Kırılan Bir HayatKırılan Bir HayatGecenin 3’ü olmuştu ama Mehmet’in odasının ışığı hala yanıyordu. O gecede uyumadı sabahladı.son günlerde bunu hep yapıyordu, sabahlara kadar ders çalışıyordu. Yaklaşmıştı astsubaylık sınavı. Çocukluk hayali askerlik için sınava girecek kazanırsa da aslan gibi bir asker olacaktı.hep bu hayalle büyüdü. Tek hayali askerlik değildi. Bir hayali daha vardı ki hiç aklından çıkmazdı. O hayalini nakış nakış yüreğine işlemişti. En büyük hayali Zeynep’ti… Zeynep diyince akan sular dururdu. Zeynep diyince zorlar kolay olurdu. Zeynep diyince kıvılcımlar yangın olurdu. Zeynep’in bir bakışı ferman, susuşu volkandı. Odasını bile Zeynep’in gözlerinin rengine boyatmıştı. Hep onun gözlerinde kaybolur sonra da onun gözlerinde can bulurdu.Komşularının kızıydı Zeynep. Emekli bir albay kızıydı. Eski bir askerin kızı olduğu içindi belki de asker olmayı bu kadar istemesi… Zaten Zeynep’in babası diyordu kızımı askerden başkasına vermem diye. Mehmet’te önce asker olacak sonrada Zeynep’i alacaktı. Zeynep’i çok seviyordu. Onsuzluğu düşünemiyordu. Aç kalabiliyor susuz kalabiliyor uykusuzda kalabiliyordu ama Zeynepsiz kalamazdı. Kendi seviyordu ama acaba Zeynep’te seviyor muydu?... Aynı mahallede büyümüşlerdi ama birbirine çok uzaktılar. Zeynep hep uzak, hep öte,hep ulaşılmazdı. Mehmet’te bir o kadar ürkek bir o kadar çekingendi. Hiçbir kıza karşı böyle değildi. Arkadaşları çok çapkın olduğunu söylerlerdi. Gerçekten de öyleydi ama Zeynep’e karşı asla öyle olmadı olamadı. Zeynep hep kaf dağının arkasındaki Anka kuşu Mehmet ayağı olup yürüyemeyen , eli olup tutamayan bir türlü varıp kavuşamayan yüreği yangın yeri çileli bir aşıktı… Sınav günü geldi çattı. O sabah erkenden kalktı. Önce soğuk bir duş aldı bütün miskinliğini atıp dinç olmak için, sonra güzel bir kahvaltı yapıp evden çıktı. Hava çok güzeldi Zeynep’te çok güzeldi. Sınav salonunda aklında hep Zeynep vardı. Sınav kitapçığını almış sayfanın başına kocaman Zeynep yazdı, Zeynep için… Bir hafta sonra açıklandı sınav sonuçları. Başarmıştı, kazanmıştı… Yüreğinde volkanlar koptu. Artık asker olacaktı. Artık hayalini gerçekleştire bilecekti.artık Zeynep’e seni seviyorum diye bilecekti. Bütün bunlar senin için diye bilecekti. Bir haftaya kadar kazandığı okula gidip geçici kaydını yaptırıp sağlık kontrollerinden geçecekti sonra da asıl kaydı yapılacaktı. İşte diyordu asıl kaydım yapılsın işte o zaman diyordu hep… Okula geleli iki hafta olmuştu. Arkadaşları çok seviyordu. Bir haftadır hastaneye gidip geliyorlardı. Her gün onlarca kontrolden geçiyorlardı hepsinden de sağlam raporu aldıkça hayallerine, umutlarına, Zeynep’ine biraz daha yaklaşıyordu. O gün kontrollerin son günüydü.bütün testler olumluydu. En son göz kontrolü vardı. Ondan da sağlam raporu aldığı zaman hemen Zeynep’i arayıp seviyorum seni diyecekti… İçeri bir bir giriyorlardı. Her giren bir sandalyeye oturuyor gösterilen harfler okuyorlardı. Bütün arkadaşları girip çıktı hepsi çok mutluydu. Sıra Mehmet’teydi. Sonunda girdi o soğuk odaya. Hiç sevmedi o odayı, hiç sevmedi o doktoru nedense bir soğuk geldi ama neyse dedi zaten bir iki dakika sonra çıkarım diyordu. Oturdu kara bir sandalyeye uzaktaki bir panoya doktor bilgisayar yardımıyla harfleri sıraladı. Sonra okumasını söyledi ama Mehmet susuyordu. Oysa Mehmet susmamalıydı. Okumalıydı o harfleri ama tahtada hiçbir şey göremiyordu tahta bomboştu. Tahtayı görüyordu, tahtada Zeynep’in hayalini de görüyordu, doktorun soğuk bakışını da görüyordu… Her şeyi görüyordu da bir türlü o küçücük