kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Başkaldırı Hikayeleri

Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist”

10 / 10 / 2007  Çarşamba tarihinde Gürkan Adam tarafından eklendi, 384 kez okundu...

“― Neden yollardasın? Nereden geliyorsun? Gezginliğinin amacı var mı? Belki bu son yolculuğun olur, merakının, ideallerinin… İdeallerinin merakla buluştuğu toy çocuğum benim… Şu haline bak! Zavallı bir pisliksin! Ağlıyor musun? Hangi sözüm yaktı seni? Ha, ha, ha! Bana bak! Utanıyor musun? Hayallerinden mi yoksa söylemedikle...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Gürkan Adam

Gürkan Adam







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist”



― Neden yollardasın? Nereden geliyorsun? Gezginliğinin amacı var mı? Belki bu son yolculuğun olur, merakının, ideallerinin… İdeallerinin merakla buluştuğu toy çocuğum benim…

Şu haline bak! Zavallı bir pisliksin! Ağlıyor musun? Hangi sözüm yaktı seni? Ha, ha, ha!

Bana bak! Utanıyor musun? Hayallerinden mi yoksa söylemediklerinden mi? Bana kızıyor musun? O çocuğa mı kızıyorsun yoksa? Sana iyi davranılmıyor mu? Kendine ağla kızım! Yüzüme bak! Ağlamayı kes artık! Bunca insan seni dinliyor; yorma bizi…



― Sıcak bir gündü yola çıktığımda… Terden ıslanmıştı her yanım; asfalt zifti sanırım bisikletimin tekerleğini eritti ve doğal olarak

tekerleğimi patlattı.

Yoldan araç geçmesini bekledim. Çok geçmeden bir araç durdu; bana arabadaki genç “yardım ister misiniz” dedi. Ben de “çok sevinirim” dedim ve arabaya bindim. Bisikletimi arabanın bagajına koydu… Önce havadan-sudan konuştuk. Dediğim gibi terliydim… Yanımdaki su şişesinden su içmek istedim. Benim için çok doğal bir güdüyle elimdeki su şişesini o arkadaşa uzattım. İçmek istemediğini söyledi. Nereye gittiğimi sordu. Ben de kenti dolaşmaya çıktığımı anlattım. Yanımda sakız vardı. Bir tane kalmıştı. Yarısını böldüm ve “çiğner misiniz” dedim; istemediğini ima etti başıyla.

Arabaya bindikten yirmi dakika sonra benzin almak istediğini söyledi ve yakındaki benzinliğe girdi. Birkaç dakika sonra benzinlikteki polisler beni zorla buraya getirdiler. Ne olduğunu anlayamıyorum. Tüm bildiğim bu…



― Demek tüm bilmemizi istediğin de bu! Bizi ne zannediyorsun küçük şeytan? Bizi salak mı zannediyorsun?

― Be…

― Kapa çeneni; demek oyun oynamak istiyorsun? Olur…

― Ben hiçbir şey anlayamıyorum. Bütün bildiğim, yaptığım bu. Ne istiyorsunuz onu söyleyin…



* * *

Uzun mermer koridor, iki kişinin hızlı adımlarla yürüyen ayakkabı sesleriyle sorgu katını inletiyordu. Sorgu odasının yanındaki aynalı bölüme girmişti sesler. Sorgu odasından çıt çıkmıyordu.

Ne kadar acemice yapılmıştı bu sorgu odası ve aynalı bölüm; “neden acaba” diyordu kız gözlerini aynalı bölüme dikmiş bakarken. Gördüğü sorgu odalarına, polis katlarına, binasına hiç benzemiyordu. Tüm bu düzen… Herkesin ne olup-bittiğinden haberi olsun istenir gibi hazırlanmıştı sanki… Bu polisler de ne kadar kaba da olsalar hiç polis gibi sorgu yapmıyorlardı.

Burası gördüğü diğer kentlere de benzemiyordu. Her şeyde bir düzenlilik vardı ama ruhsuz gibiydi insanları. Bu kenti tanıyamadan polislerce yakalandığına mı yoksa gereksiz vakit kaybettiği sorgulamaya mı üzüleceğini bilemiyordu.

Yan odadan sesler de biraz dikkat kesilince duyuluyor gibiydi.



― Amirim, zanlı bu şahıs.

― Ufak çocuk işleri için mi geldik buraya? Ne yapmış?

