Kısa Bir Aşk HikayesiKısa Bir Aşk HikayesiYastığa yapışmış kafasını kaldırırken dökülmüş uzun siyah şaçlarına baktı. kirpiklerininarasından zar zor görebiliyordu.İri vucudu kollarına ağır geliyor,mecalinin olmadığını hissediyordu.Diğer kolunun da yardımıyla doğruldu.Kalbi şakaklarında atıyordu ,fiziğine göre küçük güçlü parmaklarıyla ovalamasa patlayacaktı sanki...Geniş alnının üstünden tüm beynine dalgalar halinde acı yayılıyordu.Yatağın kenarına tutunarak banyoya gitti.Kafasına değen duşun altına girdi.Hızla çarpan su,yıpranmış duygu kırıntılarını da atıyordu üzerinden.Burnunu ,genizini açmıştı sıcak su buharı.Derince bir nefes almaya çalıştı.Göğüs kafesinde taş vardı ve kaldıramıyordu.Bir iki dakika içinde ağrılarının azaldığını ,nefes almasının rahatladığını hissetti.Banyodan çıkarken buğulu aynayı eliyle şöylebir silip,aksine baktı.Yakışıklı sayılabilecek yüzünün göz altları torba olmuş, yanakları şişmişti.Beğenmedi kendini.Köpüğü eline sıkıp uzunsakalına yedirdi ve traş oldu.Kolonya yüzünü yakmasına rağmen tekrar sürdü.Titrek parmaklarla çıkardığı sigarasını muhtar çakmağı ile yaktı. Çabuk çabuk iki nefes aldı,Duman ciğerlerine dolarken o da düşüncelere dalmıştı. Daha önceden de tanımasına rağmen ilk olarak yemekhane sırasında farketti onu; sarı dalgalı uzun saçları ,yaramaz çocuk misali gülümsemesi,ışıl ışıl mavi gözleri ile çakışmıştı. Proje müdürünün sekreteri olmasına aldırmadan kaçak bakışlarına yanıt verdi.O an içinin kıpırdadığını, Nataş’ın da ona ilgisinin olduğunu anladı. Ancak zar zor bulduğu işi de kaybetmek istemiyordu.Özel iş bu,geleceği iki dudak arasında .Lokmalar boğazına takılmaya başlamış ,soğuk terler basmıştı.Yemeğini herzamankinin aksine oldukça yavaş yedi.Arada onun masasına gözattığında kendisine bakıldığını anladı.Peşinden gitmeliydi. Yemekten sonra Svetnoy`dan Sretenka` ya çıkan arayollardan birine sapan Natali`yi takip etti, Sağ taraftaki site girişine ulaştığında o da köşede göründü. _ Merhaba ,neredeydin şimdiye kadar ?dedi çocuk sesiyle. _ Merhaba ,ya sen? Usulca Orhan`ı kendine çekip uzun uzun öptü. Genç adam bu tatlı rüyadan hiç uyanmak istemiyordu ancak öğle paydosu da nihayetinde bir saatti. Akşam mesai sonrası Vedenha Parkında buluşmak üzere ayrıldılar .Sretenka’da boşaltılmış eski binalar yeniden hasır ,kolon, kiriş atılarak sağlamlaştırılıyor tekrar dizayn ediliyordu.Ve beton dökmeden önceki kablo kanallarının atılması lazımdı. Öğleden sonrası için çok hızlı bir şekilde çalıştı.Akşam olabilecek her türlü aksaklığa karşı tedbirini aldı.Son dakika golü olmasına izin veremezdi.Ha buarada olayın duyulmaması için yakınlarına bile en ufak bir şey söylemiyordu. Saat yedi olunca koşarak eski binanın bir odasında elbiselerini değiştirdi.Seri hareketlerle saçlarını yıkadı ve arkadaşından aldığı deodorantı bolca sıktı.Sevdiği mavi kot pantolonunu ve siyah tişörtünü giydi. Aynada sonkez kendisine baktı.Ehh işte…. Farklı duraklardan bindikleri metroda ,her dakika başı tren gelmesine rağmen saniyeler geçmek bilmiyordu.Tren gelince enkolay inebileceği köşeyi seçti.Birinci , ikinci ara durak ve nihayet .Rusça Vedenha durağına gelindiği anons edilir edilmez hazırlandı ve bir kedi çevikliği ile indi.Yürüyen merdivenlerden