Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 6
Endişelermizi, rahatsız oluşlarımızı, anlamaya yorumlamaya, durumdan haberdar olmaya ve sonrada tepki koymaya başlarız. İşte bu tepki veriş, bir süreç içindedir. Halkın özünü bu süreç birikimler tetikleyip oldurur.
Kurtuluş Savaşı`nda bizim bu tepki verişimiz 2 yıl gibi (1918-1920) bir süreçte olgunlaştı. Tabiidir ki bu iki yıllık süreç tamamen sukunet içinde değildir. Fevri karşı oluşlar, direnişler grup birlikleri gibi, bir yığın alışmadan sapan her durumun, halkta nicel ve kararlı, ortak davranış iradesi ortaya konuluşu olarak, belirmesi, birikmesi kaçınılmazdır.
İstiklal Savaş`ı mücadelesi zorunlu, ama otoritenin zorlamadığı bir gönüllü harekettir. Bu da yukarıda açıklandığı nedenle, baş varken bir baş arayış gibidir. Otorite yok iken kendisine otoriter oluşunu, bir yığın alışmalardan sıyrılışını, içsel, özsel devinimin kendiliğinden tutum oluşturarak, hareket kılınışıdır. İşte Gazi ve olabildiği kadar cami vazları, bu öz görüngü hareketin, oluşması ile buluşup, faylanma tetiklemesini yapacaktır. Bu öz hareket olmasa, hiç kimse bir şey yapamazdı. Temel olan, görülmesi gereken buradadır. Gazi bu hareketi doğru okuyup değerlendiren önder diyalektiktir. Ne daha önce, ne daha sonra ortaya çıkmıştır. Zamanı ve zemini iyi kollayarak bu kutsal isyanı gerçekleştirdi.
Burada şu değerlendirmeye girmek olası.
Yani GAZİ`Yİ; BU HAREKET OLUŞTURMUŞTUR. Bu hareketi de, Gazi yönlendirip, genelin özlem, çıkar ve istemine uygun sonuçlandırmıştır. Kıyası kabil bile olmayan cami vaazı; bu hareketin etkisi ile oluşmamıştır. Cami, bu hareketin aracıdır. “”Haydi bismillah”” demekten gayrı hiç bir şey değildir. Zaten bunu yüzyıllardır demiş ama ülke bu hale gelmekten kurtulamamıştır. Yani cami, bu tür olayların ne nedenidir, ne sonucudur. Şu anda hiçbir islam ülkesinde bile, onca zillete karşın, cami, kendini zuhur ettirecek bir hareketi başlatamamıştır! Bunu karıştırmamalı. Bu bir öz hareket sorunudur.
Elbet öz hareketin çığlanmasında gerekli olan bir arçtı. Ama asla amaç ve temel değildi. Olamadı, olamazdı da. Çünkü eski yapıdaki çöküşün, sosyal sebebidir kendisi. Şimdi ise,öz harekete göre dönüşecek olan, ilimiye! unsurudur. Zaten halkı kurtuluşa çağırırken, eski eğemen tutumunu ister oluşu, çok kere yoktur da. Bunu bir uygulayan olarak, sağduyu ve görgüyle, kendide biliyordu. Sonradan bu harekete karşı oluşu, aşağıdaki faylanmalarla çalışacaktı.
Bu hareket, hem saltanata karşı olan bir hareketti, hem savaş sonrasında, saltanatı savunan acaip bir harekete dönüşme çelişkisi var eden hareket gibi, bir gariplik de taşıyordu. Bu tuhaflığın gölgesi var kılınmıştır! İstanbul hükümetinin görüntü olarak var bulunması ile,orasının düşman etkisinden kurtulup, emir ve talimatlarını bekler oluşun tuhaflığı, ayan beyandı.
İkinci neden olarakta, bu tamamen savaş sonrasının, tek adamından sonra, ikinci adam, ikinci tek adam olmak isteyişin, doğal olarak gölgede kalışın, güç ve hırsının; isteyerek yada istemeyerek, girdiği mücadele yollarının, benci, kin ve kışkırtma tohumudur da. Çünkü bu tutum, kendisini, nerede ve nasıl varlaşıp ortaya koyacaksa, öylece ortaya koymaktan başka çaresi yoktu! Gazi`nin yolunu deneyemezdi, çünkü halı hazırda Gazi, o yolu, onların kendsinden iyi yapan bir tutumdu.
