LimonzedeLimonzedeHayırdır inşallah. Çocukluk aşım Sinem geldi aklıma. Sormayın bende bilmiyorum. Yaşımız daha 18 ya var yada var. Daha fırlamalığımızın ilk derslerini alıyoruz abilerimizden. O meşhur abilerimiz öyle bir tavır takınırlar ki sanırsınız Erdal Acar’ın kopyaları. Değişen yani aralarındaki tek fark, biri jöle, biri limon sürer saçına, birinin Ferrarisi var diğerinin spor ayakkabıları. Birinin parası var diğerinin umudu cebinden hiç eksik olmayan. İşte o meşhur abilerimiz limon spor ayakkabı ve umutla çıkarlar yola ve her defasında da turnayı gözünden vururlar.İlk defa komşu kızına karşı kışkırttı beni abim. Nerden yüklendim o kadar. Pişmanlığım halen devamcı. Sokakta sabahın köründe elimizde ekmekle karşılaşıyoruz ilk defa. Ve bir günaydın öldürüyoruz. Sonra nasıl oluyorsa oluyor, sanırım günaydın işe yaramış, hala hatırlarım matematik dersinden bir temel konu olan Gauss yöntemini öğrenmeye geliyor bizim eve. Kapıda onu görünce nakavt olmuş boksör gibi hissediyorum kendimi. Hemen bir çimdik atıyorum kendime ve kapıyı açıyorum. O ne mini bir etek, tırnakta oje, dudaklarda hafif bir ruj. Ama kenarına taşmış biraz. Bir hoş geldin gelsene de orda öldürüyoruz. Sonra bu sözcüklere teşekkür edeceğim. Şafakçım rahatsız ettim, müsaitsen matematik dersinden bir konu vardı onu soracaktım dedi. Tabi gel diyemiyorum çünkü ben hala Şafakçığımda kalmışım. Neden sonra odama geçelim diyorum. Sen otur ben geliyor diyor soluğu annemin kucağında alıyorum. Anne geldi diyorum. Kim geldi. Sinem geldi anne Sinem, ders çalışmaya gelmiş. Git çalış o zaman marifeti göster bakalım . Birazdan size bir kahve yapayım zihniniz, uykunuz açılsın diyor. Kitaplar elimde dalıyorum odaya. Aman tanrım. Kız masa varken yere oturmuş, her yeri meydanda, içimden anne kahvene gerek kalmadı diyorum benim uykum açıldı. Masada çalışalım diyorum. Neden yer daha ortopedik. Sırtımız ağrımaz hiç değilse olmaz diyorum. Yerde de bakteri vardır, mikrop kapmayalım. Böylece ilk tuzağı atlatıyorum ve geçiyoruz derse. 2.nci kahve servisi yapılınca , fincan nasıl oluyorsa oluyor elinden kayıp eteğin üstüne dökülüyor. Ama asıl benim anlamadığım, bizim kahve fincanında da öyle bir sap var ki kör bir insan bile onda on yapar. Masaya biraz, eteğe çokça dökülüyor. Bezi getiriyorum mutfaktan, nezaket icabı siliyorum tabi, centilmenlikte Erdal Acar’dan kalır yanım yokta, fiziksel temasta sıfırım. Elimdeki bez, o kadar kafein dolu kahveyi içince yanlışlıkla ama yanlışlıkla bacağına değiyor. Hiiii diye bir ses geliyor. Özür dilerim yanlışlıkla oldu diyorum. Neyse ben kalkayım diyor kızarmış yanaklarıyla. Masa için özür dilerim, ders için teşekkür. Görüşürüz bay diyor ama asıl bayan benim. 