“Canı sıkkın akşamın mayıs ayını okşarcasına öptüğü bu zamanlarında. Yok, anlatacağım ne olduğu meçhul, ben de bilmiyorum, kalem bir fener gibi önde, ben de onun aydınlattığı yolda gitmeye çalışıyorum. İçimden gelen bir ses, meçhul uğraşların, beyhude düşler olduğunu söylüyor. Hani, bir taş atarsınız suya, bir süre etrafda dalgalar oluşur, heyeca...”
Canı sıkkın akşamın mayıs ayını okşarcasına öptüğü bu zamanlarında. Yok, anlatacağım ne olduğu meçhul, ben de bilmiyorum, kalem bir fener gibi önde, ben de onun aydınlattığı yolda gitmeye çalışıyorum. İçimden gelen bir ses, meçhul uğraşların, beyhude düşler olduğunu söylüyor. Hani, bir taş atarsınız suya, bir süre etrafda dalgalar oluşur, heyecanlanırsınız ve arkasından bir kaç saniye geçer, zamanın derinliğine şaşarsınız, hareketsizlik en büyük hareket olur.
İnsanın hele yaşı kemale erdi mi, bu düşünceler yumağı daha fazla içini tırmalar. Sessizce içinde hareket eder, yeterince güçlendiğinde ise masanın üzerinde, karşınızda yerini almıştır. İşin kötüsü, siz mor ile boyadıkça üstünü, o lila rengiyle kahkahalar atar da atar. Sanmayın ki, kafasına cacık içtiğiniz sarımsak kokulu kaşıkla vurduğunuzda tekrar geldiği yere gidecektir, bilirim gitmez, asla gitmez!
O halde, siz gideceksiniz onun istediği yere, ya da en azından bir süre gider gibi yapacaksınız. Düşününce, günlük hayatın monotonluğu ve ezici baskısını, insanın kendinle barışık ve karışık olması çok zordur. Hele sorgulu gördüklerine bakıyorsa.... İnanın, gülücükler atan birisinin içinde neler vardır, ancak dikkatli bir göz anlar, yoksa ne kadar neşeli insan dersiniz. Doğru ya, insanın insan olması erdemliliktir. Ve Kaf dağında dolaşır hayalleri, ezildikçe insanın gerçekleri. Kolay mı, ufacık, tefecikken sırtımıza yüklediğimiz hayallerin gerçekleşmiyeceğini anladıkça gözlerimizdeki yıldızların birer birer kayması.
Sonuçta, evet sonuçta mademki her yazının bir sonucu olması gerekir, sonuçta insanın kendisine ufacık bir bahçe kalır. Kimisi o bahçedeki yeşilleri beğenir ve mutlu olur, kimisi de beğenmez mutlu olamaz. İçini mutsuzluk ve tatminsiz acıtır, mütemadiyen acıtır, acıttıkça da kanar, anlaşılmak istediğin an insanlar senin anlaşılmaz olduğunu söyler, uyumsuz olduğunu, sıra dışı olduğunu, bir an önce sıraya girmen gerektiğini anlatırlar, hem de ciddi ciddi anlatırlar. İlginç olan ise bu söylemlerinde gayet ciddi ve doğal olmaları hatta kendilerine göre de doğru olmaları, bana göre de saf olmaları.
Sonrasında bakarsın, düşler bir leyleğin hüzünlü kanatlarında uçmuuuş gitmiş. Geride ise seni toplumsallaştırmak isteyen insanlar kalmış. Deşsen, uğraşsan onların da ta derinliklerinde tatmin edilmemiş duyguların olduğunu göreceksin ama değmez derim çünkü görmen göstermeye yetmiyor, anlatmaya yetmiyor.O da haklı, insan dünyaya bir kere geliyor, ama mutlu ama hüzünlü... Dedim ya ne kadar uğraşırsan uğraş, virgüller noktadan sonra gelmiyor. en güzelini sanırım Atilla İlhan yapmış, atmış noktaları, virgülleri, yazmış keyfince. Hatta soru işaretlerini, ünlemleri ne varsa atmış, büyüklük göstermemek için büyük harfleri bile atmış. Ama yüreği, zihni, aklı hep sorgulamış, hep sorgulamış. Bulduğu doğrular kitapların sarı sayfalarında kalmış, bahçeyi genişletemeden.
Neyse, biz bahçemizi genişletemeyeceğimize göre, daha fazla yeşillendirelim, hep beraber. Sonrasında mangal partisi, cız kokular, yeşillikler, pastırmalar falan hani. Ya da siz yeşillendirin ben çizeyim. Hadi bana müsade, biraz da resim kursuna gideyim. İyi yazamıyorum bari iyi çizeyim, belki hayattan rövanşı da alırım.
