerjiyi azdırdı.Nefes alması zorlaştı.(İlk defa oluyordu) .Fethi Dayı`ma bizi tepeye çıkar,köpeklerden koru dedim.Tepeye çıktık, at ve eşek var.Can Aykan`a:Köyde ata bineceğim,diyordun.Hadi bin ,dedim.Baba ben korkarım ,dedi..Ümit Bürkan atladı eşeğin üzerine.Eşek huysuzlandı,bir hayli.Aykan`ı da eşeğe bindirdim,içinde ukde kalmasın,diye.At ve eşeğin yanından ayrılarak ‘Tandır Gavluk`una yönlendiriyorum.Boğa dikenleri koparıp,soyuyor çocuklara uzatıyorum` Hayır yemem`diyorlar .İsrar ediyorum,nafile.Ben üzülüyorum,oysa çocuklukta en çok boğa dikenini severdim.Okuduklarıma göre çok da yararlıymış.Neyse` Tandır Gavluk`una yaklaşıyoruz.Eyvah!çocukluğumda geldiğim çimenliğin yarısını seller götürmüş.İki uzun tepeciğin arası …Tandır yapmak için kav alırlardı kadınlar.Kav alınan yer anlamında ‘Tandır Gavluğu`diye köyün ağzındaki tabiri bozmadım.Tam gömülmek istediğim yeri yani çocukluğumda uzandığım yer (aradığım noktayı)sel götürmüştü.,üzüldüm.Hep düşlerdim ,korkardım.oraya gömerler miki?Gömseler de yalnız mezar nasıl olur?Diye düşünürdüm.Bürkan sitem etti: - Baba benim ota,köpeğe,toza alerjim var.Üçü de var bu köyde.Şimdi de çimenlere getirdin.Aldırmadım bile,uzandım çocukluğumdaki gibi çimenlere,kapadım gözlerimi.Dinledim köyümün düşük frekansındaki asıl doğanın sesini.3-5 danamı hayal ettim.Bak, çocuk halit uzanmış..Kara İnek`in ,Nergis İnek`in Kürt`ün İneği`nin danaları otluyor. Gömüldüm çimenlere,özledim çocukluğumu.Çünkü çocukluğumun ilk anısı,ilk başlangıcı o kavlığa köpeklerin havlamalarıyla ,korkusuyla yengem Lalizer`in israrıyla gelmiştim.(Yine bugün yengem lalizer`in kardeşi Ankara`da ölmüş.).Çok ilginç Ben,Tandır Gavluğu ve yine yengemi hatırlamam.Anımsadığım ilk günüm.O korkulu günüm.Köpekleri atlatmıştım da o kavluğa ulaşmıştım.Belki o anki köpeklerden kurtuluşumun minnet duygusudur buraya, burayı özleyişim… Dönüp eve geliyoruz.Dayımın evleri eskimiş.Ama kapısında teknoloji,evin içinde koltuklar,televizyonlar,telefon;kapının önünde traktör ve aparatları ama yorgun odalar ve ahır.Eski odaya giriyoruz. Hemen Halil Ağa Dede`nin (İdris dedemin dedesinin)kılıcını arıyorum, yok duvarda.Çocukluğumda o kılıcı muhteşem görürdüm.Anlatırlardı.Halil Ağa yaylayı yedi gün yedi gecede almış.Gelirken bir kurdu yakalamış.Ağzını burnunu kesip köye getirmiş.İşte o kılıca çocukluğumda eski bir uygarlığın kalıntısı gibi saygıyla,korkuyla bakardım.Şimdi kılıç yoktu! Çocuk- lara söyledim.Yine yüzlerini ekşittiler.`Üf baba!`dediler. Büyük dayım yaşlanmış. Torunları var.Ama küçük dayım şanssızlıklardan Evlenememiş. Hep eve hizmet etmiş. Gözüm onda,yıllar beşer,onar gibi yüzünün çizgilerinden okunuyor.Başında şapkası,ya elleri!O ellerden neler geçti.Ne emekler,hani nerede?Evler eskimiş.Teknolojinin birkaç esintisinden başka ne var?Oysa o emekler sanayi şehirlerinde kaç katlı apartmanlar olurdu.Gemlik Körfezi`nde evimiz.Evim körfezi görüyor.Yazın Gemlik`ten Küçükkumla`ya (tatil köyüne)küçük gezi teknesi kalkar.Dolu tekne,müzik eşliğinde dans edenler ,eğlence…Ben o an köyümü düşünürdüm.onlar tarlaları biçiyor.Dudakları çatlamış,elleri nasırlı,yorgun ve bitkin.Yorgunluktan kapanan gözleri uykuya çakilmiş,gecenin onunda.Ama gezi teknesi daha yeni Gemlik`ten kalkmış.