kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Toplumsal Hikayeler

Kınamakla Olsaydı


Kınamakla Olsaydı

Torununa köy evinde düğün yapmak Murat’ın dedesinin en büyük arzusuydu. Gelin adayı Berna, hem dedeyi kırmak istemiyor hem de modern düğün hayalinden kolay vazgeçemiyordu. Sonunda dede iki genci ikna edip aynı zamanda da gönüllerini alacak bir çözüm bulmuştu. Çiçeği burnunda âşıkları balayına gönderecekti. Masalar kuruldu, yemekler hazırlandı, davul zurna eşliğinde eğlence sunuldu konuklara. Yüzlerinin akıyla güzel bir düğün yaptı iki aile. Sıra yeni evlileri uğurlama gelmiş, kadınların ellerindeki mendiller ıslanmaya başlamış, erkekler gündem konularını bir kenara itip sessizliğe bürünmüş, çocuklar bile oyunu bırakıp gelin arabasının etrafına dizilmişti çoktan. El salladılar “B ve M” harfleri ile “evleniyoruz, mutluyuz” yazısının bulunduğu arabanın arkasından.

……………………

— Günaydın aşkım!
— Sana da canım. Of, başım çok ağrıyor!
— Tabii ağrır, ama aşkım sen de fazla kaçırdın şarabı hani.
— Tamam, tamam; hadi bana ağrı kesici bul.
— Aman da kırılırmış benim nazlı çiçeğim! Hemen çıkıyorum aşkım, kıyamam ben sana. Kahvaltıyı odaya mı isteyelim, aşağıda mı yeriz?
— Burada yiyelim, tembelliğim üzerimde bugün. Kolumu kaldıracak durumda değilim.
— Tamam, güzel karıcığım; sen nasıl istersen.
— Daha burada mısın sen? Hadi, git artık.
— Çıktım bile.

Sevdiği kadına hayranlıkla bir kez daha bakıp çıktı odadan. Berna da acele etmeden kalktı ve iyi geleceğini düşünerek banyoya geçti. Çıktığında hâlâ söyleniyordu.

— Şarabı fazla kaçırmışmışım. Dün akşam öyle demiyordu küçük bey. Nerede bu tarak? Buldum işte, demek buradasın. Aşkım…

Murat’ın, tarağın dişleri arasına sıkıştırdığı üzerindeki notta “Seni seviyorum!” yazılı kâğıt, Berna’nın tüm ağrılarını dindirmişti bir anda. Birkaç kez okudu notu yüzünde gülümsemeyle.

— Bu adam sevilmez mi hiç? Ben de neler diyorum ona!

Bu sırada Murat çarşıya gelmiş ve nihayet bir eczaneye rastlayabilmişti. Sabahın bu saatleri çarşının gün içindeki en yoğun zamanıydı. Kalabalığın arasında hangi dükkânın nerede olduğunu anlamak hiç kolay değildi.

— Bir ağrı kesici lütfen!
— Tabii, istediğiniz belli bir tane var mı?
— … varsa iyi olur.
— Peki efendim.
— Borcum ne ka…

Önce korkunç bir gürültü, ardından tozun dumana karışması… Binalar yerle bir, yollar kalkık çökük, her yana savrulmuş insan parçaları, kan, çığlıklar, feryatlar, inlemeler… Öyle bir patlama ki taş üstünde taş kalmamış; hastane, postane, karakol… tüm resmi ve sivil binalar yıkılmış… Kim bilir kaç bomba patlamış aynı anda ve kim bilir kaç can yitmiş bir solukta? Bir yaralı, yanında duran kol parçasına mı yaşayıp yaşamadığını bile anlamadığı az önce olanlara mı şaşıracağını bilemeden yatıyor; bir başkası kaybettiği bacaklarının henüz farkında değilken bomboş etrafına bakınıyor… Böyle onlarca, belki yüzlercesi sarmış tüm çarşıyı.

Berna patlamanın etkisiyle yere düşmüş, bir dakikaya yakındır öylece yatıyordu. Depremi yaşamıştı daha önce, ama o zaman patlama olmamıştı.

— Deprem değilse neydi bu?

