Kocananın Ölümü 1
Kocana böylece kendi dünyasında yaşar giderdi.Yastı pilli ceviz kaplama radyosunu dinlemeyi çok severdi.Duygulu bir türkü çıktığı zaman bana;
-Oğlum şu radyoyu yaşasın sülemen efendi (YSE çeşmesine köylü bu ismi takmıştı)çeşmesinin üstüne koy, sesini sonuna kadar açta bütün köylü dinlesin derdi.
Her türkü konusu ile örtüşen yaşanmış bir olayı mutlaka hatırlar, bu türkü filan kişi için yakılmış(söylenmiş) derdi.
Parayla pulla fazla ilgilenmezdi. Nafakasına yetecek kadar buğdayı olursa ona şükrederdi. Tek uğraşı keçileri olup onların sütünü içerdi.Yemeklerinde tuz ve yağ kullanmazdı,Şekeri sadece sütlü çorbaya katardı.Çamaşırda zeytin yağlı Nizip sabunu kullanır,bulaşıklarını külle temizler,suyla durulardı.Hep doğal maddeler kullandığı için hastalık nedir bilmezdi.Köyün altına çeltik ekilir,hasat yapılırken yıllık pirincini başak yaparak temin ederdi.
Kocananın kendi kendine konuşma alışkanlığı vardı.Deli değildi.Sanki karşısında insan varmış gibi konuşurdu.Evinin yanından geçenler onu içerde biri varda onunla konuşuyor sanırdı.Evliya gibi kadındı.Elinden doksan dokuzluk tespihini hiç düşürmez dudağı devamlı kıpır,kıpır ederdi.Biz bilmediğimiz için;
-Kocana ağzın kıpır,kıpır ne diyorsun dediğimizde,
-Allah, Allah diyom guzularım derdi
Her zaman böyle devamlı zikir halindeydi. Namazında niyazındaydı.Kimsenin işine karışmaz dedikodusunu yapmazdı. Yardım severdi. Evine gelene imkanı ne ise önüne serer kendi yemez misafirine, çocuklara ikram ederdi.İki çocuğu olmuş ve onlarda küçük yaşta ölmüştü.Bir daha da çocuğu olmamıştı.Kendi çocuğu ile akran olanları gördükçe gözleri yaşarır ve;
-Memmedim,Mıstafam yaşasaydı onlarda şimdi bu gadar olurdu .Gurban olduğum gadir mevlam aldı elimden aldı der ,derinden bir ah..çekerdi
Bizde görmediğimiz ağabeylerimiz için üzülürdük.Onu teselli etmek için;
-Ağlama kocana biz varız ya der boynuna sarılırdık,oda bizleri öperdi.Çocuğu olmadığı için aşırı derecede çocuk sevgisi vardı.Çocuk ağlamasına hiç dayanamaz ,ağlayan bir çocuk sesi duysa;
-Amanın bu çocuğu niye ağlatıyorsunuz diye söylenerek gelir,kucağın alır ninniler söyleyerek severdi.O kadar güzel ninniler söylerdi ki nasıl öğrendiğine şaşırıp kalırdık. Çünkü Kocananın okuması yazması yoktu.Babasından,annesinden ve büyüklerinden duyduklarını unutmamıştı.Güçlü bir hafızası vardı.Bizlere bildiği duaları babasından duyduğu kıraat üzere öğretirdi.Tarih gibi biriydi.Şimdiki aklım olsaydı onun anlattıklarını kaleme alırdım.canlı tarihin anlattıklarının kıymetini geç anladım.
Çocukken bizleri kış gününde evinin içindeki ocağın etrafına toplar masallar anlatır,bizim bilmediğimiz kendisinin duyduğu ve şahit olduğu olayları bizlere aktarırdı.Ölen meşhur kişilerin üstüne yakılan(söylenen) ağıtları o günleri yaşıyormuşçasına hem ağlar,hem söylerdi.Olayları o kadar dramatize şekilde anlatırdı ki sanki film seyrediyor gibi hissederdik kendimizi.
(Devam Edecek)