Köy Delisi 4
Murat sersemlemiş bir halde, avare gibi sokaklarda geziyordu. Aklını meşgul eden tek şey, o kadının kim olduğu. Neden onu buradan kovduğu. Neden gidecek olmasına bu kadar çok sevindiğiydi. Masum, insancıl başlayan bu macera artık onu biraz korkutmaya başlamıştı. Ve Murat, cidden korkak bir insandı.
…
Sokakta top oynayan çocukları gördü, derken bir çocuk yere düştü, diz kapağı kanayama başladı. Murat şok olmuştu. Zira çocuk yerden kalkmış, kanayan diz kapağına bakmış, sonra topun peşinden koşmaya devam etmişti. Murat bir hamle yapıp, çocukla ilgilenmek istedi. Çocuk “amca bişiyim yok, bişi olmaz bana” dedi. Murat “e yavrum mikrop kaparsa” dedi. Çocuk üzgün ve utanır bir ifade ile, evet ilaç bulmak zor olur, en iyisi ben halledeyim çocuklar diyip evine doğru yürümeye başladı. Murat yardım edeyim mi sana dedi çocuğa. Çocuk “gel amca sende yorgun görünüyorsun sana bir su vereyim” dedi. Murat çocukla beraber çocuğun evine gitti. Çocuk bir koşu annesine seslendi, anne benim dizin kanıyor, bide bir amca var su istedi, yabancı birisi” dedi. Anne, tapır tapır indi merdivenlerden, kimmiş o dedi. Muratla karşılaşınca kadının yüzünde alaycı bir gülümseme oldu, Murat fark etmedi. Annesi çocuğa döndü Dur ben sana şey getireyim, sür mikrop kapmaz. Çocuk tamam bende amcaya su vereyim dedi. Çocuk yaralı dizine rağmen koşa koşa gitti, suyu aldı, koşa koşa geldi. Murat suyunu içerken, anne elinde bir avuç tuzla geldi, al olgum sür şunu dizine dedi. Su Murat’ın genzine kaçacak oldu, tıksırdı geçti. Açık yaraya tuz basmak mı dedi içinden. Ne kadar çok can yakar diye mırıldandı. Çocuk Murat’ın gözlerinin önünde gıkı çıkmadan tuzu dizine boca etti. Sonra kalktı, anne ben top oynamaya gidiyorum dedi. Koşarak uzaklaştı. Murat anneye toprak su bardağını verdi, teşekkür edip evden ayrıldı.
Evden çıktıktan sonra çocuğun yaptığı şeyi düşündü, canının yandığını, gıkını çıkarmadığını, hiçbir şey olmamış gibi koştuğunu düşündü. Birde kendisine baktı, kendi çocukluğunu düşündü.
Sokağa çıkmadan büyümüştü, hiç çocukluk arkadaşı olmamıştı. Yaz akşamları sokakta oynayan çocuklardan değildi, balkondaki menekşe saksısı gibi büyütülmüştü. Hep incinmekten korkutulmuş, acıdan saklanılmıştı. Hiç katıksız acıyı tatmamıştı, tek korkusu önce dersleri, sonra maaşı olmuştu. Şimdi ise arkadaşlığın, acının, muhabbetin katıksız olduğu bir yerdeydi. Gözlerinin önünde bir çocuk açık yarasına, tuz basıyordu. Annesi çok sıradanlaşmış bu olay karşısından pek tepki vermiyordu, eliyle tuzu getirip oğluna verebiliyordu.
Sonra uzun uzun bu konularda düşündü, ve karar kıldı, çok boş bir çocukluk geçirmişti. Hatta hayatı gereksiz bir haldeydi. Çocukluğunu yaşayamamıştı, dizlerini kanatamamıştı. Terli terli su bile içmemişti. Kısacası çocuk olmamıştı, 3 yaşında zorla okuma yazma öğrenmişti, 7 yaşından itibaren tam bir İngiliz tay’ı gibi yarışa hazırlanmıştı. 2 yılını büyük yarışların hazırlanmasına vermişti. O yıllarda sokağa bile çıkmamış, televizyon seyretmemiş, öğretmenlerinden başka kimsenin sesini doğru düzgün duymamıştı. Ailesinin sesinde ise hep bir teşvik olmuştu, hep bir zorlama. Kısacası insan olmaya vakti kalmamıştı. Şimdi bunları düşününce, delirecek gibi oluyordu. Bir müddet sonra deli kadını hatırladı, “gördüklerin seni delirtir, yaşamadıkların, yaşattıkların, farkına varmadığın yaşanılmışlar delirtir seni” demişti kadın. Yavaş yavaş kadının sözleri anlamlanıyordu. Ve kadının sözlerinin anlamlanması onun delirmeye başladığının işaretiydi. Başını iki elinin arasına aldı, yaşayamadıklarını tekrar düşünmeye başladı.