― Suyunu ve çikletini yardım amaçlı arabasına alan Serdar Hasbüke’yle paylaşmak istemiş. Serdar durumdan şüphelenerek yol üzerinde, benzinlik istasyonundaki polislere haber vermiş ve polisler de doğruca buraya getirmişler.

― Nereliymiş? Kimlik bilgileri var mı?

― Araştırıyoruz amirim.

― Yedi ceddine kadar araştırın. Yalnız mıymış? Kimlerle konuşmuş yol üzerinde? Nerede kalıyormuş? Tüm bilgileri istiyorum. Böyle canlılar kaldı mı hâlâ… Benim tez konum bunun gibilerdi… Bir tür hastalık bunlarınki… Sonuncusunu otuz yıl önce demokrasi meydanında idam etmişlerdi… Bugün tekrar o günleri hatırlamak ne kötü…

― Adının Doğa Severcan olduğunu söyledi amirim; fakat yalan söylüyor olmalı ki kent bilgilerinde ismine rastlanmadı…

― Kaçak mı acaba?

― Biz de şüpheleniyoruz amirim.

― Hastahane başhekimine haber verin. Tam da istedikleri türden bir canlı…



* * *

Daha ne kadar bekleteceklerdi burada… Can sıkıcı hayatın sıkıcı insanları… Ne kadar uzatacaklardı bu tutukluluğu acaba. Bir şey yapmadan beklemek, gençlik ritmine göre işkence sayılırdı. Kaçak olduğunu öğrenmemişlerdi henüz. Sahi, neden alıkonulmuştu? Hiçbir şey çalmamıştı; kimseye sataşmamıştı; yoldan geçen birinin tesadüfen ve zorunluluktan arabasına binmişti ve polisler tarafından vakti çalınıyordu… Manyak mıydı bunlar?

Elbette her eyaletin ayrı yasaları olurdu ama nasıl bir yasa kendisini bu duruma getirebilirdi ki?

Doğanın bu düşünceli halini amir ve yardımcısı topuk sesleriyle katı inleterek sorgu odasına girmesiyle bozdular.

Amir, yaşı geçkince, şişman, güleryüzlü sevimli bir kadındı. Her zamanki gülümser edasıyla Doğa’nın gözlerinin içine baktı; sanki acıyor gibiydi:



― Yalan söylüyorsun küçük hanım. Bizleri oyalıyorsun. Aslında suçun sadece bu kentin yasasını çiğnemek değil gibi geliyor bana; neden nereden geldiğini de söylemiyorsun? Nasıl olsa bunu öğreneceğiz… Eğer tahminim doğruysa seni takdir etmenin yanında idamına da oy vereceğim.

Doğa şaşkınlığını gizlemedi:

― Neden idam edilecek mişim? İdamla ne ilgim var ki?

Söyleyecek o kadar çok söz vardı ki dilinin ucuna biriken… Sadece idam çıkabilmişti dışarıya, duyulan.

― Evet idam. Bu çok mu garip geldi küçük hanıma? Kent yaşamının yasalarını bilmiyor oluşun belki hafifletici sebep olabilir halk meclisinin önünde ama kaçak olmanın cezası idamdır. Suçlular cezasını ya çeker ya da ölümü hak eder!

Amir, korkutmaya mı çalışıyordu, yoksa “ciddi ciddi asacak adam mı arıyorlardı bunlar?” diye düşünüyordu Doğa. Şaşkındı sadece:

― İdam… İdam cezaları, bu ilkel kent yasasında geçerli demek…

― Asıl ilkel sensin Doğa Hanım. Her kent yasalarını halkına oylamayla kabul ettirir. Okullarda temel bilgi ve yaşam öğretisi budur. Dersine çalışmıyor muydun? Tembelliğin cezasını çek bakalım!

Bu kurnazlıkları iyi biliyordu Doğa, güya ağzından laf alacaklar, hangi okulda, kentte hangi bilgilerle büyümüşse işlerini kolaylaştıracak sonuçlar çıkaracaklar…

― Evet, öğretirler.

Oysa Doğa hiç okula gitmemişti. Yeteneklerini okulda geliştirmemişti. Okul onun gibiler için tamamen oyalama merkezleriydi. Geldiği sürgün kentte insanlar birbirlerinin yeteneklerini daha doğum olmadan bilebiliyorlardı, birbirlerinin yeteneklerini keşfederek onlara yol gösterir, hayatını paylaşırlardı.

