kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Kırmızı Neşter


Kırmızı Neşter

KIRMIZI NEŞTER


I
Birden okulun koca tekerlekli servisi durdu. Kemal elindeki karnesini sağa sola sallayarak olanca hızıyla koşuyordu. Annesi Fatma Hanım, evlerinin kapısında bekliyordu. Kemal gelir gelmez annesinin boynuna atıldı.
- “Anne, sınıfımı pekiyi ile geçtim!” diye çocuksu bir çığlık attı. Fatma Hanım oğlunu bağrına bastı, doyasıya öptü.
- “Aferin benim akıllı oğlum, hadi git de elini yüzünü yıka” dedi.
Fatma Hanım, esmer, orta boylu, iri siyah gözlü, alımlı, çok güzel bir kadındı. Hemşire idi. Beyaz üniformasını giydiğinde meleklere benzerdi. Çok iyi bir kadındı, herkese iyilik yapmaya çalışırdı.
Ne yazık ki yalnızdı. Kocası Ferhat Bey geçen yıl ölmüştü. Bir yıl içinde birçok evlenme teklifi almış fakat hiçbirini kabul etmemişti. Edemezdi; çünkü o hâlâ Ferhat Bey’i seviyordu ve ölene kadar da sevecekti.
Kemal artık büyümüş lise son sınıfa gidiyordu. Boyu uzamış, gözleri irileşmiş, çok yakışıklı bir delikanlı olmuştu.
Fatma Hanım, oğlu Kemal’in bir dediğini iki etmiyor, onu hiç üzmüyordu. Çok çalışsa, çok yorulsa da oğluna belli etmiyor, yalnızlığını ondan gizliyordu. Onun yalnızlığı önemsizdi, önemli olan Kemal’in babasızlığını hissetmemesiydi.
Kemal çalışkan bir çocuktu ve kafasına koymuştu. Bir ‘Doktor’ olacaktı. Belki annesinin hemşire olmasının etkisi vardı ama o en çok babası bir doktor olduğu için doktor olmak istiyordu.
Sınav bitmiş, ana oğul sonuçları beklemeye başlamışlardı. Bu sırada Fatma Hanım’ın kuru kuru öksürmeye başlaması, hatta bazen bayılması Kemal’i çok endişelendiriyordu. Kadın oğluna bir şeyi olmadığını, havalardan biraz etkilendiğini söyleyip geçiştiriyordu. Aslında çok hastaydı. Hastanede yaptırdığı testler hastalığını kanıtlıyordu.
Sıcak bir ağustos günüydü. Ana oğul bahçede çay içerken yeşil takım elbiseli postacı yavaş yavaş yanlarına geldi. Elinde tuttuğu zarfın üzerine bakarak:
- “ Kemal Gürkan burada mı oturuyor?”
Kemal birden atılarak:
- “ Evet, benim. Buyurun.”
Postacı elindeki deftere imza atmasını söyledi, zarfı uzatıp “İyi günler” dedi ve uzaklaştı. Kemal heyecanla zarfı açtı, hızlıca okudu ve bir çığlık attı:
- “Anne, kazanmışım. Yaşasın doktor olacağım!”
Ana oğul kucaklaştılar. Annesi her zaman olduğu gibi hemen ağlayıverdi…
Kemal çantasını son defa kontrol edip aşağıya inecekti. Çantayı açtı. Her şey tamam görünüyordu. Heyecanlıydı, yıllardır hayalini kurduğu mesleğe, doktorluğa, ilk adımını atmıştı. Belki annesinden ayrılmak, hele hele onu bu halde hasta yatağında bırakıp gitmek zorunda kalıyordu ama buna katlanmalıydı. Çantasını eline aldı. Odadan çıktı, merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladı. Annesi salondaki yatakta yatıyordu. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Kemal de hafif bir tebessümle sordu:
- “Bugün nasılsın çiçeğim?”
Kadın cevap vermedi, hala gülümsüyordu. Kemal birden annesinin yanına yaklaştı, omzuna dokundu. Nafile… Kadın ölmüştü. Kemal olduğu yerde kalakaldı. Yüzü koyun yere düşüp bayıldı…