üç km uzakta süzülüyor evimin yakınında…Köyüm,dayım,dayımın elleri ve üzgün yılların kahrını anlatan yüzü.Neler var duygularında,düşüncelerinde.Bir gün evvel :Taş olsaydım,odun olsaydım,ama insan olmasaydım,demişti.O aklıma geliyor.Niye dayı, diye sordum.`O ki ölüm var…`diyor.Bu beni daha çok yaralıyor. Şehirde olsaydı belki yaşamı farklı olacaktı… Gece yataklarımıza çekiliyoruz. Köyümün tatlı uykusu.Sabah uyanıyoruz.Kahvaltıdan sonra çocuklar kazları görüyorlar.Lise ikinci sınıfa geçen oğluma bak,kazların peşinden koşuyor.Erkek kaz ‘pıssss` diye bir karşı koyuyor., o kaçıyor.Sonra küçük oğlum deniyor.Erkek kazın tepkisinde ` Anneeeeee!` diye bağırıyor.Buradayım oğlum,baban burada,diyorum.İçe- rideki çuvalda arpayı keşfetmişler.Avuç avuç arpa alıyorlar kazların peşine koşuyor- lar.Gelir mi kazlar?Oğlum sakin sakin verin,yerler diyorum.Dinleyen kim? Dayımların irice bir köpeği var her seferinde havlıyor bizimkileri korkutuyor… Dayıma mezarları ziyaret edelim, diyorum.Sağ olsun kırmıyor bizi.Gidiyoruz. Mezarlıklar duvarla çevrilmiş. Dağınıklığından eser yok,memnun oluyorum.Önce annemin annesinin ve babasının mezarlarını ziyaret ediyorum.Sonra da babamın babasının mezarına geliyoruz.(Babamın ve annesinin mezarları:Babaannemin ki İstanbul/Atışalanı babamın ki İki Telli Köyü mezarlığında.)Dayım Kur`an okuyor,dua- lar ediyoruz. Ama bu mezar ve mezar taşı benim yüreğimi yakıyor. Çünkü on iki yıl ön ce 1993 ağustosunda bu mezar taşlarını rahmetli babam Hamit Mehdigil`le getirmiştik.Kerim (Öztürk) amcamın,mezarı yapmasını tembih etmiştik.O da yapmış. Allah razı olsun. 1993`te babamla birlikte Bursa`ya geldik. oradan babam İstanbul`a gitti.1994 mayısında (sigara yüzünden)akciğer kanseri oldu.1994 Kasım`ında vefat etti.Kendisi Kars Tarım İl Müdürlüğü`nden emekli olmuştu.Veteriner Park Pazarı`nda servis şoförüydü.Şimdi Park pazarı binasını yıkmışlar.Yakınındaki boğa deposu ve ve küçük lojman duruyor.Köy hizmetlerinin yakınında olan hayvan pazarı…Çocukluğumun ve erğenliğimin bir kısmı oralarda geçti.Benden küçük esmer kız arkadaşımla da orada tanışmıştık.Anılar işte…Evet elimde tutunduğum o mezar taşını babamın anısına tuttum.Çünkü babacığım bu mezarı ve köyü bir daha göremedi! Bürkan ,babacığım ‘Hani geçen yıl gazetede okumuştuk.,petrol araştırılan yere gidelim.`Meseleyi dayıma açtım.Dayım,ilk denemede matkap kırıldı.İkinci de aynı oldu.ama olmadı!...