Ayağa kalkmaya cesareti olmasa da merak onu pencereye yöneltti. Dumanlar, koku, bağrışlar, siren sesleri, koşturanlar…

— Gaz patlaması mı oldu acaba? Büyük bir yangın galiba. Murat! Aman Allah’ım, yoksa… Hayır, bunu düşünmemeliyim. Telefonum nerede?

Faydasızdı, ulaşmaya çalıştığı hiçbir hat düşmüyordu. Ne Murat, ne annesi, ne babası, ne de başka bir yakını. Televizyonu açmayı denedi, elektrikler de kesilmişti ne yazık ki. Yarım saat kadar uğraştı elinde telefonla. Vazgeçtiği ihtimale doğru yaklaşıyordu zihni.

— Ne duruyorum burada, gidip kocamı bulmalıyım bir an önce.

Kocası… Bu kelimeyi kendisi için ilk kez kullanıyordu. Aceleyle üzerine bir şeyler geçirip çıktı odadan. Dışarıda tam bir izdiham vardı. Herkes panik içinde sağa sola koşuşuyor, yakınlarına ulaşmak isteyenler birbirini eziyor, çoğu turist olan bu insanlar şehre acemilikleri sebebiyle bilinçsizce hareket ediyorlardı. Berna çarşıya yaklaştıkça, içindeki kötü his artıyordu. Dumanlar içindeki, harabeye dönmüş bu yabancı yerde Murat’ı bulabilmesi; kolların gövdelere uymadığı bir cehennemde sevdiği adamın da olduğunu düşünmesi…

Yanık ve kan kokusu genizleri yakıyor, siren sesleri ağıt gibi yankılanıyordu. Gücü tükenmek üzereydi artık, yılgınlığa her saniye daha da teslim oluyordu. Gözleri kararıyor, dizleri tutmuyor, ayakları gitmiyor… Silkindi!

— Kendine gel Berna, Murat’ı bulmadan pes etmek yok! Aklını topla, bir şeyler düşün, işe yarar bir çözüm bul… Allah’ım, insan ne yapar ki böyle bir durumda? Ambulans! Hastaneye gitmeliyim, hastane nerede?

Hastaneye, karakola, jandarmaya… Aklına gelen her yere gitti, hiçbirinin sağlam olmadığını gördüğünde başlarına gelen bu felaketin adını koyabildi. Hep televizyondan izlediği, gazeteden okuduğu; ama hiç yüzleşmediği o şey, bu kez tam karşısına çıkmıştı en ummadığı anda. Hava kararmış, gece yarısı olmuştu vakit. Sabah on birden beri yürüyor, yorgunluk ve bezginliği ciddiye almamak için, yitmiş canlara bakıp hafızasının canlılığını korumaya çalışıyordu. Ne hissettiğini, ne hissetmesi gerektiğini bilmiyor; kurulu bir robot gibi ilerliyordu enkaz aralarında. Bir an durdu! Arkasına bakıp bakmamakta tereddütlüydü.

— Hayır, benzetmiş olmalıyım!

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve son bir güç aradı kendisine. Geri döndü!

— Muraaaaaaattt! …

Sonunda bulmuştu bir gün önce evlendiği kocasını. O olduğunu seçmek hiç kolay değildi. Kir kana, kan parçalara, parçalar bedene karışmış halde… Kim bilir kaç saat öylece durdu başında? Sabahın ışıkları mı, kurtarma ekiplerinin sesleri mi, gördüğü kabus mu sebep olmuştu kocasının göğsüne yasladığı başını kaldırmasına?

— Hanımefendi, başınız sağ olsun! Lütfen isminizi ve yaşadığınız şehri söyler misiniz? Cenaze işlemleri için yardımcı olacağız, başka tanıdığınız var mı?

Konuşacak durumda değildi, başını sallamakla yetindi ilk anda. Bilgileri verip düğünlerinin yapıldığı eve gitti kocasının naşıyla birlikte. Cenaze, taziyeler, kırkı, elli ikisi derken; herkes çekilmiş, bir başına kalmıştı şimdi. Günlerdir evden çıkmamış, kimseyle görüşmemişti. Elinde düğün fotoğraflarıyla, televizyonda düğün kasetiyle geçiriyordu zamanını. Ailesi her gün arıyor, Berna’yı kendi yanlarına çağırıyorlarsa da yalnız kalmayı istiyordu o. Yine çalıyordu evin telefonu.