Doğa bu kenti çözümleyememişti. Bu kibar insanların şehrinde suçluydu. “Ne garip bir duyguymuş idamlık suçlu olmak” diyordu. “Burası idam cezasının verilebildiği kibar insanların yurdu”. Gülümsedi içinden. Sorulara yanıt vermemeyi seçti. “Yalan söylemek de suçsa belki idamdan sonra yakar beni bunlar”; içinden kahkahalar atıyordu Doğa, tam bir zırva düzeniydi bu onun için.



― Senin için ne düşünüyorum bilmek ister misin Doğa?

― Benim asıl bilmek istediğim neden bunca zamandır suçlu muamelesi gördüğüm…

― Söyleyeyim. Anayasamızın 3. maddesine göre suçlu bulundun.

― O madde ne diyor?

Doğa ilk açığını vermişti. Sabırsızlıkla zeki

olmak arasında ölüm kol gezebilirdi. Doğa gibi çekik gözlü amir de bunu anlamıştı. Doğa başını öne eğmişti; yapacak hiçbir şey yoktu.

Amir yardımcısına seslendi:

― Gidin kaçak dosyalarından Doğa’nın fotoğraflarını acilen tarayın.

Sertçe “emredersiniz” sesi yankılandı odada. Amir yarım bırakmayı sevmez işgüzar hareketleriyle tekrar Doğa’ya doğru döndü:

― Gelelim sorduğun soruya… 3. madde der ki, senin bu maddeyi bilmene genlerin müsait değil… Şöyle der: “Kent insanları yardımlaşır, paylaşmaz”.

― Ama…

― Aması yok! Yasa çok açık.

― Yardımlaşmak, paylaşmak gibidir.

― Gibidir demek, yardımlaşmayı, paylaşıma dahil etmez.

― Peki, o genç beni arabasına alarak arabasını paylaşmadı mı benimle?

― Hayır. Yolda kalmış birine yardım etti.

― Arabayı paylaşmadı yani benimle.

― Nereden baktığına bağlı. Kendi emeğinle kazandığını başkasının kullanımıyla tüketmediğin sürece bu paylaşım değil yardımdır. Biz kentimizde bireyin emeğiyle yaşamasını ve sosyalliğini de yardımla çözümlemesini uygun görüyoruz. Bu kentin yasasında herkes mutlu ki insanlarımız huzur içinde yaşıyorlar. Hatta senin gibileri istemiyoruz; haline baksana. Ne durumdasın? Ama senin gibi anne memesinden şapur-şupur emmiş sapıklar anlayamazlar bunları.

Doğa son söze değil ama çirkinleşen surattaki gülümsemeye takıldı önce. Annesiyle olan doğal paylaşım nasıl olur da sapıklık olarak anlaşılabilirdi ki? Amir inadına annesiyle olası olan ilişkileri sıralıyordu. Bunların çoğu üreme ve anne-çocuk ilişkileriyle ilgiliydi. Teknolojinin gelişkinliğini anlatıyordu amir. İstendiğinde istenilen tipte çocuk yapılabilir, bakımı da anneye benzeyen bakıcılar aracılığıyla veya doğum yapan kişi tarafından(Doğum yapanın o kişinin annesi olmayabiliyormuş) biberon işlevli yapay düzeneklerle çocuk besleniyormuşlar. Böylece kadınların memesi sarkmıyormuş. Doğumların da sezaryenle olmasından her kişi mutluymuş.

Doğa, teknolojiye ve sevişmeye indirgenmiş hayatın bu kadar ballandırılmasını bu yaşlı kadından dinledikçe midesi bulanıyordu. Tek kelime etse bir suçu daha çıkacak, sürgün kentten kaçtığı anlaşılacak ve idamı çabuklaşacaktı. Köşeye sıkışmıştı doğa, “insan” denilenler tarafından.

İnsan kentiymiş güya burası. Bunlara da insan denildiğini düşündü doğa; kibar, manyak insanlar kenti. Karşısında, nasıl emdiğiyle ilgili espriler yaptığını sanan bir insanla, daha fazla kalınamazdı. Sinirden çatlayacak gibiydi. Nasıl kurtulmalıydı bu bataktan? Binanın dışındaki aydınlığa doğru baktı. Cam kırılabilir miydi acaba? Ya kırılmazsa? “Denemeli” diye düşündü. Cama doğru koştu ve “hayatımı sizlerle paylaşmam” diyerek camı kırarak dışarı attı kendini.

Odadakiler şaşkınlık içinde olayı anlamaya çalışıyorlardı.