3-5 gün sonra okul çıkışı otobüste karşılaşıyoruz. Elbise almaya gideceğim diyor, benimle gelir misin? Olur diyorum neden olmasın? Saça limon, spor giyim tamam diyerek çıkıyoruz annemin geç kalmayın ikazına. Alışverişten dönerken, bende kırtasiyeye uğrayıp bir şiir defteri alıyorum. Onu ne yapacaksın diyor, defterim bitti yenisi diyorum, okumak isterim şiirlerini diyor olur la geçiştiriyorum şimdilik. Defteri geri getirdikten sonra anlamlı, anlamlı suratıma bakıp, görüşürüz bir tanem diyor. Ben yine takılıyorum, olay nakavt tabi ki. Bakıyorum defterimin arasında bir kağıt sarkıyor, çekip başlıyorum okumaya. Notta aynen şunlar yazılı; Limonun başına gelenler ilginç, saça sürmek ve saçı sertleştirmek iyi bir buluş, lakin komşu kızının karşısına saçların dağınık da çıkabilirsin. Seni öyle beğenir, öylede severim. Gençlik yıllarımdan kalan asla unutamadığım bir hataydı. Nedense Limonzede şiirini yazarken başka komşu kızı olmadığı ve ders çalışmaya gelen kahve içme özürlüsü mini etekli, başka afet olmadığı aklıma gelmedi. Bir de şiirlerimi okumak istemesini bilmemekte var. Hadi oradan Limonzede. Ben tepki vermiyor, mat olmuş şah gibi bakakalıyorum kapıda Sinemin arkasından. Artık olan olmuştu, ve gereken ne ise yapacaktım. Abime sordum doğal olarak, bir kızla nereye gidilir, kızla ne yapılır tüyolarunu veriyor. Az çok ben de biliyorum ama işi garantiye alıp Sinem gibi bir yerli malını kaçırmamak var işin ucunda. İlk buluşmamız Fer Cafede oluyor. Muhabbet esnasında, bana niye söylemedin diyor. Yanağımı gösterip işte bunun için diyorum. O zaman işimiz var seninle diyor. Ve başlıyor söze; sanırım ilk kız arkadaşınım, sen istersen bu iş sevgiye dökülebilir. Utanç güzel bir şey ama ben cesur erkeği isterim. Yani elimi tutacaksın, yanağımdan dudağımdan öpeceksin. Elin belimde dolaşacağız sokakta. Anladın mı diyor? Ben yine şu nakavt boksör misali. Kafamda iyice irdeliyorum olayı. Ve kendimi Jigolo gibi hissediyorum. Ve nasıl oluyorsa bende başlıyorum konuşmaya. Bir sevgi oluşacak ortamda fiziksel temaslar öne çıkmamalı, sevgide ilk aşama paylaşımı öğrenmek ve bunu kavrayıp uygulamaktır diyorum. Bana öyle hayran, hayran bakıyor. Söylediklerim doğrular, ve yerine getireceksen bu iş olur diye ekliyorum. Kalkıyor masadan. Bu kalkış öyle bir hışımlı kalkış ki sanırsınız suratına tokadı atıp çekip gidecek. Benimde aklım dan başka bir şey geçmiyor doğal olarak. Yanıma gelip oturuyor. Elimi tutuyor, nedense hiçbir şey söylemiyoruz. Hoparlörde Yıldız Tilbe’nin el adamı şarkısı. Başını koyuyor göğsüme eli elimde. Romantizmin ve bir işi becerebilmenin hazzının en üst seviyesindeyiz. Susuyoruz. Aradan üç buçuk ay geçiyor, mutluluktan azmışız. Bizim evdeyiz, yine ders ortamı ben anlatıyorum o sadece suratıma bakıyor, ne var diyorum, öp beni diyor. İlk defa birini öpüyorum. Ne büyük bir haz, ne büyük bir eksikmiş hayatımda. 2.nci defa yaz tatilinde kamp kurduğumuz Honaz Milli Parkında öpüşüyoruz. O küçücük çadır, öyle bir yer oluyor ki. Her şeyi paylaşıyoruz. Soru işaretleri tükeniyor o akşam. Ve artık vücutlarımız konuşuyor. 4 gün nasılda geçti anlamıyoruz. 2.ncisi için sözleşiyoruz. 