— Efendim anne!
— …
— Kimsiniz?
— …
— Hangi konuda?
— …
— Hayır, bundan bahsetmek istemiyorum.
— …
— Hayır dedim, anlamıyor musunuz? Haber yapacak konu mu kalmadı elinizde?
— …
— Anladım, peki öyleyse.

Bir televizyon kanalı, terör mağdurlarıyla görüşmek üzere program hazırlıyordu ve Berna’yı da konuk olarak davet ettiler. Özel bir hazırlık yapmadan, aynaya bile bakmadan çıktı evden. Eskiden olsa iki saatten önce hazırlanamaz, Murat’ı kapı önlerinde bekletirdi hep. Yine doldu gözleri, yeninin bu kadar çabuk ve kolay eskiyeceğini düşünmemişti hiç.

……………………..

— Saygıdeğer konuklar, hepiniz hoş geldiniz. Bu akşam burada, hepimizi ilgilendiren bir konu için bir aradayız. Bildiğiniz gibi bundan iki ay önce sivillere yönelik büyük bir saldırı oldu. Terör kurbanları ve mağdurlarına buradan baş sağlığı diliyorum her şeyden önce ve bilmenizi isterim ki bu vahşi cinayetleri tüm benliğimle kınıyorum.

Son cümle balyoz gibi inmişti Berna’nın beynine. Cinayet, kınamak… Neler diyordu bu adamlar böyle? Dayanamadı ve öfkeyle atıldı söze.

— Cinayet mi? Cinayet mi? Bu ne duyarsızlıktır böyle? Kınıyorsunuz öyle mi? Yazıklar olsun hepinize! Daha yaşadıklarımızın ne olduğunu bilmeden, düşünme zahmetine dahi katlanmadan, acımıza saygısızlık etmek pahasına topladınız bizi buraya. Madem bilmiyorsunuz, anlatalım size. Terör denen meçhul sevdiğinizi, annenizi, babanızı, kardeşinizi, dostunuzu ya da eşinizi aldığında ilk olarak, kaybettiğiniz kişiyi rahat ettirirsiniz. Ya ondan sonra… Elinize en güçlü silahı da alsanız boşa savurur durursunuz günlerce. Beddua edersin, isyan edersin, kavrulursun… Kime? Sonra mı? Kalakalırsın çaresiz, boğazında düğümle yaşar gidersin bir ömür boyu. O dehşet hayat arkadaşı olur insanın, bir an bile bırakmaz yakanı. “Bu cinayettir!” derler, daha da içerlersin terörle cinayeti bir saymalarına. Aynı değildir terörle cinayet, yan yana bile değildir. Cinayete kurban gitse sevdiğin, intikamı er geç alınır. Katilin hapiste çürümesi ya da öldürülmesi insanın içine su serper. Onun da acı çektiğini, rahat olmadığını bilmek kendi acını biraz olsun hafifletir. İntikam alınmıştır çünkü. Ya terörde… Kimden intikam alacaksınız? Her intikam girişiminizde bir tatminsizlik daha eklenir öncekilere. “Ya o değilse?” sorusu hep kemirir içini. Nereye kadar, ne zamana kadar sürecek bu çaresiz direniş? Akılları çıldırtan bu eli kolu bağlı haller içimizdeki fırtınayı daha ne kadar zapt edebilir ki? Kınıyorsunuz, öyle mi? Yıllarca kınadık durduk beğenmediklerimizi, olmasını istemediklerimizi, yanlış gördüklerimizi… Kınamak her yerde işe yarar sanıp terörü de kınadık. Ne kınadıklarımızın soyu tükendi ne de kınamalarımızın sonu geldi. “Bombalı saldırıda yirmi kişi öldü” dediklerinde biz sadece, “kınıyorum” dedik. Hem de gerine gerine, yeter de çok bileymiş gibi dedik. Kınamayın, yeter! İşini iyi yapmayanlar kınayın, belediye çukurlarını kınayın, yere çöp atanları kınayın, saygısızlığı kınayın, tecavüzü kınayın, cinayeti kınayın… ama terörü kınamayın! Mutlaka bir şey yapmak istiyorsanız, çözüm bulunmasını ve önüne geçilmesini sağlayın ki bizler de yolumuza devam edebilelim. Kılıçlarımızı boşlukta sallamaktan, gölgelere nişan almaktan yorulduk artık. Sanmayın ki bugün bize olanlar yarın size olmayacak, çünkü muhtemelen olacak. Terörü kınamaktan ve onu cinayet saymaktan öteye gitmediğiniz sürece, terör sizi birgün mutlaka can evinizden vuracak.