Çok umutlanmışlardı.Köyün yollarını asfaltlamışlar,koca otuz tonluk araçlar gelmiş.Olmamış.Burukluk yaşanmış.Amerika`n,İngiliz ortaklığı bir şirket üstlenmiş.Aklıma,acaba bu kuyuyuda mı diğerleri gibi açıp kapatmışlardı… kaygısı geldi. Traktörle gittik Bürkan merakla inceledi.500 metrekarelik bir alan vardı.Kaldırım şeklinde otuzar metrelik uzunlukta birer metre arayla betonlar dökül- müş. Kapattıkları yerde çamurdan başka bir şey yok.Buruk döndük.Bürkan`a zaten bizim ‘Çürük` diye bir çayırlık bataklık var.(Bir atın gömüldüğünü söylerlerdi.)oradaki arklardan sanki petrol yığını akardı.Hatta yıllar önce birisi gelmiş.Bu köyde petrol var,demiş.Para toplamış,Cedereli`yi kandırmış, kaybolmuş.Güya Ankara`ya gidip,araştırma yapıp petrol çıkarttıracakmış!Şu an Gemlik`te yaşayan annemin amcası Tellibey Yılmaz (84)hala anlatır:Adam bize dedi,petrol var,çıkarttıracağım,köyü zengin edeceğim,dedi.Paraları topladı,kaçtı,dedi. Çok ilginç yıllar sonra petrol araştırması yapılmış. Benim aklıma hep gelirdi bu,köyümüzde petrol olabileceğini bir de Küçük Çatma Köyü`ndeki Merek.Ama bir türlü önceleri Atatürk Üniversitesi`ne sonra da Kafkas Üniversitesi`ne bildirmedim.Petrol arandı zaten.Şimdi sayın Salih Şahin şu ‘Merek` konusunu da Ölçek Gazetesi aracılığıyla Kars halkına duyurayım.Çünkü önemli olan halkın duyarlılığıdır.Halk duyarlılığı(kamuoyu)istedi mi yöneticiler zaten ilgilenir,görevini yapar.Yeter ki kamuoyu istesin.İşte şimdi Kurtuluş Savaşı`nda ilk kongre yapılan Kars şehrinin halkı bununla da ilgilensin. Kaynak:Cihander Öztürk(ninem, Kars doğumlu.1992`de takriben 98 yaşında Vefat etti.)Bana şöyle anlatırdı: ‘Oğlum biz Ermeniler`den çok çektik.Ermeni eve izinsiz girer ,ahırın kapısını açar,beğendiği hayvanı eliyle işaret eder.Keserdik,etini pişirir yedirirdik.Aşır dedenler silahlarını alır geceleyin giderler,biz savunma yapacağız,derlerdi.Oğul,uşak biz köyde kalırdık.Meğer geceleri Gölün Dağı`na (Tomarlı Köyüne)çekilirlermiş.Rus`da geldi.Rus askerleri kendileri pişirip yerdi.Bizden ne hayvan ne yiyecek isterlerdi.`Ka- ça kaç ‘olurdu. Ethem`in karısı Selvi`yi(bebeği) annesi kaçarken karın üzerine atardı. on beş metre sonra dönüp alırdı, diyordu.Bir gün ‘Büyük Pergitliler`e (Büyük Çatma Ermeniler demiş ki: -Siz Cedere`ye (Değirmenköprü)gidin.Öküz araba katar katar yüklenmişler,Küçük- pergit`e(Küçük çatma)varmışlar.Küçükpergit`te sıralı öküz arabalarını Ermeni askerleri durdurmuşlar.Bu arabalardan erkekleri birer birer almışlar.Kadınlar ,çocuk- lar endişelenmiş,ağlamışlar: -Ne olur erlerimize bir şey yapmayın! Ama dinlememişler alıp götürmüşler. Kadınlara ,akşama doğru : -Siz gidin erlerinizi göndereceğiz. Askerlerin durumundan işin çok ciddi olduğunu (Kocalarına karne falan verip geri gönderileceğini söyledikleri halde, göndermedikle- rinden.)anlamışlar… Oğlum akşamın karanlığında mezarlığın tepelerinden bir sızıltı koptu.Bir arı sürüsü nasıl vızıldarsa ,işte öyleydiler: -Erlerimizi aldılar, geri göndermediler.dediler. Her aileyi evlere paylaştık. Sabaha kadar ağladılar,beklediler.Sabah erken damların üzerine çıktık, bekledik.Baktık bir karartı ,ağır aksak geliyor.Gele gele üstü başı kan ,toprak,çamur içinde bir ihtiyar adam,her şeyi anlattı: -Bizi sıraya dizmişlerdi. Her yerde Ermeni askerleri vardı. Tam çayın yanındaki mereğin kapısından giriyorlardı ,tek tek gidenin boynunu kesiyorlardı.Bana sıra gelince bir şeyler konuştular.