Küçük Öykü / Şeytanı Cebe Kim Koyacak?
Bir zamanlar, `cebi delik olmak`, `cebe indirmek`, `cebinde akrep bulunmak` şeklindeki deyimler kullanılırdı. Şimdi, politika vadisinden esen rüzgarla ortam değişti, `cebe şeytan koymak` deyimi oluşuverdi.
Yönetim kademesinde etkili bir politikacı vardı. Yönetimdeki diğer politikacı ortaklarıyla işleri epey zaman uyumlu gittiyse de, bir gün oldu, Politikacı, bazı olumsuzluklarla itham edilmeye başlandı. Yönetimdeki diğer ortakları da itham ediliyordu. O da kendini savunma gereği duydu. Basın mensuplarının önüne çıktı, kendine çevrilmiş kameraya, ``Şu işe bakın: Zorla cebimize şeytan koymak istiyorlar`` dedi.
Meraklısı, `amma tuhaf deyimle karşılaştım ha!` deyip söylendi. Şeytanın nasıl bir şey olduğunu duymuştu. Kötü mü kötüydü. Kendinden sakınılması gereken biriydi hani. `Cep` sözcüğünden kasıt ise, politikacının veya politikacıların giysilerinin içindeki veya dışındaki çıkınlardı mutlaka! Fakat, anlamadığı, şeytanın, kim tarafından, niçin cebe konmak istendiğiydi.
`Cebe şeytan koymak` deyimiyle tanışan Meraklı, `hele önce politikacıya bir danışayım` diye aklından geçirdi. Yaklaştı. O`na;
``Sayın Politikacı! Şeytan niçin sizin cebinize konulmak isteniyor?`` diye sordu.
Politikacı, Meraklısı`na sert baktı. `bana, şeytandan değil, icraatımdan sor` dercesine kafasını öte tarafa çevirdi. O hâldeyken devam etti Politikacı: ``Söylediğim sözün sırrını anlamaya meraklıysan, merakını devam ettir, bulursun``
Meraklısı, arzu ettiği cevabı bu şekilde alınca, `en iyisi bunu şeytandan öğrenmek` diye mırıldandı. Sağına bakındı, soluna bakındı. Şeytanlık yapmaya hazır sandığı birini gördüğünde, `pişşşt` diye seslendi.
Şeytan tipine sahip kimse, sesin geldiği yöne vermişti dikkatini. Öylece bakıyordu.
Meraklısı, ona yaklaşıp sordu:
``Duydum ki seni, politikacının cebine koymaya çalışıyorlarmış; peki, seni, kim, niçin politikacının cebine koymaya çalışıyor?``
Şeytana benziyen varlık, şaşırmışlığı belli eden yüz ifadesine büründü. Durdu, ne söylüyor diye sözcükleri kafasından geçirdi. Bir şey hissetmişti muhakkak ki, ağlamaklı hâl alıp;
``Galiba benim işimi bitirdiler, arkadaş!`` dedi. ``Ben, kafa çelen, gönül bozan yaratık değil miyim ya?! Cepte sigara paketinden başka neyi bulacağım da, telef etmek için çaba sarfedeceğim?!``
Meraklısı, neredeyse, şeytanın tavrından duygulanacak, o dahi ağlamaklı hâl alacaktı. Onu cebe sokmak isteyenin kim olduğunu bilemiyordu. Meseleyi az buçuk kavramıştı ama, eksikti. Asıl anlamak ve kavramak istediği, şeytanı politikacının cebine kimin koymak istediğiydi. Şeytan görünümlünün yanından ayrılıp, şeytanı cebe koymaya çalışanı aramaya başladı.
Epey aradı Meraklısı. Sulak münbit ovaları dolaştı. Sahil bölgelerinde gezip, oralardan iç taraflara gidildikçe büyüyen dağlara göz attı. Şeytan tutmaya hazır birine rastlayamıyordu ki! Şöyle sakin bir yere oturdu. Eli çenesinde `kim ola... kim ola...` diye düşünürken, politikacılardan çok çok yüksek konumlu olan birileri aklına geldi. O birilerinin ne olduğu hakkında da bilgisi yoktu. Bir an için gözlerinin önünde şekil verip canlandırdı. Canlanan o şekle;
``Siz de kimsiniz ya hu? Şeytanı niçin politikacının cebine koymaya çalışıyorsunuz?`` diye sordu.
Meraklısı`nın karşısında canlanan şekil;
``Varlığımızı, bir şekilde belli etmek için elbette!`` diyerek cevap verdi. ``Kim olduğumuza gelince: Havada pek görünmesek de... karada, yer altında... denizde, derinlerde bulunan birileriyiz. Tamam mı?!``
İbrahim Faik Bayav
(17 Mayıs 2008)