Amir;

― Salak ana sütünü fazla kaçırmış; hastaneye yetiştirin şunu; ikinci kattan atlayıp kimse ölmedi daha…

* * *

Doğa gözlerini açtığında kolları, göğsü, burnuna kadarki ağız bölgesi sargılıydı. Hastane odasındaydı. Gün ışımış ve dışarıdan konuşma sesleri duyuluyordu. Kaburgaları iğne gibi batıyordu. Gözlerinden başka hiçbir yerini oynatamıyordu. Oda o kadar canlı boyanmıştı ki acılarını biraz olsun dindiriyordu.

Hemşire girdi odaya. Gülümsüyordu. Üç gündür yattığını, hastanede olduğunu söylüyordu. Dışarıdaki konuşmaların kendisi için önemli oluğunu anlatıyordu:



― Halk meclisi bugün ihtiyar kurtların görüşünü oylayacak. Bu konuşmalar, ihtiyarların seninle ilgili görüşleri. Kent merkezinde, sokak merkezlerinde, televizyonda bu konuşmalar naklen yayınlanıyor.



Hemşire odadaki televizyonu açtı. Konuşmaları izlemesini, dinlemesini, bilmesini istiyordu. Hep gülümsüyordu bu kadın. Yaşlı kadın gibi… “beni güle-oynaya asacaklar herhalde” diyordu içinden Doğa.

Yalnızlığı büyüyordu içinde. Sürgün kentten kaçtığına pişman da değildi. Kimseyi dinleyecek durumda değildi ama hemşire sesini açıp kendisi de izlemek için yanındaki sandalyeye oturdu.

“İhtiyar 11’lerin başkanı tavsiye kararı açıklıyor” dedi hemşire.

Doğa hiç merak etmiyordu kararı. Acıları, üzüntüsü, özlemleri, yalnızlığı yetiyordu kendisine. Dalgın dalgın televizyona bakıyordu doğa; konuşulanları duymuyordu; son birkaç cümlesini algılayabildi:



“Bizler idam hükmünün kaldırılması için yıllarca mücadele verdik. İdam cezaları savaşlar gibi tarihin kara lekesidir. İnsanları ve bir insanı cezalandırmanın başka yolları da vardır. Daha insanî cezalardır bunlar. Cezalar insanlık seviyesiyle ilgilidir. Kaldı ki bu küçük kız, Doğa, sürgün kentten kaçmış, bilmediği kentlerde sırf “macera ve merak kişiliklerini” tatmin etmek istemiştir.

Kent sakinleri; yeryüzünün insanları kişiliklerle kurulmuş insan kümelerinin yığınağıdır. Her kişiliğe uygun kent ve ona uygun yaşam biçimi ve ona uygun yasaları vardır. Bizler, yaşlı 11’ler, danışma kurulu, bu insanların paylaşımcı kişiliğine uygun ve ait olduğu hayat havuzu olan sürgün kente tekrar sürgün edilmesini, idam edilmemesini “oy birliğiyle” uygun gördük. Halk oylamasının üç bölümün oylaması olarak yapılması gerektiğini düşündük. Bunlar: idam edilsin, sürgün kente gönderilsin ve bilimsel çalışmalarda denek olarak kullanılsın.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.”



“Gözün aydın” dedi hemşire; “idam harici seçeneklerin de var. Ben açıkça söyleyeyim, oyumu sürgün kent yönünde kullanacağım. Sanırım senin için de en iyisi bu olacaktır.



Buna sevinmeli miydi doğa bilemiyordu.

İnsanların türsel, kavimsel, dinsel, ulusal parçalanmışlığına, kişiliklerine göre parçalanmışlık da eklenmişti. Şimdi kendi sürgünlüğünü yaşıyordu. Kişi ve Kişilikler yüzyılının sürgünlüğünü…

Sürgün kentten kaçmıştı çünkü her şeyin paylaşıldığı yerde kişi olunmuyordu. Herkes birbirinden bir şey bekliyordu. Başkası için yaşarken kendini bulamıyordun. Hayatlar birbirinin içine girmişti; biri diğeri oluyordu; aynılık kişinin kendine yabancılaşmasıydı. Onun için oraya sürgün kent deniliyordu. Kendini hiçbir zaman bulmayacağın yer…

Yaşına göre ihtiyaçları vardı Doğa’nın; mekân değiştirme ihtiyacı, dünya insanlarını tanıma merakı mesela… Kendini bu konuda dizginleyemiyordu. Ama kolu bacağının yanında hayatını da orta yerden kıracaklardı galiba bu insanlar…

Sürgün kentte kalanlar mesut ve bahtiyardı ama o mutlu olamıyordu. Her insan kümesinde “sütü bozuk” çıkıyordu. Belki zamanla kendisi gibi olanlar kişiliksizler adıyla bir küme oluştururlardı. Belki de yaşlandıkça kişilik kazanırdı insan... Peki, o zamana kadar ne olacaktı?

