Konuşamıyoruz!
KONUŞAMIYORUZ
Başkan, kır saçları ve kalın çerçeveli gözlüğünün üstünden kürsüye gelen genç milletvekiline;
“ Buyurun sayın milletvekilim, konuşma süreniz başlamıştır” dediğinde, milletvekili kendisine verilen kısa sürede, anlatacaklarını öylesine hızlı sıralıyordu ki, makineli tüfek bile yanında suskun kalırdı. Genç milletvekili, kuruyan dudaklarına yanı başındaki suyu değdirmek istese de yapmadı. Boncuk boncuk terleyerek muhalefetliğini oldukça sert yapıyordu. Henüz sözlerinin ortasına geldiğinde, uyarı yukarıdan gecikmemişti.
“ Sayın milletvekilim, süreniz dolmuştur. Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.” Uyarısıyla milletvekili konuşmasına devam ettiğinde, başkanda içinden: “ Ne sert muhalefetlik yapıyor yahu! Hem çıkartılacak kanunlarda zaman kaybediyoruz. Konuşma süresini daha da kısıtlasak fena olmayacak” dediğinde, genç milletvekili;
“ Türkiye’de iş….” Demeye kalmadan mikrofonun enerjisi çoktan kesilmişti. Başkan, diğer bir gündem maddesine geçerek;
“
Sosyal Güvenlik Yasası içinde emekli vekillerin temsil tazminatlarının %70 oranında artış sağlanması ve sağlıkta katkı payı ödemelerinde yeni düzenleme yapılması teklifi verilmiştir. Kabul edenler.” Sözüyle birlikte birçok el havada, gözlerde ise ışıltılar vardı. Başkanın, “ Kabul etmeyenler” sözüyle ellerin havadaki azlığı ise şaşırtıcıydı.
Bebekliğimizde büyükler bizi konuşturmak ve ağzımızdan çıkacak küçük bir söz için, kim bilir neler yaparlardı. Hele konuşmamız biraz geciktiğinde şaşırırlar, sonrada doktorların çalmadık kapısını bırakmazlardı. Biraz büyümeye başladığımızda ve konuşmanın keyfini çıkartıp sözcükleri ardınca sıraladığımızda büyükler bu kez: “ Ne çok konuşuyorsun! Sus! Konuşup durma, hem büyüklerin yanında küçükler konuşur mu?” diye susturulursunuz. Sonra okul hayatınız başlar, bu kez karşınıza Öğretmenleriniz çıkar. Kalabalık sınıflarda ne yapacağını bilemeyen, yüksek maaşlardan( ! ) refah içinde olan öğretmenleriniz sınıfta hep dersini anlatır ve yalnızca dinlersiniz. Parmak kaldırırsınız, belkide en ilginç fikirleri söyleyecek olursunuz. Öğretmeniniz, “ Konuşmayın, dersimi kaynatmayın! Yalnızca dinleyin!” uyarısı ile fikirleriniz, içinizde düğümleniverir. Ve bir gün, liderlerin kapalı kapı ardındaki kontenjanından Milletvekili adayı oluverirsiniz. Birde seçildi mi deymeyin keyfinize, artık gelsin yüksek maaşlar ve kıyak emekli maaşları ile sosyal yardımlar. Kanun teklifleri verilir, siz el kaldırırsınız. Sahi bu arada, aman kameralara dikkat, torpil kâğıtlarınızı yakından zumlayıveriyorlar.
Hele kürsüye çıkarsınız gençliğinizin baharında. Öyle kürsüde, sivil hayattaki gibi konuşmaya hiç benzemez. Orada saliselerle yarışırsınız. Ülkenin bin bir sorunları arasında bir de dokunuverirseniz iktidarın bam teline, işte o zaman “ Süreniz doldu” sözü ardından gelen mikrofon kesilmesiyle kalıverirseniz Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunları ve bir bardak suyun ılıklığında.
Boşuna söylememişler “ Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa, anlaşırmış “ diye. İşte sorunların düğümlendiği nokta bu olsa gerek.
Ve radyoda İlhan İrem söylüyor,
“ Konuşamıyorum…”
Sevgilerimle…
erterd@msn.com
Şubat/2008/ Bursa Ertuğrul ERDOĞAN