koşarak çıktı, geç kaldım korkusuyla. Acaba orada mıydı, gerçekten kendisini bekleyecek miydi ?Ya da gelecek miydi ? Bütün bunları düşünürken parkın içine de girmişti.Durdu. Kendisinin bile ummadığı kadar sakin bir şekilde etrafına bakındı.Kalbinin başına buyruk atışını dinledi. Ağustos olmasına rağmen akşamüstü serinliği vardı ve hafif bir rüzgar yolların iki yanındaki ıhlamur ağaçlarının yapraklarını sallıyordu Durak çevresindeki kalabalık biraz dağılınca o yaramaz gözleri yine yakaladı. Tüm şüphelerinin boş olduğunun ayırdına vardı.Hatta biraz utandı kendinden böyle düşündüğü için .Sıcak ve yumuşak ellerini tuttuğunda rahatladı. -Priviyet -Priviyet O deniz mavisi gözlerini dikerek -Nasılsın , iyi misin Orhan ? -Ben…İyiyim , iyiyim “ dedi şaşkınlıkla. O sıra üzerinden atamadığı çekingenlikle “şimdi ne yapacağım” diye düşünüyordu.Hiç bir planı yoktu ve hava kararıyordu…Pırıl pırıl gökyüzü; kızıldan eflatuna ,laciverte dönerken el ele yürüyüp birbirlerinden konuştular. Neşeli sesi ile U2 dan Bono’ya nekadar çok benzediğini söyledi. -Yok canımmm … -Evet öyle; dedi genç kız yabancı şivesi ile . Yavaş yavaş pek kimsenin geçmediği bir yere gelmişlerdi.Banka oturdular ve hiç konuşmadılar , gelene geçene aldırmadan seviştiler.Saat iyice ilerleyip gece yarısı olunca Natali, Orhan’ın göğsüne yasladığı başını kaldırdı. -Gidelim mi? -Haydi , dedi isteksizce. Metro girişinde Nataş evini aradı. Birkaç kelimeden sonra annesi ile konuşmasında önceleri küçük sesli nazlı ifadeler yerini yalvarmaya sonra da yüksek sesli tartışmaya bıraktı.İzin çıkmamıştı.Metro’da ertesi gün aynı saatlerde Sretenka durağında buluşmak üzere ayrıldılar.İçi içine sığmıyordu.Mutluluğunu tanımlayacak sözcük yoktu .Ama bu ilişkinin en ,azından bir süre ,sır olarak kalması gerekiyordu.Uzun bir gece olacağa benziyordu.Sabırsız ve stresli… Sabah olup iş koşuşturması rayına girince zamanın nasıl akıp gittiği anlaşılmıyordu. Ta ki öğle yemeğine kadar ...Gizli saklı bakışmalarını sürdürdüler.İlk buluştukları yerde ilkgünkü heyecanla sarıldılar birbirlerine.Yoğun günün ardından akşam olunca Sretenka durağına gitti. Bakındı ,kimsecikler yoktu.Aslını söylemek gerekirse o hariç herkes vardı.Ne olmuştu birdenbire ? Dünün istekli hatunu bugün onu ekmiş miydi acaba ? Dünkü yaşadıklarını birdaha gözden geçirdi. Ona göre kızın böyle bir şey düşünmesi bile ihtimal dışındaydı. Saat dokuzu kırkbeş dakika geçiyordu.Biraz daha geç kalırsa bir saatin nekadar uzun bir süre olduğunu anlamış olacaktı. “ Herhalde artık gelmez , bir problem olduğu kesin “ diyordu kendi kendine .Onu çeyrek geçerken gitmeye karar verdi. “Dur, belki bu trende “ deyip her tren gelişinde yaptığı gibi tüm yolcuları tek tek gözden geçirdi.Yine yoktu. Tren kalkıp etraf sakinleşince merdivenlerden inen orta boylu ,çiçekli mini eteğinden balıketli olduğu fark edilen ,sarışın acaba o muydu? Yüzünün kızardığını, terlediğini hissetti. O harfini uzatarak ; -Oorhan , geldim işte ; deyip sarıldığında beklemesi strese ve kızgınlığa dönüşmeye başlamış genç adam sanki bir buz gölüne düşmüşcesine soğudu, ilk andaki yüz ifadesi yumuşadı.Kız; melodik konuşması ile neden geç kaldığını , proje müdürünün toplantısının uzamasının ,sekreteri olduğu için, mecburen