Kurt Puslu Havayı Severmiş
Yıllar önce gazetedeki köşemde satırlara aldığım bir konuyu sizlerle yeniden paylaşmak istedim. Takdir sizlerin
KURT PUSLU HAVAYI SEVERMİŞ
Dostu düşmanı net olarak bilmenin; final sorusu kıymetinde olduğu günleri yaşıyoruz. Ortalıkta tam bir ‘şaşkınlık’ hali söz konusu.
Şaşkınlık, ne yapacağını, nasıl yapacağını bilememe hali. Çaresizliğin ilk adresi… Dillerin adeta akılla bağlarının kısmen koptuğu tam bir saçmalama hali.
Yıllar önce oğlum ve ben odamızdayız. Ben kitabım elimde oturuyorum. Oğlum odanın içerisinde gezinip duruyor. Derken, aniden pat diye bir ses duyuyoruz. İkimizde merakla sesin olduğu tarafa yöneliyoruz. Yerimden kıpırdamadığım için suçun tek müsebbibi olacak olan oğluma doğru ökeli bakışlarla bakarken; oğlum, tam bir şaşkınlık içerisinde: valla billâh ben yaptım anne… Valla billâh bilerek yapmadım anne’ diyerek ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadığı, ama bir şekilde sebebiyet verdiği durumun içinden kurtulmak anlamak, ister gibiydi.
Yaşadığım bu manzara bana bugünkü olaylarla benzerliği çağrıştırdı.
Hizbullahçılar… ne olduklarını kim olduklarını net olarak bilemediklerimiz. Bir isimlerinin manasına birde yaptıklarına bakıp ta anlamağa kalkıştığımızda bırakın Hizbullahçıları, hizbüşşeytanları bile ‘pes’ dedirtecek iğrençlikleri işlemeğe cüret eden zavallılar…
Peki, kim bunlar?
Bir zamanlar J. Tug: komutanlığı ve İstihbarat Daire –Başkanlığı yapmış olan …….. ……. Bey’e soruyorlar: kim bu Hizbullahçılar?
Cevaba dikkat edelim! Bir Iranda bulunan Hizbullahçılar vardır, bir de PKK nın baskınlarına karşı kendini korumaya çalışan dini inançları kuvvetli olan vatandaşlar vardır…’
Hizbullahçılar?
Kimse bunlar? Devletin üst makamları tarafından bu şekilde tanındıklarını biliyorlar mıydı acaba? Şimdi şu habere dikkat etmenizi rica ediyorum. B….. Emniyet Müdürüne soruluyor. Hizbullahçıların üzerine neden gitmiyorsunuz?
Cevaba dikkat!
Bu bölgedeki Hizbullah karargâhı JİTEM binasının yanında bulunuyor. Biz ne zaman müdahaleye kalkışsak derhal bize müdahale ediliyor. Bir tarafta anaların yüreğine kor düşüren, terör başı Apo nun tırnağına zarar gelmesin diye İmralı’da korunmağa alınması; diğer tarafta da PKK ya karşı savaş verdikleri açıklanan korunan Hizbullahçılar.
Halk arasında ‘yol verin şaşkına geçsin Allah aşkına’ diye söylenen hoş bir söz vardır. Bu ya da benzeri haberlerin ve açıklamaların arkasından vatandaşın aklı tam bu şaşkının haline benziyor.
Ve bu insanlar İzzettin Yıldırım. Konca Kuriş gibi masumların canına en acı bir şekilde son verirken nasıl bir savunma içindeydiler?
Hizbullahçılar? Nasıl oldu da bu iğrençlikleri işlediklerini işlemek zorunda bırakıldıklarının farkına vardıklarında… Milletin öfkesi karşısında: vallahi billahi ben yaptım; vallahi billahi bilerek yaptım…’ itirafını bile yapamadan delik deşik edildiler. ‘Su testisi su yolunda kırıldı’
Şaşkınlıktan bahsetmişken aklıma (Allah rahmet eylesin, o zaman ki başbakanımız) B Ecevit’in 1974 lerde karşılaştığı bir hadise geldi.
Yıl 1974 zamanın Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, gizli ödenekten birkaç milyon istemek üzere B. Ecevit’e geliyor.
Bülent ECEVİT bu kadar parayı – istenen miktar o zamanın bütçesindeki para kadar olduğunu ve bunun ne yapılacağını soruyor.
Cevap: ÖZEL HARP DAİRESİ İÇİN…
B Ecevit’in merakı daha bir artıyor. Soruyor. Ülkenin güvenliği için kurulduğunu söylediğiniz bu kurumun yeri neresidir?
Cevap: amerikan Askeri Yardım Heyeti ile aynı binada. Ecevit şok oluyor. Parti başkanı olarak, başbakan olarak adını bile duymadığım ve her hangi bir belgede izine dahi rastlamadığım bu dairenin, 1952 de kurulduğunu ve bugüne kadar giderlerinin ABD tarafından karşılandığını duyunca şaşkınlığım daha bir arttı.’ Diyiyor.
Şaşkınlık dedik ya…
Bir şey daha diyelim. Birileri birilerini fena halde kullanıyorlar.
Şaşırmamak için vatandaş olarak gündemi iyi takip edelim. Sağduyu sahibi, hakiki vatan evlatlarının sözleri arasındaki manaları iyi okuyalım.
Başkalarının aklıyla değil, kendi yorumlarımızla hareket edelim.
Türk Milleti hakikaten büyük millettir. Son olaylar bizi ümitsizliğe düşürmesin. Türkiye yeşermeğe başlamış taze bir fidan gibidir. Fakat kökleri taze gövdesinden ziyade kuvvetli ve sağlamdır.
Ve yine unutmayalım ki, üzerinde oynanan oyunlar bu milleti uyandıracak eylemlerdir.
Aslan uyurken de aslandır.
Bu ülke için akıtılan kanlar üzerinde; senaryosunu dış güçler tarafından hazırlanan oyunlara figüran olmak hiçbir vatanperverin içine sindiremeyeceği zavallılıktır.
Saygılarımla (demiş ve cümlemi bitirmişim. Ne dersiniz o günlerde vatandaş olarak yaşadıklarımız ve bizde uyandırdıkları ile şimdiki durum arasında bir alaka ve benzerlik var mıdır?)