`Bu yaşlı zaten ölmüş.`deyip öldürmeden attılar.Üstüme cesetler atılıyordu ,bir bir.Ben hep uğraşıyordum,üste çıkmaya.Herkesi öldürdüler.Sesler kesildi.Gittiler.Ben zorla üste çıktım.İşte şimdi ancak geldim,dedi Oğlum Ermeni bize çok çektirdi çok,dedi. Evet petrol arama yerinden döndük. Kerim amcama uğradık.Bürkan`ın alerjisi yüzünden (toz nedeniyle)artık köyde kalamazdık.Köydeki cenaze evine başsağlığı diledikten sonra,Arpaçay`a geldik.Annemin amcasını da (Adil Yılmaz)gördükten sonra ,Kars`a geldik.Musa amcamın oğlu güven bizi minibüsüyle aldı.Kars`taki Din Görevliler`i mahallesi`ne gittik.Kars`taki tek evimiz olan sattığımız evi ziyaret ettik.Komşularımız hep taşınmıştı.Kimileri ölmüştü.Sonra oradan Kars`ta en uzun oturduğumuz kiralık eve gittik.Rahmetli İl Genel Meclisi Üyesi Hafız Akçay`ın evine.Oğlundan, beş yıl önce öldüğünü öğrendik.Çocuklar,bizim en son ayrıldığımız ev burası…Bürkan sen dört buçuk yaşında,Aykan ise altı aylıktı,dedim.Bürkan evi hatırladı.Remziye Yenge eşi Nafız Akçay`la ve oğulları Ayhan Akçay`la vedalaştık. oradan Daştan Doğan amcama uğradık.Daha sonra Güven ile haberleşerek Ani harabelerine doğru yola çıktık.Esenkent (Cala)Köyü`nde eşimin babası Çocuklarımın dedesi Mevlüt Oymak`ın mezarını ziyaret ettik.Eşimin amcası Gürbüz`ün soğuk ayranını içtikten sonra Ani`ye vardık. Sultan Alparslan`ın Anadolu`ya girdiği ilk kapı karşımızdaydı. orada görevli memur arkadaşa yardımları için teşekkür ederim.Kiliseleri ve Anadolu`da yapılan ilk camiyi gördük.Cami minaresindeki nal taşını (Rivayet:Peygamberimizin atının olduğunu)Güven gösterdi.Eşimin dayısına da ayaküstü uğradıktan sonra akrabam Öğretmen Tuncay Damat`la telefon trafiğimiz hep sürmüştü.Hediye zeytin paketlerimizi dağıta dağıta geziyorduk.Akşam geç de olduk, Tuncay Kardeşime.İsmet Paşa İlköğretim Okulu`nda iki yıl beraber çalışmıştık.Hiç değişmemiş,kendisi genç duruyor.Sevindim tabi.Ellerine sağlık Ayten Hanım`ın güzel yemeklerini yedik.Bu arada şunu hatırlatayım,Dilek her yerde her zaman arıyordu.Bizi misafir edecekti.Yıllardır yazışıyoruz,telefonlaşıyoruz.Şimdi Şile`de Endüstri Mühendisliği okuyor.onunla da ayrı bir gurur duyuyorum.Aykan uyuyor.Bürkan Berke ile sardırıyor.(İyi anlaşıyorlar.) Ozan tıpta okuyor beyefendi bir genç.Bu arada Tuncay`la kalıp kalmamayı konuşuyoruz.Bürkan`ın alerjisi bizi Kars`ta kalmaktan alıkoyuyor. Ertesi gün hastane yakınlarında Atatürk heykelini görüyoruz,gururla.Üzerindeki yazıları okuyoruz.Yapan Prof.Dr Tankut Öktem.