harfleri göremedi. Sonra sallamak geldi aklına belki dedi tutar bende tutunurum bir yerlerden hayata diye. Sonra aklına ilk gelen harfleri söyledi Z,Y,N,P… Dili o harfleri söylerken bütün kalbide Zeynep diyordu ama olmamıştı. Doktorun yazdığı rapor attığı imza bütün hayallerine son noktayı koydu. Eve telefon açtı babası çıktı. Çok sevinmişti babası Mehmet’in aramasına. Hep görüşüyorlardı ama her görüşmede sanki yıllardır görüşmüyormuş gibi oluyorlardı. O gün babası uzun uzun konuştu ama Mehmet hiç konuşmadı, konuşamadı… Kelimeler boğazına düğümlendi zoraki bir kelime bir cümle çıkara bildi titrek sesiyle OLMADI!.. Evet olmamıştı ne hayalleri olmuştu ne umutları olmuştu. Bütün hayalleri yıkılınca yangın yerinin ortasına düşmüş gibi kavruldu bütün bir bedeni ve yüreği. En uzak en ücra bir köşe seçti kendine hastanede ve uzun uzun ağladı. Hep neden diyordu neden, nedenini bilmeden. Birde Zeynep diyordu Zeynep’in duymayacağını bile bile… Tam bir ay sonra döne bilmişti memlekete Mehmet. Raporlardı tutanaklardı derken bir ayı bulmuştu okuldan ayrılması. Bir ayın sonunda tekrar dönüyordu memlekete. Mahalle sessizdi, suskundu; Mehmet’te sessizdi, suskundu… Eve geldi zoraki çaldı zili. Bir taraftan içeri girmek istemiyor bir taraftan da hemen girip mahallede kalmak istemiyordu. Eve girmişti evde sessizdi, babası da sessizdi, annesi de sessizdi… Eve sanki cenaze evi soğukluğu sinmişti. Herkes suskun, her şey sessiz her şey mat ve renksizdi. Ölen yoktu ama Mehmet’in bütün hayalleri ölmüştü. Kendini zor attı yatağa ne uyumak istedi ne kalkmak. Hiçbir şey istemiyordu ne isteyeceğini de bilmiyordu. O artık yangının tam ortasındaydı ve hareket edemiyordu çünkü hareket ettikçe canı daha da acıyordu. Günleri böyle zoraki geçiriyordu ne yapacağını bilmiyordu bilemiyordu… Bir gün eve gelirken Rıza amcayı gördü. En sevdiği en çok değer verdiği adamdı Rıza amca ne de olsa Zeynep’in babasıydı. Geleli bir ay olmuştu ama daha bir gün bile gelip sormamıştı bitişik komşusu Rıza amca Mehmet’in durumunu. Bir gün yolda karşılaştı Mehmet Rıza amcayla… Mehmet’e nasılsın nasıl oldun demeden babasını sordu sonrada beyaz bir zarf verdi babana ver diye. Mehmet eline tutuşturulan zarfın ağzını açık görünce hemen çıkartıp baktı. Bir düğün davetiyesiydi. Üzerinde Zeynep ile Ahmet yazıyordu gerisini okuyamadı bile… Zarfı tutacak mecali kalmamıştı. Bir ay önce en büyük hayallerinden birine son noktayı koymuştu. Bu günde Rıza amca son hayaline son noktayı koyuyordu. Kendini eve zor attı, zoraki uzandı yatağına. Yatağına uzandı ama hiç uyuyamadı gözünü bile kırpmadı. Oysaki ne kadar istiyordu uyumayı. Belki uyandığında bunların hepsinin bir kabus olduğunu anlardı. Bunların hepsinin bir kabus olmasını istiyordu ama gerçekti. Ekmek gibi, su gibi, bayrak gibi gerçekti. Gecenin üçünü etmiş ama gözünü bile kırpmamıştı. Ne uyuya biliyordu ne de nefes alabiliyordu. Artık tıkanmıştı, artık bunalmıştı, artık bitmiş dayanacak dermanı yoktu. Yapacak bir işi yoktu, gelecekten bir umudu yoktu, Zeynep yoktu… Bağırmanın zamanı geldi, haykırmanın zamanı geldi, yakıp yıkmanın zamanı geldi, aslında gitmenin zamanı geldi diyordu. Usulca kalktı yatağından, sessizce çıktı kapıdan. Gecenin zifiri karanlığında beyaz gömleği kadar parlıyordu Mehmet’in yüzü. Bütün bir yakışıklılığıyla çıktı evden. Bütün bir sessizliğiyle çıktı evden. Bütün umutlarıyla, sevdalarıyla çıktı evden. Bütün bir Zeynepsizliğiyle çıktı evden. Ertesi gün Mehmet’in yatağı boştu. O artık Zeynep’ten daha uzak Zeynep’e daha yakın bir sevdayla bambaşka