II
Artık yapayalnızdı. Hayatı boş görüyor, yaşamaya değer bulmuyordu. Dünyadaki tek varlığını, annesini kaybetmişti. Ama elinden bir şey gelmiyordu. Okula gidecek, annesinin en çok istediği şeyi başaracak, bir doktor olacaktı. Evlerini satıp buradan tamamen gitmeyi düşünüyordu. Her köşesi mutlu anılarla dolu olan bu yerde kalamazdı, gitmeliydi.
Üniversiteye başlamıştı. Sınıftaki arkadaşlarıyla çok iyi anlaşıyordu. Yalnız biri vardı ki, Kemal ona karşı içindeki kıvılcımların farkındaydı: Pelin.
Pelin, uzun boylu, açık mavi gözlü, ince kıvır kıvır sarı saçlı çok güzel bir kızdı. O da Kemal’e karşı boş görünmüyor, gözleri sevgi dolu bakıyordu. Nihayet Kemal, Pelin’e aşkını itiraf etti. Kız buna çok sevinmiş, mutluluktan havalara uçuyordu.
Birbirlerini çok seviyorlar, iyi anlaşıyorlardı. Aralarındaki sevgi büyük bir aşka dönüşmüştü. Kemal annesinin acısını yüreğinden atamasa da biraz olsun unutmuştu. Artık Pelin vardı. Biricik aşkı, dünyadaki tek varlığı, hayatta tutunduğu tek dalı oydu. Onu çılgınca seviyordu.
Sonunda nişanlandılar. Bu yaz okul da bitiyordu, evlenebileceklerdi. Düğün hazırlıklarına başlandı. Karar verilmişti, evlenince Kemal’in evinde oturacaklardı. Eşyaları zaten tamamdı, fazla masraf edilmeden düğün yapıldı. Artık evliydiler, tayinleri de çıkmıştı. Hem de aynı hastanede görev yapacaklardı. Sabahları beraberce evden çıkar, yeni aldıkları arabayla işe giderlerdi. Tüm gün beraber oluyorlardı, çok mutluydular.
Evlendiklerinin ikinci ayı idi. Pelin’e tuhaf şeyler oluyordu. Durduk yere miğdesi bulanıyor, başı dönüyordu. Kendisi bir doktordu ve durumunu tahmin edebiliyordu ama emin değildi. Ertesi gün tahlil yaptırmaya karar verdi fakat bu işi Kemal Bey’den gizledi.
Tahlil sonuçları belli olmuştu: Pelin Hanım iki aylık hamileydi. Akşam eve döndüklerinde Pelin Hanım kocasına dışarıda yemek yemek istediğini, kendisine bir sürprizi olduğunu söyledi. Kemal Bey olanlardan habersiz bu daveti kabul etti. Yolda Kemal Bey ne kadar ısrar ettiyse de Pelin sürpriz konusunda ağzından tek laf kaçırmadı.
Beraberce deniz kıyısında bir restorana gittiler. Gece olmasına rağmen hava gündüz gibiydi. Ayın ışıkları denize vuruyor, oluşan yakamozlar göz alıyordu. Yemeklerini yediler. Pelin Hanım kocasının elini tuttu ve gözlerini kapamasını istedi. Kemal gözlerini kapattı. Pelin derin bir nefes aldıktan sonra:
- “ Dün tahlil yaptırdım, iki aylık hamileyim. Hazırlan baba oluyorsun”
Kemal Bey’in kapalı gözleri birden açıldı. Gözlerindeki ışık büyüdü, gülmeye başladı. Ne diyeceğini şaşırmıştı. Kekeliyordu. Çok mutlu olduğu her halinden belli oluyordu. Onun bu haline Pelin de çok güldü. Biraz sonra Kemal kendine geldi:
- “ Hayatımda şimdiye kadar aldığım en güzel haber bu, bana bu mutluluğu yaşattığın için sana çok teşekkür ederim aşkım. İyi ki varsın. Şu dakikaları ömrüm boyunca unutmayacağım” dedi.
Pelin’in hamileliğinin 7.ayıydı. Kemal Bey eşine izin almış, artık çalıştırmıyordu. Hatta evde bile işleri kendi yapıyordu. Çok mutluydu, onun mutlu olması Pelin Hanımı da çok mutlu ediyordu. Haftalar ilerliyor, Pelin’in doğumu yaklaşıyordu. Kemal karısından da heyecanlı görünüyordu. Eşini hastaneye götürdü, kendisi de hep yanındaydı.