Hayatının geri kalanını düşünemiyordu Doğa. “Başkalarının kararına bağımlı olmak”, hayatın en utanç verici yönüydü. “Kendi kararlarını başkalarının oyu belirliyor. Başkaları senin hayatın üzerine karar alıyor. Bu ne küstahça bir düzen” diye söyleniyordu için için… Kendi hayatında söz sahibi olmamanın acısı kırıklarından fazlaydı. Elinde olsa tekrar, düşünmeden fırlatır atardı bedenini…



Halk oylaması bitmişti. Odadaki televizyonda oylama sonucu göründü:

“İdam: %15, sürgün kent:%55, bilimsel çalışmalar için: %30”



Hiç olmazsa idam edilerek öldürmeyeceklerdi.

“Bu da bir gelişmedir insanlık adına” dedi hemşire.

Gülümseyemiyordu çenesinin kırıklığından Doğa; Hayata geri dönmüştü; “sürgün kente geri dönmek tüm bu yaşananlardan iyidir” diyordu içindeki ses. Sürgün kenti de özlemiş sayılabilirdi. “Tüm insanlar yavaş da olsa insanlaşıyor gibiydi. Belki sürgün kentin insanları da değişmiştir” diyordu içinden; içinde belli belirsiz bir ümit kıvılcımlandı. Belki erken çıkmıştı yola, yirmi yıl sonra gelse bunlar gelmeyebilirdi başına. Belki de insanlar bize göründüklerinden daha fazla insandırlar, kim bilir?

Sürgün kent gözünde tütüyordu. Orada tekrar soluklanıp başka insanlarla tanışmak için can atıyordu Doğa. Sürgün kenti dünya coğrafyasına yaymak istiyordu.






Telif Hakkı Uyarısı Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” isimli yazı, Gürkan Adam tarafından 10/10/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Ağustos
22
Babaoğul ve Kutsal Ruh Nerede
Kubilay KoçakBaşkaldırı Hikayeleri • 68 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
20
Ülkem
İlhan BaranBaşkaldırı Hikayeleri • 62 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
14
Karmaşık Düşünceler Sağanağı
Mozan ArasBaşkaldırı Hikayeleri • 167 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Temmuz
31
Öldürmek mi?
Faruk TotoBaşkaldırı Hikayeleri • 181 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Temmuz
31
Kansız Oldu! Birinci Cumhuriyeti Gömdük Netekim!
Gürkan AdamSiyasi Makaleler • 169 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Temmuz
20
Aşiyan Panaroma
Gürkan AdamHayata Dair Şiirler • 119 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
4
Gökçeada Ayın Karanlık Yüzü (2 Bölüm)
Gürkan AdamGezi Hikayeleri • 223 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
21
Gökçeada Ayın Karanlık Yüzü (ı Bölüm)
Gürkan AdamGezi Hikayeleri • 203 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
10
Yaşlı Adam ve Deniz(senaryo)
Gürkan AdamYaşamdan Hikayeler • 1961 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
14
Duyuyor Musun?
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1710 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
23
Sıralara Kazınmış Hayatlar
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1643 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
1
Hayatın Kırılma Noktası
Gürkan AdamDostluk Hikayeleri • 1387 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
14
Çocuk Köyü
Gürkan AdamHayata Dair Denemeler • 1296 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist”, Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” hikayesi, Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” hikaye, Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” nedir?, Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” hakkında bilgi, Kişi ve Kişilikler Yüzyılında“son Komünist” hikayeleri, Gürkan Adam hikayeleri, Kişi nedir, Kişi hikayesi, Kişi hikayeleri, Kişilikler nedir, Kişilikler hikayesi, Kişilikler hikayeleri, Yüzyılında“son nedir, Yüzyılında“son hikayesi, Yüzyılında“son hikayeleri, Komünist” nedir, Komünist” hikayesi, Komünist” hikayeleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Hapınızı Yuttunuz Mu?
Erol Sunat
Geldi!

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Free Credit Report | Paid Online Surveys | Free Advertising | Loan | Mortgages | Video | Arkadaş | Saat