Şu an Gemlik`teki evime altı km uzakta atölyesi..Ne heykeller yapmış orada bir görseniz! Nihayet Dilek`le buluşuyoruz. Kayabaşı Şelalesi ve çay bahçesine gidiyoruz. Ne güzel olmuş oralar öyle.Yapanlara teşekkür ederim. Şelale önünde fotoğraf makinesindeki son karemizi Dilek`le çekiliyoruz.Dilekçiğim o kadar duygusal o kadar vefalı ki…Yalnızca iki yıl okuttum.Diğer yıllar teneffüslerde ‘öğretmenim!`diye bağırırdı, Yanıma gelir bana sarılırdı. O öğretmen sevgisi hala devam ediyor.Dilek e diyorum ki ilk görev yerim Adana –Karaisalı Çevlik Köyü`nde ilk okuttuğum öğrencilerimden Ferit Akkoç vardı.Bir o bir de sen ilginizi benden kesmediniz.Şimdi sana bir şey teklif edeceğim.Gördüğün gibi iki oğlum var,kızım yok.Sen benim manevi kızım olur musun?Hiç düşünmeden ‘evet ‘diyor.Ferit`e de mesaj çekeceğim` Benim manevi oğlum olur musun?`diyorum,Dilek`e.Ve Ferit`e de mesaj yazıyorum… Dilek`e burada bir akrabam olduğunu onda da bir gece kalacağımı sonra da gitmek zorunda kalacağımı söylüyorum. Boynu bükük kalıyor. Çünkü evinde misafir etmeyi çok istemişti.Ben de üzülüyorum.Çoktan Tuncay kardeşim otobüste yerlerimizi ayırmıştı. Akşam eşimin akrabası Faruk Oymaklar`da kalıyoruz.Kars insanının misafir perverliği orijinalliği bu evde de çocuklarımı etkiliyor.Kendilerine teşekkür ediyorum.Gece Buzhaneyi,parkı geziyoruz. Merhum Çobanoğlu`nun heykelini görü- yoruz.Ertesi gün Kafkas Kars otobüslerinin yazıhanesindeyiz.Dilek`in telefon mesajları beni mutlu ediyor.Artık bir kızım vardı,benim de.Kızımla telefonlaşıyoruz.Çocuklar acele ediyor.,yine aynı dönercilerin dürümünü yerken çıkageliyor Dilek.Otobüs terminaline götürmek üzere servis otobüsü de geliyor.Hasretle Dilek`le vedalaşıyoruz.Dilek,Tuncay ve Güven`in de son anda terminele getirdiği o Güzelim bal ve kaşarlarla Kars ile vedalaşıyoruz. Kars`ımdan ,on iki yıl`Kendimden`uzak kalıyorum;dört gün kendime kavuşuyorum.yine ayrılıyorum.Hoşça kal serhat şehrimiz.Hoşça kalın doğal,orijinal Kars`ımın insanı.Şu yirmi altı yıllık görev süremde beş yılda sana hizmet ettim.Ama söz veriyorum yine hizmet edeceğim, ömrüm vefa ederse…Hoşça kalın,hoşça kalın…
Yazı Sahibi
Etiketler
kendimden+uzak+on+iki+yil , kendimden , uzak , 111n , İki , yıl , halit , mehdigil , gezi , hikayeleri ,
Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
3
Aralık
1
Kasım
29
Kasım
21
Ağustos
19
Ağustos
14
Ağustos
7
Temmuz
27
Haziran
29
Ocak
2
Kendimden Uzak On İki Yıl
• Halit Mehdigil • Gezi Hikayeleri • 3018 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Mart
1
Aralık
11
Makyavelizm`den Kısa Özet
• Halit Mehdigil • Felsefi Makaleler • 973 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
2
Milattan Sonrasına Ağlamak
• Halit Mehdigil • Hayata Dair Denemeler • 763 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
16 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||