Toplumsal yapı benci tavrı taşımaz, toplumsal yapı bir bilim adamı haddi ve absore oluşu gibi bünyeye alınışı tanır. Gazi, kendinin bir Osmanlı mazisi ve birikimi olduğunu bilyordu. Gazi yapıdan doğan bir gebeliğin, sonlanan doğumu idi. Hiçbir doğum travma değildir. Böyle bir telakki anlayışı bile olmaz. Doğum doğaldır. Ancak doğum sancı ve acısı doğum yapanda, travma olabilir. Ama bu doğum yapan için mutluluk verici bir travmadır. Ki tekrarını isteyen süreçle, yeni doğumlara devam isteğini gösterir. Aşılmayacak, gerici, yobaz, bencil bir travma değildir.
Aslında bütün demelerimi ayrıntılayıp örneklesem, kitap hacmi ortaya çıkacak. Bu yüzden bazı çok vahim dönemeç anlatımları biraz detaylamakla yetineceğim.
Örneğin Osmanlı Devletini Osman Bey kurmuştur! Bu çabada; bir ikinci ve diger kadrolar bilinir midirler? Elbet bu işler de, kadrosuzdu deme telakkisi ile de, Osman Bey, bir hiçtir. Yani Osmanlının kuruluşuda bir kadro hareketidir. Ama hiç kimse bu nu bilmez ve sormaz. Bu, tüm sosyal yapılarda böyle işleyen bir algılanıştır. Yani sosyal hareketteki, kompleks karmaşıklığın, kadro oluş devinmesi eşgüdümü, halka ait anlamanın, yalınçlaştırma kılış sadeleştirmesine, kurban gider. Bu, ilke olarak aydın tavrın bilmesi gereken bir bilgidir. Değilse bu bilgiyi, halkın bilmiyor oluşunu, halk aleyhine kullanış hinliği ve sempatiklik, ukalalığı değildir!
Bizim liberal aydınlarımıza bakılırsa; eski otoritenin temeli olan: inançsal simgelerin, işaret ve kisvelerin kullanımı toplum da bir özgürlük hareketi iken! Milliciler, bunların kamuda, taşınamaz oluşunu, istismar ettiler demekte! İstiklal Savaşı`nın, en azından öndelik bazında, bu “”ilmiye sınıfı gösterişli imajın”” toplumda olmayacağının, hududunu çizen, direniş olduğunu, ne çabukta görmezden gelir oldular! Bu hafıza kaybı neden acaba?
Bu kadar sözüm ona, insan severliğin altında ne var? Bilgi ve tarihsel veri olmadığı açık. Buna hak özgürlük demek, hiçbir şekilde bilgi değil! Tıpkı bir önceki yaş zamanınızı istemek hakkı gibi bir şey! Yani siz 50. yaşınızda 49. yaş döneminizi istersiniz... İstersiniz istemesine de; olası mı? Tarihin tekeri geri döner mi? Tarih: bir önceki toplumsal düzeyi hıfzetmiş, yeni bir yer alıştır; Yani toplumsal hareket, ekonomik süreçlerin ve buna bağlı üstyapı oluşmalarının ardışıkça birbirinin yerini aldığı süreçlerdir. İnsanın büyümesi gibi.
Bu anlatışlar, toplumun günün koşullarına göre, üretir ve paylaşır oluşun özgürlüğü mü? Yoksa bunları yapamayan, toplumsal yapının, toplumsal olmayan, bu kişisel tercihlerini, oyalama babında, siyasetin başarısızlığına kullanmaya bir tercih mi? Eğer toplumunuz üretiyorsa, toplum halka ait yaşamında bunu tercih edecektir.
Efendim o geçmiş imiş! Korku yaratmanın anlamı yokmuş! Vehimlerle bu iş gitmezmiş! Ki bu aslında, sanrılı, deme vurgusudur. Unutmamalı ki: “”TOPLUM NESNEL SAVUNMANIN TUTUM VE REFLEKSİDİR””. Toplum, topluma ait olmayan bir şeyin, ilizyonunu görmez. Ama olan bir tehlikeyi de, tehlike değil gibi görmek ve göstermekte bir yanılsama ve paralizedir. Bir “”galatıhisdir””. Bu da onların çıkmazı.
Toplum somut verileri ile hareket ediyor, galatıhisciler soyut, ve absürt çıkışla hareket ediyor. Sapla samanı tam bir karıştırma, bu bazı sözüm ona aydın kesimce bilinçli yapılmaktadır. Toplum kendi reel yapılanış ve somutluk ilişkinliğine göre düşünür. Soyutçu, halka ait düşünce gem almazlığı, hak ve özgürlük diye, topluma tarif etmek, bir aydın işi değildir. Olsa olsa, kışkırtıcı, işbirlikçi kesim tutumu olabilir. Gerici istemlerin, kadınlık masumiyetini ortaya sererek, kendini varlaştırmaya çalıştığını, göremeyecek kadar ilüzyondadırlar. Bu söylemle, durumların mekanı şaşmıştır.
Böyle şiraze şaşkını söylem, ancak kendini ikna eder. Oysa hastalık varsa ve tehdit ise, tedavi sürecektir. Dün tedavi oldum diye, bugün tedavinin ihdiydi oluşu bırakılır mı? Bu bir hayati kaydı ihtiyattır. Toplum tümelci belirim olacağından, yani üretişin yasallıklı oluşu ile belireceğinden. Kişisel evham ve deliriyumlar, burada söz konusu değildir. Korku yaratılıyor, evham yaratıyor diye, somut bir olayı, afaki kılan bir akıl, ancak turp suyu hak eder.
Bunlar toplumsal otoriteyi, pisikiyatrik olaylara indirger cılızlıklardır. Toplumun psikolojisi olur mu? Haydi toplumun insansal yapısının psikolojisi olur da, toplumun nesnel, us kılan; bilinçsel yapısının psikolojisi olur mu? Toplumun halktan ayrı, devinen süreçle gerktirilen, canlı cansız yapı etkin kılışlı, üretim süreci olduğunu, gözlerden gizleyerek ver yansın eden, mızmız, soyutçu, semantikçi yaklaşımları savunan, halkın bilmesinlerciliğinden yana, eyyamcı, her biri köşe dönmüş, boş söz ideologlarıdır. Toplum tarihindeki, kan ve göz yaşını görmezden, hatırlamazdan gelir. 100 yıl süren, kan akan, din savaşlarını, geçmişte kalmış sanan, unutma cahilidirler!
Burada değerli Akif`i anmakta yarar var: “”Tarihi tekerrür diyorlar; Hiç ibret alınsaydı; Tekerrür mü ederdi? ””
Bir hareketin asli temeli olan şey, hareket kalktıktan sonra, bir özgürlük gibi geri geliyorsa, bu korku yaratmak mı? Bu özgürlük ve demokrasi mi? Yani toplumsal, bünyesel olmayan, tedavisini yaptığınız metastaz (yayılma) tekrar nüks ediyorsa bu evham mıdır?
Örneğin, ABD de bir iç savaş yaşanmıştır (1861-1865) . Bu savaşın esnasında (içinde) ve sonrasın zenci haklarına karşı duran ırkçı bir terör olan Ku Klux Klan yapılaşmıştır. Bu örgüt dinci fanatik bir örgüttür, mezhep savaşı ile olaya başlamış, protestanlık inanç temelli gelişmiştir. Sonradan zenci düşmanlığına dönüşmüştür. Örgüt, İki kez dağıtılmasına rağmen; 1950 ve 1960 yıllarında yine şiddetle ortaya çıkıp, terör estirmişlerdir. Hala da, cılız da, olsa; varlığını sürmekteler.
Bunun gibi ku klux klan simgesi ve kuzey- güney gerilimine, savaşına neden olan, bir çok simge, söylem, ve davranışlar vardır. Efendim şartlar geçmiştir, korku demokrasisi oluyor bu, diye; o eski tutum ve alışkanlıkları bir hak ve özgürlük olarak vermekte midir ABD? Ve orada böyle bir istemi halk talep etmekte mi? Ama; varsayalımki talep olsun. Müsamaha görür mü? Orada da toplumsal bilinç ve irade, akıl; bu istem karşısında, olayı böyle evham boyutuna indirir mi? Üstelik de, tekil olmayan, paylaşılmış bir topluma ait bakış iradesi, efhamla bağdaşır mı? Bu ne cüret ve aymazlık. Ki, bu bilginin bilgisiz kılınışı olup, dezenforme edilişidir!
Sürecek