bir diyarda bambaşka bir hayata başlıyordu. Aradan çok uzun yıllar geçmişti. Mehmet çok uzaklarda yepyeni bir hayata başlamıştı. Yeni hayatında çok şeyler öğrendi. Yeni hayatı çok şeyler kazandırdı çok şeyler götürdü ama yakışıklığına hiç dokunmadı hayat. O Zeynep’in inadına daha bir yakışıklı olmuştu. Yıllar olmuş Zeynep’i görmemiş ama daha ilk günkü gibi seviyordu, hiç unutmamış unutamamıştı… Pazar günüydü Mehmet yine iki elini cebine atmış sahil park demeden canı nere isterse oraya gidiyordu.kimseyle konuşmuyor, kimseyi umursamıyordu. Ona hayran hayran bakan kadınlara hiç yüz vermiyordu. Kendi sessizliğindeyken kalabalıktan sıkılıp kendini bir kitapçıya attı. Kitaplara göz atarken gözü bir kitapta tutsak kaldı.”Zeynep’in sevdası.” Hemen aldı kitabı kasadaki çocuğa sordu fiyatını çocuk gülümseyerek 150 milyon demişti. Mehmet tereddütsüz çıkarıp verince çocuk şaşırıp ne yapıyorsun ağabey şaka yaptım diyip 140 milyonunu geri verdi. Mehmet bir kez daha tutsak kaldı. Kasada güzel yüzlü çocuğun gözleri ne kadar da Zeynep’e benziyordu. Aklından hiç çıkarıp atamadığı Zeynep’in gözlerinin aynısıydı.çocukla uzun uzun sohbet ediyor Mehmet o gözlere biraz daha bakabilmek için. Gözlerin diyor çocuğa ne kadar güzel. Çocuk tereddütsüz anneme çekmiş diyor sonrada kitabı göstererek biliyor musun annemin adı da Zeynep.babasının adını da Ahmet olduğunu duyunca beyninden vurulmuşa döndü. Yoksa bu kadar uzaktayken bir o kadar yakın mıydı. Çocuğa heyecanla buralı olup olmadığını sorduğunda kalbi fırlayacak gibi oldu. Çocuktan aldığı cevaba çok şaşırdı. “Yok buralı değiliz. Babam subay olduğu için buradayız. Aslında Antepliyiz. Biliyor musun benim dedemde eskiden bir askermiş. Bende büyüyünce Rıza dedem gibi babam gibi asker olacağım dediğinde Mehmet‘in hiçbir şüphesi kalmadı. Karşısındaki Zeynep’in, sevdiğinin,hayalinin oğluydu. Soramadı çocuğa bir türlü annesini, Zeynep’ini, sevdiğini sormadı soramadı ama çocuğa adını sordu çocuk gözleri umut umut yüzü ışıl ışıl sanki ismini çok sevdiğini belli etmek için gururla MEHMET demişti. Mehmet şaşkındı, suskundu,durgundu… Ne güzel ismin varmış kim koydu bu ismi sana dediğin de aldığı aldığı cevap karşısında sanki bir yangına bir göle düştü. Bir yanı kavruldu bir yanı buz kesti. Biraz umutlandı biraz hüzünlendi.aldığı cevap karşısında çok şaşırdı. O küçük Mehmet’ten uzun bir hikaye beklerken tek bir kelimeyle tek bir cümleyle bütün acılarına son noktayı koymuştu Mehmet ; “ Annem, annem koymuş. En sevdiği isimmiş Mehmet. Mehmet’ler çok iyi olur derdi. Mehmet’ler sevilmeye layık olur derdi. Mehmet’ler sevilmelidir derdi. Bunları söylerken nedense gözlerinden yaş gelirdi. Beni severken hep Mehmet’im diye sever bir tek Rıza Dedemin yanında oğlum der…”
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
5
Aralık
5
Kurban Bayramımız Mubarek Olsun
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
• Ali Osman Taşlıca • Yaşamdan Hikayeler • 16 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Ekim
21
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
10
Ağustos
15
Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 655 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
13
Mektup (isimsiz Mektupların İlk Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 598 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Sana Geldim (isimsiz Mektupların İkinci Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 388 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Ekim
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||