kendisini de etkilediğini ve haber veremediğini anlattı.Kalbinin huzurlu atışlarını dinliyordu.Sözcüklerin bir anlamı yoktu, geldi ya .Trene binip sakin bir koltuk seçtiler.Arada “beni affettin mi” diyen sözlerine sessizlikle cevap verildiğinde anlıyordu ki henüz değil…Bütün şirinliğini takınarak : -Bize gidelim mi ? dedi. -Olur ,dedi genç adam ,belli belirsiz gülümsemesi ile. Dakikalar sonra adamın ince dudaklarının ucu yukarıya çevrilip gözlerinde parıltı belirince, genç kızın neşesi de yerine geldi.Metro’dan inip vagzal ( küçük bakkal )dan yiyecek bir şeyler aldılar. Uzun,beş katlı apartmanların kare gibi birleştiği bir siteye geldiler .Siteyi içten içe dönen bir yol ve onun da ortasında akasya ,kayın, ıhlamur ağaçlarının bulunduğu büyükçe bir park vardı. İkinci blok ilk kat sağdaki daireye girdiler sessizce .İçeri girer girmez acele hareketlerle biryandan kapıyı kilitleyip biryandan da öpüştüler .O an söz tutkunundu…. Sabah olup yorgun ve bir okadar rahatlamış bedenleri ile yataktan isteksizce kalktılar. -Ne olur, bugün gitme ; dedi Nataş . -Biliyorsun , gitmem lazım.Öğle arasına kadar ne kadar uzun zaman var. Tanrım , kapıdan çıkmadan özledim seni; dedi ve sıcacık öptü kızı. Gündüz iş yerinde olabildiğince ona bakmamaya çalışıyor,kazara gözgöze geldiklerinde kızın kendisine bakıp diğer arkadaşları ile konuştuğunu görüyordu.Kızıyordu ve dedikodunun onların bu ilişkisini yıpratacağını düşündüğünden anlaşılmaması için inanılmaz bir gayret gösteriyordu.O kadar ki ; Orhan`ın ilgisiz davranışları Natali`yi çileden çıkarıyordu. Ona bakıp iç geçiren , hayal kuran ve insafsızca atıp tutan arkadaşlarının olması işi daha da güç kılıyordu. Akşam olup da buluştuklarında kızın iğneli sözleri ve kaprislerine dayanmak ,hayli zordu. Konuşmalarının arasında Nataşa için sakalın daha romantik olduğunu ayırt etti ve bir ay süre ile hiç kesmedi. Orhan üstünü giyindi, yatağa oturdu ve bir sigara daha yaktı.Saat henüz beşbuçuktu.Aynı düşünceler aklını bir kenarından yakaladı...... Sabırsızlıkla işinin bitmesini bekliyor ,arada onu görecek fırsatlar yaratıyordu ama uzaktan. Her buluşmada farklı bir metro durağını seçiyorlar, sonra ya parka dolaşmaya çıkıyorlar ya da Natali`nin Kievski Prospect`teki evine gidiyorlardı. Su gibi geçen bir ayın sonunda beraberce, annesinden ayrı yaşayan babasının köydeki evine gitmeye karar verdiler.Proje müdürünün şoförü Mahmut abi onu evinin önüne bıraktığında karanlık parkın bir köşesinde bekliyordu.Uzun süren bir tren yolculuğu sonunda yarım saat yürüyüş yaparak daça (köy evi)’ya ulaştılar. Orada çocukluk arkadaşları ile tanıştı.Çok mutluydu ve uğruna izinsiz olarak , işlerini bir gün önceden bitirdiği halde , dışarı çıktığı bu pazar gününde başka hiç bir şey düşünmek istemiyordu. Geceden başlayarak ,iplerini arzularının ellerine bıraktılar. Her öğle arası gittikleri buluşma yerine beklemesine rağmen arasıra gelmediğinde ozamanlar bunu iş yoğunluğuna bağlamıştı.Bu gelmeyişler giderek artan sıklıkta olmaya başlayınca kendisine itiraf edemese de işlerin yolunda gitmediğini anlamıştı. Onun hayatın her anını dolu dolu yaşama isteği önceleri yaşamına mutluluk katsa bile sonraları temposuna yetişememe ve yeterli desteği gösterememe