Kınamakla Olsaydı
Yazı Sahibi
Çiğdem Bekar Abilov
Çiğdem Bekar Abilov tarafından 7.8.2008 tarihinde eklendi 342 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Kınamakla Olsaydı isimli yazı, Çiğdem Bekar Abilov tarafından 07.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Okan Çelik yazıyı tebrik etti...
tebrik Mozan Aras yazıyı tebrik etti...
tebrik Zeynep Beygo yazıyı tebrik etti...
tebrik M.furkan Durgun yazıyı tebrik etti...
tebrik Selim Uyar yazıyı tebrik etti...
tebrik Yasin Şahin yazıyı tebrik etti...
tebrik Nesrin Göçtürk Kaya yazıyı tebrik etti...
Okan Çelik yazıyı favori listesine aldı...
Burcu Şener yazıyı favori listesine aldı...
terör kınamakla büyüyor. keşke toplum daha ileri düzeyde bir şey yapabilse. tebrikler


19.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Belki bizi, belki başkasını, belki bir yakınımızı can evimizden vuracak vurmaya ya, sen de bu yazınla vurdun can evimden beni. Ne doğru sözler etmişsin, kınamakla olsaydı ! Neler olurdu bugüne kadar, bir anneyi kınadık bir yaşındaki bebeği 3 adama sattı diye, bir babayı kınadık kızını toprağa diri diri gömdü diye, biz her şeyi kınıyoruz kınamaya da kınadıklarımız bitiyor mu ? Hayır! Asla! Halen ölen bebeler, halen kızını toprağa gömenler, her gün can veren ŞEHİTLER! BİZ kınarız, çünkü elimizi kolumuzu bağladılar. Hiç bir şey yapamıyoruz madem, sesimizi az da olsa duyuralım diye kınıyoruz. Ne yapalım? Ben bile bunu söylüyorsam, başkaları ne desin? Acılar yumruk gibi oturuyor yüreğe, Murat`ın ölmesi yumruk gibi oturdu içime. Şimdi ne yapabilirim, elime silahı alıp dağlara mı çıkayım? Yollara mı düşeyim? Medyaya mı gideyim? Olmaz! Hangi medyaya, hangi dağa, hangi yola düşsem geri çevrilirim. Gerçekleri görmek lazım biraz. Toplumu kör ediyorlar. Neden ve kimler? Çok basit bunun cevabı, ah be ATAM ah, bu günler için mi uğraştın? Sevgilerimle ablam.


16.08.2008 tarihinde yorumlandı.

ne dense boş insanımız başına gelmeden bunun nasıl bir şey olduğunu anlamıyor iç acıtan bir konuya parmak basmışsınız tebrikler


15.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Kınamadık, içindeydik. bir askerimizin iki kolu koptu, sadece tek birinin protez parasını verdiler, ikisi birden ödenemezmiş. kınamak yetmiyor sevgili Çiğdem. Haklısın yetmiyor.


14.08.2008 tarihinde yorumlandı.

ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK.BU TÜR GÜNCEL SORUNU EDEBİ BİR ŞEKİLDE DİLE GETİRDİĞİN İÇİN.KALEMİNİZ EKSİK OLMASIN.


14.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Güncel bir olayı çok gerçekçi bir biçimde anlatmışsınız. Böyle bir olayı kınamak en basit tabirle kolaycılığa kaçmak olur. Anlatıldığı gibi olayın toplumsal sebeplerinin ortadan kaldırılması için çalışmaların yapılması lazım. Yakınlarını, evlatlarını, babalarını kardeşlerini kaybedenleri elbette kınama tatmin etmez.


10.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Doğru...Sadece kınamakla olmuyor, yok etmek gerek, kutlarım...


09.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Usta kaleminle yine yüreğimi ağlattın... Kınama basit kusurlar için kullanılırdı, ölümler için kullanıldığında benliğimi isyan kaplar... Terör güçlü empati ile dize gelebilir, silah veya kınamayla değil. Kalemin hep ışıldasın.