2.nci kampımızı, lise 2’nin bitme sevinciyle 7 çift lise arkadaşıyla beraber bir sahilde yapıyoruz. Kızlar ve erkekler ayrı yatacak diyoruz. Kızlar burun kıvırıyor, postamızı koyuyoruz işe yarıyor. Kafile başkanı seviliyoruz Sinem ve ben yaptığımız için organizasyonu. Didim Akbük körfezi, denize sıfır kamp yeri. Dağlar, orman, doğa her şey o adar güzel ki, kötü işlemiyor. Gelecek seneyi düşünüyoruz, bir gece, ateşin etrafında. Ve şiir faslından sonra. Biri Dicle, biri Başkent, biri Dokuz Eylül istiyor. Fikrini beyan etmeyen sadece iki kalıyor tabi ki. Sinem ve ben. Berk ve damı Aylin üsteliyorlar tercihlerimizi öğrenmek için. Çok sıkıştırıyorlar ve ben kendi adıma patlıyorum. Ev diyorum, lilik diyor Sinem. İşte o zaman bir kez daha anlıyorum bu kız benim için yaratılmış. Arkadaşlar bön, bön bakıyor. Doğal olarak bir şey anlamadılar. Daha fazla kafalarını yormamaları için söylüyoruz. Sinem yanıma oturuyor. Ve başlıyoruz anlatmaya. Arkadaşlar biz evlenmeye karar verdik diyoruz. Herkesin ağzından tek bir kelime çıkıyor. Ne? Duydunuz diyorum. Herkes nakavt. Alışmaları zaman almıyor. Hatta bir sürprizleri var bize. 2 gün sonra bir imam geliyor akşam yemeğinden sonra. Dini nikah yapacaklarmış bize. Bu kez nakavt olan biziz. Yüzükler elden ele geçerek imama geliyor. Nikahtan sonra ayırıyorlar bizi. Erkekler ve kızlar ayrı yerlerde toplanmış. Sinem’i bulmaya çabalıyorum o kalabalıkta. Çadırların en büyüğünü ayırmışlar bize. Benimkiler hadi oğlum göster kendini, yüzümüzü kara çıkarma bakalım diyor. O an anlıyorum ki bizi gerdeğe sokacaklar. Oda ne birden sırtıma sağanak yumruk yağıyor. Ve paldur küldür, tekme tokat atıyorlar beni içeriye. Ohaa. Sinem geceliğini giymiş bile. Gel buraya diyor. Ellerim cebimde birkaç tur attıktan sonra çadırın içinde Sinem gel buraya diyor ve gidiyorum yanına. Otur diyor oturuyorum. Ne kadar şanslıyız böyle arkadaşlarımız olduğu için değil mi diyor. Mahcup bir şekilde evet diyorum. Bana bakıyor Sinem. Ne var diyorum, ne var. Sen istiyormusun? Evet diyor. İstemesem baştan tepkimi koyardım biliyorsun. Oda ne pencereden bir paket atıyorlar bizimkiler içeriye. Bana veriyor Sinem. Açıyorum. Bir kitabın arka yüzü. Çıplak bir kadın heykelinin resmi var. Önünü çeviriyorum kitabın. “Cinsel Birleşmede İlk Deneyim”. Adiler ihtiyacım yok buna diye bağırıp dışarıya atıyorum kitabı dışarı. Sinem yine bana bakıyor. Gene ne var diyorum. Eeee sıktın be sabaha kadar bekleyecek halimiz yok ya diyor. Kolumdan tutup beni yatağa yatırıyor. Ve olanlar oluyor. Yada yapılması gereken her şey. Şimdilerde ne kadar iyi yaptığımı düşünüyorum. Eğer orada bir günaydın öldürmesek elimizde ekmeklerle. Eğer orada ders çalışmaya gelip bana öp beni demese. Ve eğer orada arkadaşları ayarlayıp kamp kurmaya gitmesek Akbük’e , şimdilerde ben bir yerde, o bir yerde olurdu. Ve öyle pişman olurdum ki bunu yapmadığıma. Ama şimdi benim sözlüğümde pişmanlık diye bir şey yok Sineme dair... 02.08.2000 Çarşamba
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
12
Kasım
4
Ekim
31
Ekim
30
Ekim
29
Nisan
13
Nisan
13
Nisan
13
Nisan
13
Nisan
13
Nisan
11
Nisan
13
Hayat Hakkında Küçük Harflerle Yazılası Şeyler…
• Safak Bayar • Felsefi Makaleler • 583 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
11
Nisan
13
Nisan
11 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||