III
Serin bir eylül akşamıydı. Ortalık karanlıktı. Ay sanki zoraki duruyor gibi hiç ışık saçmıyordu. Kemal Bey hastanede nöbetçi idi. Odasında hastaların raporlarını inceliyordu. Birden Aslı hemşire odaya girdi:
- “ Kemal Bey çabuk, eşiniz fenalaştı, galiba doğum zamanı geldi!” dedi.
Kemal oturduğu koltuktan fırlayarak hemen yukarı kata çıktı. Pelin Hanım acılar içinde kıvranıyordu. Kemal Bey karısının nabzına baktı, çok hızlı atıyordu. Etrafındaki hemşirelere dönerek:
- “ Çabuk doğumhaneye kaldırın!” dedi.
Doğumhane hazırlandı. Kemal Bey çok heyecanlı idi. Normal doğuma daha 10 gün vardı. Üstelik bu doğumu kendisinin yaptıracağını hiç düşünmemişti. Doğum başladı. Kemal Bey bir yandan doğumu başarı ile tamamlamak için uğraşıyor, bir yandan da Pelin Hanım’ı öyle acılar içinde görmeye dayanamıyordu.
Fakat bir aksilik vardı. Pelin Hanım çok kan kaybediyordu. Hem de çocuk bir türlü gelmiyordu. O sırada kadın bayıldı. Kemal Bey Semra hemşireye dönerek:
- “ Ameliyathaneyi hazırlayın, başka çare kalmadı” dedi.
Kemal Bey çok korkuyordu. Bütün bu olanlar ona bir kabus gibi geliyordu. Bir an önce bu kabusun bir mutluluk tablosuna dönüşmesini istiyordu. Kendi karısını, biricik Pelin’ini ameliyat edecekti. Kendine olan bütün güvenini yitirmişti. O anda “Doktor arkadaşlarımdan birini çağırsam mı?” diye düşündü. Ama vakit yoktu, başarmalıydı.
Ameliyat başladı. Pelin hâlâ çok kan kaybediyordu, kalp atışları da iyice zayıflamıştı. Bir saat kadar bu uğraş sürdü. Artık Pelin Hanım nefes almıyordu. O anda Kemal Bey’in yüreğine bir köz düşmüş gibi içi kavrulmaya başladı. “Sakin ol, kendine gel. Bari yavrunu kurtar!” diye bir ses geldi içinden. Evet, çocuğu bari kurtarmalıydı.
Nihayet çocuk doğdu. Ama nefes almıyor, ağlamıyordu. Çocuk dakikalar önce ölmüştü. O sırada Kemal bayıldı. Hemşireler onu içeri götürüp iğne yaptılar. Kemal kendine geldi ve uyudu.