09.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Temanız ,anlatımınız,finaliniz çok dokunaklı ve güzeldi..Haklısınız,kınamak yani lafla peynir gemilerini yürütmek,milletçe en iyi yaptığımız şey bizim..Öfke bile kaleminizden güzel damlıyor..Teşekkürler hassasiyetiniz ve paylaşımınız için..


09.08.2008 tarihinde yorumlandı.

tesekkur ederim paylasım için gercektende her kelimesi anlam yuklu bu hikayeyi bize sundugunuz için tesekkur ederim


08.08.2008 tarihinde yorumlandı.

kınamak sanırım en ko9lay ve ucuz yol...harika anlatım tekniğiğn ve günceli hikayeleştirmen mükemmeldi...tebrikler.Terörün dilinden ancak onunla vmücadeleyi amaç edinenler anlar...kan ister terör,yok oluşuda kan içinde olacaktır.


08.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Mükemmel bir anlatım kutluyorum.bu yazıyı 58 kere okuyup sadece üç yorum yazanları kınıyorum.Sevgilerimle


08.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Sadece kınamak... Keşke yetse... Güncel, iç acıtan.


08.08.2008 tarihinde yorumlandı.

şimdilik kınamak yetiyor nasıl olsa...kutlarım bu yazını


08.08.2008 tarihinde yorumlandı.

Abla tebrikler gerçekten çok güzeldi. Konu desen zaten başlı başına ayrı bir yerde ama ilk baştan alıp böyle bağladığın için seni de çok çok tebrik ediyorum. Aynı dediğin gibi. Kınamakla olmayacak. Çok doğru ve çok güzel bir yazıydı. Başarılarının devamını dilerim


07.08.2008 tarihinde yorumlandı.


Aralık
4
Kanlı Kutlama
Mehmet ÇalışkanToplumsal Hikayeler • 30 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Uzaklarda ( 4 )
Burcu ŞenerToplumsal Hikayeler • 72 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Uzaklarda ( 3 )
Burcu ŞenerToplumsal Hikayeler • 55 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
1
Oğlum İçin
Ahmet Ünal ÇAMToplumsal Hikayeler • 56 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
30
Uzaklarda ( 2 ) ( Şiddet)
Burcu ŞenerToplumsal Hikayeler • 39 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Maskeli Rulet (6)
Çiğdem Bekar AbilovBaşkaldırı Hikayeleri • 37 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Aralık
4
Devridaim
Çiğdem Bekar AbilovHayata Dair Şiirler • 36 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Aralık
3
Maskeli Rulet (5)
Çiğdem Bekar AbilovBaşkaldırı Hikayeleri • 52 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Aralık
1
Maskeli Rulet (4)
Çiğdem Bekar AbilovBaşkaldırı Hikayeleri • 70 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Kasım
27
Maskeli Rulet (3)
Çiğdem Bekar AbilovBaşkaldırı Hikayeleri • 87 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mart
20
Saygılar Öğretmenim!
Çiğdem Bekar AbilovMektup Hikayeleri • 1162 kez okundu. • 18 kez yorumlandı.
Mart
19
Benden Şair Olmaz
Çiğdem Bekar AbilovBaşkaldırı Şiirleri • 874 kez okundu. • 54 kez yorumlandı.
Ağustos
23
İlk Misafir
Çiğdem Bekar AbilovFantazi Hikayeleri • 800 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Nisan
11
Canım Cep Arabam!
Çiğdem Bekar AbilovFantazi Hikayeleri • 675 kez okundu. • 24 kez yorumlandı.
Şubat
22
Selametle!
Çiğdem Bekar AbilovLirik Şiirler • 664 kez okundu. • 25 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kınamakla Olsaydı, Kınamakla Olsaydı hikayesi, Kınamakla Olsaydı hikaye, Kınamakla Olsaydı nedir?, Kınamakla Olsaydı hakkında bilgi, Kınamakla Olsaydı hikayeleri, Çiğdem Bekar Abilov hikayeleri, Kınamakla nedir, Kınamakla hikayesi, Kınamakla hikayeleri, Olsaydı nedir, Olsaydı hikayesi, Olsaydı hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi




ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Myspace Layouts | Mortgage Calculator | Gas Suppliers | Mortgages | Web Advertising | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul