Kusursuz Bir Ressamdım Aslında
Yağmur yağmıştı o gün. gök gürlemiş,alev alev yanmıştı,Her çakan şimşek adın gibi arşı yakmıştı.Sonra dindi yağmur sen dinmedin içimde.Saat onu on geçiyordu sen bir nehir bir rüzgar gibi içimden geçiyordun.Bu dayanılmaz durumla açtım arka kapıyı indim düşlerimin bahçesine.
Çocuktum,on dördündeydim,hayatımın sihirli geçişlerindeydim aşkı bu kadar algılıyordu beynim.Aldım babacığımın birkaç kuruşuyla aldığı o değerli ekmek parasının malzemesi olan çivilerden birini,gerekliymiş,değerliymiş umrumda mı,sen böyle değerliyken dünyamda.Bir hüzünlü şarkı dudaklarımda,yağmurlar çizilme zamanlarında.
Öyle kusursuz bir ressamdım aslında.Ve çizdim çamurlara bir çiviyle bembeyaz yüreğimi.Önce baş harfini yazdım hevesle, sevincim artıyordu hafif beliren gök kuşağının altında.Birden bir ayak sesi içim ürperdi ya biri bana kızarsa çocukça bir telaşın girdabında,Böyle öğrenmiştim büyüklerimden,sevilen gizli kalmalıymış yoksa rüsva olurmuşum.Umrumda mı,umrumda maalesef.Sıradışı mı olacaktım diyarımda.Anlamıyordum ki bana sıralanan nedenleri.Yüreğimde büyüyen bu aşk bir yanardağ misaliyken,bu özlem bu delice düşünüşün nev-bahar çiçekleri açarkeNN.Anlamıyordum işte anlamazdım ama ben de uyardım dış alemin sıradan ahalisine.
Nihayet uzaklaştı bütün ayak sesleri,adını öznerek yazdım.Her harf titretirken karmaşayla ellerimi,aman Tanrım döndüm arkama baktım göz göze geldik seninle gülümsedin o mecazsız gözlerinle.Öylece bakalkadık,rüsva olmuştum artık onların deyimiyle.
VE yeniden şimşekler çaktı,başladı hışımla,şiddetle yağmur.başımı çevirdim aşk anıtımıza baktım.Silinmişti apansız başlayan yağmurla.Sonra dönüp sana baktım gitmiştin sen de apansız ve sessizce.....