IV
Birden gözlerini açtı. Karşıda demir bir yatak ve boş bir dolaptan başka bir şey yoktu. Dışarıda bir baykuş durmaksızın ötüyordu. Sol avucunda bir ağrı hissetti. Avucunu yüzüne doğru kaldırdı ve yavaşça açtı. Elinde bir neşter vardı, kıpkırmızı bir neşter. Avucu kan içindeydi. Hemen o iğrenç sahneyi hatırladı. Artık Pelin yoktu. Hele minik çocuğu, biricik kızı, doğmadan, ona baba diyemeden ölmüştü. Kendisi bu sol avucundaki neşterle öldürmüştü onları. Elindeki neşteri olanca hızıyla sıktı. Eli kanıyor, kan damlaları yattığı beyaz çarşafın üzerine damlıyordu. Annesinin ölümünden beri hiç böyle açı çekmemişti. Onların ölümünden kendini sorumlu tutuyor, kendini bir katil, bir cani gibi hissediyordu.
Avucundaki neşter eline iyice girmiş, parmak kemiklerine dayanmıştı. Ama kalbindeki acı kadar hissetmiyordu elinin acısını. Birden Pelin Hanım’ın kendisine hamile olduğunu söylediği o deniz kenarını, o yıldızlı geceyi anımsadı. O zaman nasıl da mutluydular. Sağ elini saçına götürdü ve koparırcasına çekmeye başladı saçlarını. Gözündeki yaşlar birbiri ardına düşüyor, yanaklarından boynuna süzülüyordu. Yavaş yavaş doğruldu. Sağ bileği ile gözyaşlarını sildi. Titreyen eliyle avucundaki neşteri çıkardı. Demir alet rengini kaybetmiş, üzerindeki kanlar kurumuş, neşter kıpkırmızı olmuştu. Neşteri eline aldı ve hızlı bir hareketle sol bileğine vurdu. Sonra da sağ bileğine.
Neşter elinden düştü. Bileklerinden akan kanlar yere yayılıyordu. Odanın içindeki beyaz fayanslar adeta kırmızıya boyanmıştı. Pencereden yıldızların akisleri yere vuruyor, odanın içinde yıldızlar görünüyordu.
Kemal daha hızlı nefes almaya başladı. Gözleri de yavaş yavaş kapanıyordu. Birden ayak sesleri işitti. Kalkıp kapıyı kilitlemeyi düşündü, artık ölmeliydi. Hayatta kalıp acı çekmenin, sevdikleri insanların ardından yas tutmanın bir anamı yoktu. En güzeli onlara bir an önce kavuşmaktı. Ayağa kalkmak istedi, yavaşça doğruldu. Sağ adımını atar atmaz gözünün önüne siyah bir perde çekildi ve boylu boyunca yere uzandı. Artık kurtulmuştu ve acı çekmeyecekti. Ölümün korkunç soluğu onu içine hapsetmişti ve oradan hiç çıkarmayacaktı…
HÜSEYİN DÖĞENTAŞ



Kırmızı Neşter
Yazı Sahibi
Hüseyin Döğentaş
Hüseyin Döğentaş tarafından 12.7.2008 tarihinde eklendi 181 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Kırmızı Neşter isimli yazı, Hüseyin Döğentaş tarafından 12.07.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Müslime Uğuz Öngeli yazıyı tebrik etti...
güzel bir hikaye, tebrikler


03.10.2008 tarihinde yorumlandı.

Olay daha uzun zamana yayılması gerekirken kısa tutmuşsunuz sanki bir kitabın özeti gibi durmuş. Bölüm bölüm yazıp aceleye getirmeseydiniz keşke. Saygılar.


12.07.2008 tarihinde yorumlandı.


Aralık
5
Adak (10 Bölüm Son)
Aylin BaşdemirYaşamdan Hikayeler • 5 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
5
Kurban Bayramımız Mubarek Olsun
Zeliha OkanYaşamdan Hikayeler • 19 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
Ali Osman TaşlıcaYaşamdan Hikayeler • 24 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
Ali Osman TaşlıcaYaşamdan Hikayeler • 16 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Bir Anjiyo Hikâyesi
Münevver ErilmezYaşamdan Hikayeler • 21 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
22
Sivrisinekler ve Dtp!
Hüseyin DöğentaşGüncel Makaleler • 123 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ekim
3
Akp Başarılı Mı?2
Hüseyin DöğentaşSiyasi Makaleler • 226 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ekim
2
Akp Başarılı mi?
Hüseyin DöğentaşSiyasi Makaleler • 220 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Temmuz
23
Yabancı Dilimiz
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 431 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
19
Cuma Namazı ve Türkçe İbadet
Hüseyin DöğentaşToplumsal Makaleler • 574 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Haziran
25
Türkiye`de Öğretmen Olmak!
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 840 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
19
Cuma Namazı ve Türkçe İbadet
Hüseyin DöğentaşToplumsal Makaleler • 574 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Temmuz
23
Yabancı Dilimiz
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 431 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Kpss
Hüseyin DöğentaşEğitim Makaleleri • 328 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Haziran
5
Sessiz Çığlık
Hüseyin DöğentaşYaşamdan Hikayeler • 278 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kırmızı Neşter, Kırmızı Neşter hikayesi, Kırmızı Neşter hikaye, Kırmızı Neşter nedir?, Kırmızı Neşter hakkında bilgi, Kırmızı Neşter hikayeleri, Hüseyin Döğentaş hikayeleri, Kırmızı nedir, Kırmızı hikayesi, Kırmızı hikayeleri, Neşter nedir, Neşter hikayesi, Neşter hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi




ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Reptile Supplies | Remortgages | Credit Counseling | Loans | Repair Bad Credit | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul