Köprü Altı
11 / 10 / 2007 Perşembe tarihinde Tuncer Şanal tarafından eklendi, 584 kez okundu...
“-Senelerce evvel bir Galata Köprü’sü vardı.Üzerinden tramvay geçerdi.Ya altı...- * Kış... Akşamın beşi... Hava kararmış. ...” Okuyucu Puanı ;
Köprü Altı-Senelerce evvel bir Galata Köprü’sü vardı.Üzerinden tramvay geçerdi.Ya altı...- * Kış... Akşamın beşi... Hava kararmış. Sabahtan beri soğuk rüzgar ile oraya buraya savrulan kar; işi azıtmış, boğucu tipi halini almıştı... Yavaş yavaş etrafa sinen sessizlik, böyle ürkütücü bir hava ile karışarak, insanları telaşa sevkediyordu. Köprü üstündeki yayalar, her yönden esen rüzgardan biraz olsun korunabilmek amacı ile ellerini ceplerine sokmuş, paltolarının yakalarını kaldırmış, kafalarını şemsiye veya şapkaları ile iyice saklıyarak, hızlı hızlı yürüyorlardı... Bazıları kayıp düşüyor... Kimse kimseye yardım edemiyordu. Rüzgarın tesiri ile sallanan köprü lambalarının cılız ışıkları , asvaltın üzerindeki karlarda gölge oyunları yapıyorlardı sanki... Vapurların; geç kalanları çağıran düdükleri, kar ve rüzgar ile karışıyor, hangi iskeleden, hangi vapurdan geldiği belli olmuyordu... Bu arada insafsızca ilerleyen saat, geceyi erken davet ediyor, karanlık süratle bastırıyordu. *** Köprünün üstü böyle... Altı ise bambaşka bir dünya... Demir direkler arasına sığınmış, sekiz on yaşlarında; beş küçük çocuk, soğuktan korunmak amacı ile, ellerine geçen her şeyi üzerlerine örtmüş, devamlı gezen polislere gözükmemek için, gün ışığından beri kim bilir kaç defa yer değiştirmiş, köprüaltı çocukları. Böyle bir havada ne yapacaklarını şaşırmışlar, titreyip duruyorlar... Ahmet ağabeylerinin gelmesini bekleyen , mutluluğu arayan küçük gurup, bu akşam her zamankinden daha mahzun ve endişeli. Çünki hiç birisi, yağan kar nedeni ile para kazanamamıştı. Kimse ne yükünü taşıtıyor, ne de bir yardım istiyordu... Hal böyle olunca, para da yoktu... Karınlarına sabahtan beri bir lokma ekmek girmediğini birbirlerine inandırmak için bağıra bağıra konuşuyorlardı... Anasız , babasız, terkedilmiş, ailelerindeki yoksulluk nedeni ile başıboş bırakılmış, sokağa atılmış çocuklardı bunlar. Ne arayanları vardı ne de soranları. Bazıları da gurbet elden gelerek küçük yaşta kazanç peşine düşmüşlerdi. Ancak bu acımasız şehirde, umduklarını bulamamışlardı, bulamıyorlardı da bir türlü . İçlerinde İstanbul’un yerlisi olanlar var. Zaman zaman düşündükleri halde; bir araya gelişlerini, birbirlerini nasıl bulduklarını hatırlayamıyorlardı. En küçükleri olan Ertuğrul; fareler yemesin diye yüksek bir yere astıkları portakal sandığının içindeki yarım ekmekle üç beş siyah zeytinin tadını ağzında hissederek, mırıldandı: - Ah!... Ağabey gelse de birşeyler yesek. Şu anda açlığımı, üşümemden daha çok hissediyorum. Hepsinin düşünceleri ileri yaşlarda bol para kazanabilmek, mutlu yaşayabilmekti... Ahmet ağabeyleri onlara, hayattaki güçlüklere karşı koyabilmeyi öğretiyordu. *** Bu sırada bütün gün uğraşıp, çalışarak kazandığı üç beş kuruş ile, yiyecek bir şeyler alan ağabey; soğuk havaya aldırmadan hızlı hızlı yürüyor, küçüklere yiyecek götürebilmenin sıcak duygusunu derin derin tadıyordu... Düşünceleri ise hep ayni şeylerdi... Senelerce evvel kaderin kendisine attığı yanlış bir tekme yüzünden, düştüğü bu hale hiç üzülmemiş, aldırmamıştı. Biliyordu ki kendisinden daha zor durumda olanlar vardı... Bu nedenle küçükleri toplayarak, onları korumayı hedef edinmişti... Kurduğu, bir araya getirdiği bu mutluluğu arayanlar gurubu, köprü altında bulunan büyüklü küçüklü diğer guruplara da örnek olmuştu... Bütün köprü altı çocukları tarafında seviliyor ve sayılıyordu... Polis bile zaman zaman oralarda yaşayanları görmemezlikten geliyordu. Ağabey hata yapmamaya gayret ederdi.Her zaman doğru ve dürüsttü. Bazen bu yüzden başına olmadık şeyler de geliyordu. Ama bunları çocuklara hiç bir zaman anlatmazdı. * - Zaten hiç bir çocuk da yanlış yapmazdı.- * Ahmet ağabey bir kitapta okuduğu şu cümleleri aklından çıkartamıyordu!... - Bayat bir parça ekmek ile, karınlarını doyurmak için günlerinin dörtte üçünü çalışmakla geçirmek mecburiyetinde olanlar, ileride, yaşayacaklardaki günlerde, neden bol yiyecek almak için paraları olmasın !...- Bu pek ala gerçekleşebilirdi, ama nasıl? * -Çok çalışarak.- *** Bunu çocuklara bol bol aşılıyordu... Soğuk hava zihnini kamçılıyor, bir gün mutlu olacaklarına inanıyordu. Dalgacıkların dubaları dövdüğü ufak geçiti aştı... Ellerindekini denize düşürmeden demirlerin arasından sıyrıldı. Küçük Ertuğrul ‘un çığlığı ile kendisini toparladı. - İşte geldi !... Hem de elleri paketlerle dolu. Ahmet ağabey onların bütün gün boş boş gezdiklerini, bir şeyler kazanamadıklarını bu bağırıştan anladı. Gülerek ellerindekini bıraktı.Sonra hafif bir sesle: - Ne yapalım çocuklar !... Her gün siz kazanıp ben yiyecek değilim ya. Bu günde ben kazandım, siz yiyin, diyerek onları üzüntülerinden kurtarmak istedi...Ancak bu lafların yalan olduğunu, hiç bir zaman doğru dürüst kazanamadıklarını hepsi biliyorlardı. *** Çabucak sofra kuruldu...Üç tahta portakal sandığının üzerine yayılan gazete kağtlarına, ağabeyin getirdikleri sıralandı... Simsiyah zeytin, bembeyaz peynir, adeta dumanı tüten sıcacık ekmek, domates, yarım kangal da sucuk... Evvelden kalan bayat ekmek ve üç dört zeytin de cabası. Portakal sandıklarının etrafına çöreklenen çocuklar, ağabeylerin bakıyorlar, bir türlü yemeğe başlamıyorlardı... Ama açlıklarını bir an evvel de gidermek istiyorlardı... Ahmet ağabey verilen nimetler için Allah’a dua etti. İçinden ediyordu ama çocuklar ne dediğini gayet iyi biliyorlardı... * - Bazı şeyler söylemeden de anlaşılır.- *** Sonra hep beraber karınlarını doyurdular. * Saat gece yarısını çoktan geçti... Uzaktan gelen vapur düdükleri, lapa lapa yağmaya başlayan kar, sert sert esen rüzgar, bu fakir fakat kalplerinin temizliği ile rahat rahat uyuyan küçük çocuklara hiç mi hiç tesir etmiyordu. Üzerlerine örttükleri yeterli olmayan eşyalar, sanki onları soğuktan korumak istercesine sarıp sarmalamıştı. Hepsinin rüyaları aynı idi. *** Gördükleri; ertesi günü nasıl iş bulup para kazanabilecekleri, görecekleri ise, yaşayacakları hayat yolunda nasıl ilerleyebilecekleri ... Haa !... Bir de kazandıkları ile Ahmet ağabeylerine bir şeyler alabilmek...
Tavsiye Et :
• Tuncer Şanal yazıyı favori listesine aldı...
Eylül
1
Haziran
4
Karagöz İle Hacivat Oğulları
• Serdar Yıldırım • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 561 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
18
Mayıs
7
Siyahların Müziği
• Zeynep Akıllı • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 500 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Mart
14
Şubat
29
Şubat
21
Şubat
13
Şubat
5
Arkadaşlığın Böylesi
• Tuncer Şanal • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 436 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
5
Aralık
16
Ekim
11
Ekim
21
Haziran
18 |
![]() |
|
||||||||||||