Not: (I) Yazı, empati/sempati kurularak yaşamın gerçekleri altında ezilen fakat bir türlü düşüncelerinden dolayı ezildiğini anlayamayan birisini anlatmaya çalışılmıştır. Kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur, başta da yazarın kendisiyle.
(II) Kusura bakmayın, yazı uzayınca, sonuç ortada kaldı. Zaten hayatta öyledir, kötü sonuçlar ortada, iyi sonuçlar omuzlarda kalır.
Ersin Başeğmez 17 mayıs 2008 19:47 _ İzmir çaysız_şekersiz ve badem/siz anlam, anlamsızlığın kucağında uyuyan bir bebektir, anneler emzirdikçe büyür.
Ayşegül Tezcan / 22.05.2008Ne güzel bir bakış açısı... Yine farklı tatlarla dopdolu bir ERSİN BAŞEĞMEZ yazısı... Keyifle okudum döndüm bir daha okudum. Anlamadığımdan mı... Hayır... Daha iyi özümsemek adına. BAŞEĞMEZ yazılarını hep iki kez okurum ben:) Karşıyakanın karşısına sevgilerimle...
Sevil Nizamoğulları / 21.05.2008hüzün sanatçınız gıdasıdır bence ...hüzünler olmasa ne şiirler yazılırdı ne de resim yapılırdı..ama düş kırıklıkları yakar canı..kanatır derinden derinden hele yaş kemale erdiyse...
güzeldi tebrikler
Selcan Aktaş / 21.05.2008hayatta öyledir, kötü sonuçlar ortada, iyi sonuçlar omuzlarda kalır.
HER ZAMANKİ GİBİ HİKAYENİZİ ÇOK BEĞENDİM AMA EN ÇOK ŞU CÜMLEYE TAKILI KALDIM `hayatta öyledir, kötü sonuçlar ortada, iyi sonuçlar omuzlarda kalır.`
DÜŞÜNMEKTEYİM.
Çiğdem Ercan / 21.05.2008Bahçe güzel, bahçeye renk veren kalem güzel. Bahçede çay içmeli :) şekersiz, bademsiz...
Serap Telöz / 19.05.2008atilla ilhan`a katılıyorum, şiirde noktalanmaları atıyorum.. sizden ilk defa soyutlaştırılmamış (hikayeleri katmıyorum), salt dille bir kişi dinledim.. bu da iyiydi ama dolambaçları daha çok seviyorum sanki.. saygılar..
Gülçin Karakaya / 18.05.2008empati/sempati kurularak yaşamın gerçekleri altında ezilen fakat bir türlü düşüncelerinden dolayı ezildiğini anlayamayan birisini...Bu durumdayken bile harika döktürmüş...)))Demekki insanın yazması için yaşaması lazım....Noktalamaya gelince Erturan Hocama katılıyorum...teşekkürler
Cemal Çelik / 18.05.2008Üretmek gerekir dostum...Güzel şeyleri harap etmeden...Genişletmek gerekir fikir dünyasını...Tebirikler katılıyorum. Çünkü...Biz bir yerde takılıp kalırken; başkaları Üsküdarı geçiyor...Biz halen eskilerle uğraşıyoruz ve bir arpa boyu yol gidemiyoruz. Bizi bitiren, yıkan da zaten bu mükemmelliyetçilik anlayışıdır. Tüm dünya yıktı halen biz uğraşıp duruyoruz maalesef... Mükemmelliyetçilik diye bir şey yok: Çıraklık, kalfalık ve ustalıktır. Sen usta değilsin yazamazsın, dedin mi? Hiç yazamaz o kişi zaten ve öldürmeyi başarırsın. Al kuralların senin olsun ne yapacaksan kuralları. Adam mı yetiştireceğiz, kuralları mı koruyacağız? Sevgi ve saygılarımla.
Firdevs Bozkurt / 17.05.2008her ne kadar kişi ve kurumlarla alakası olmasa da hele ki muhteşem yazılar yazan şairle de hiç mi hiç alakası olmasa da çok şey var bu yazıda anlayana...ve şair dolaşır heryerde..bazende kalemini ters çevirir ve fırça tarafını kullanır...şair bunun farkındadır...ve yollanır yüreğinin götürdüğü yere...d.kalın...
Erturan Elmas / 17.05.2008İyi bir deneme. Fikirlerine katılıyorum. Attila İlhan`la ilgili düşüncelerine ise asla. Her sanatın kuralları vardır. Edebiyatın en önemli kuralları noktalama ve yazıma dikkat etmektir. Bunlar olmazsa ileri sürülen düşünceler tam anlaşılmaz.
Ayten Dirier / 17.05.2008Düşleri leyleğin hüzünlü kanatlarına değil, kendi yeşerttiğimiz bahçelerde çiçek olarak yeşertmek dileğiyle...