korkusuna kapıldı. Tüm iyi niyetine,onu mutlu edecek şeyleri yapmaya çalışmasına rağmen sonuçta kendisi formendi. Bu korku ve şüpheler askerden beri kendisini göstermeyen ülserini azdırmaya yetmişti.Daima bir ikilem içindeydi.Bir yandan içini yırtar gibi boğazına kadar gelen acı , diğer yandan mutlu olma isteği. Ona kalırsa ikisi beraber yaşanabilirdi.Mantığı ise bu ilişkinin sonuna geldiğini haykırıyordu. Ta ki soğuk bir duş gibi evin kapısından geri çevrilene kadar kabul etmek istemediği gerçek tokat gibi yüzünde patladı.Gecenin ilerleyen vaktinde ,iyice serinlemiş ekim akşamında parkın kenarındaki bankta “bir ihtimal gelir ve bütün olanları açıklar “diye düşündü.Umudunu kesip yapayalnız Kızılmeydan`ın yanında Rassiya Otelindeki odasına döndüğünde içinde patlamaya hazır bir volkan , elma şekeri elinden alınmış ağlamaya hazır bir çocuk, ne yapacağını bilmeyen avare gibiydi.Ertesi gün küçük bir laf oyunu ile kızın enyakın arkadaşı Lena`dan Halil bey`in evinde olduğunu öğrendi.Ve traş takımının kendisinin getirmesini rica etti. Sonra hızlı bir şekilde neden terkedildiğini düşünmeye başladı.Belki ona karşı tavizkar olmasa, yumuşamasa ,çoğu rus erkeği gibi terslese ;farklı olurdu diye geçirdi içinden.Daha önce göremediği ayrıntılar tek tek aklına geliyordu.Mütemadiyen gecenin geç vakti gelen ve sinirli şekilde biten telefon konuşmaları ,işyerinde kendisini kaş-göz ile işaret etmesi ve gülüşmeleri şimdi iyice anlamlı geliyordu. İş arkadaşları ile laflarken personeldeki Tunceli`li hemşehrisinden proje müdürü Halil bey`in Türkiye`deki eşinden boşandığını öğrendi.Taşlar yerine oturuyordu. İstenmediğini kendisine Lena`nın söylemesi, karşılaştıklarında Nataş`ın gönlünü almaya çalışır tarzda konuşması ,bu ayrılığın kendi kusurundan olmadığı duygusunu uyandırdı. Onu sadece parasal sebeblerden dolayı bıraktığını düşündü.Daha önceki aşkları ve ayrılıkları geldi aklına .Karşılıksız ve beklentisiz sevdikleri gelecek kaygısından dolayı bırakmışlardı . Sonra onun erken yaşta yaptığı evlilikten ne kadar çok yaralandığını hatırladı . Aynı şamarı tekrar yediğini düşünmenin verdiği öfke ile sarsıldı. Bu kadar basit olamazdı. Böylebir nedenin yaşadıklarını hepten anlamsızlaştırdığını bildiğinden kabul edemiyordu bir türlü. Oda arkadaşı birlikte biraz fıstık, bir şişe de Stoliçnaya votka alıp dertleşti.Saat ikiyi geçiyor ve yeni bir gün başlıyordu.
Telif Hakkı Uyarısı Kısa Bir Aşk Hikayesi isimli yazı, Sedat Akyaz tarafından 1/22/2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 127 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Nesr(i) Şiir 2 (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 110 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
30
Eylül
24
Eylül
16
Eylül
4
Ağustos
20
Benim Hikayelerim 3 Askerlikten Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 559 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
14
Benim Hikayelerim 2 Fakülteden Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 170 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
22
Şubat
13
Mart
5
Şubat
22
Ağustos
20
Benim Hikayelerim 3 Askerlikten Sonra
• Sedat Akyaz • Yaşamdan Hikayeler • 559 kez okundu. • 1 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||