kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Makale / Felsefi Makaleler





Haftanın Yazarı
Melek Öztürk
Melek Öztürk


Lütfen Hoşgörü!

12 / 10 / 2007  Cuma tarihinde Tevfik Tekmen tarafından eklendi, 1085 kez okundu...

“Doğuran her canlı anadır. İnsan doğurur, hayvanlar doğurur; bazıları karnından, bazıları da başka şekilde doğurur. Her ana kendi ırkından, kendisine benzeyen bir can, bir canlı doğurur. Analar yaratıcımıdır? Yani ana bir tanrı mıdır? Yaşadığımız bu dünya yüzünde canlı hayat ne zaman başlamıştır bilinmez ama var olan bütün canlılar kendi varlıkla...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Tevfik Tekmen

Tevfik Tekmen







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Lütfen Hoşgörü!


Doğuran her canlı anadır.
İnsan doğurur, hayvanlar doğurur; bazıları karnından, bazıları da başka şekilde doğurur. Her ana kendi ırkından, kendisine benzeyen bir can, bir canlı doğurur.
Analar yaratıcımıdır? Yani ana bir tanrı mıdır?
Yaşadığımız bu dünya yüzünde canlı hayat ne zaman başlamıştır bilinmez ama var olan bütün canlılar kendi varlıklarını dünden bugüne bu şekilde sürdürmüşlerdir. Doğarak, doğurarak, üreyerek… İnsanlar doğurmuş, hayvanlar doğurmuş, doğanlar da doğurmuş; bu hep böyle olmuş…
Bazı canlılar ana rahminde oluşmuş, sonra ana karnından doğmuş. İnsan gibi, bazı hayvanlar gibi… Koyun, kurt, eşek, tavşan, inek, deve, keçi, tilki… Kız, oğlan, erkek, dişi. Bazıları da yumurtadan olmuş; tavuk, balık, kaplumbağa, bir sürü kuş… Sinek, böcek, bit, pire… Yılan, çıyan, fare, köstebek… Her türlüsü; o veya bu şekilde doğmuş, büyümüş, sonra neslini sürdürmek için doğurmuş ve ölmüş. Dünyanın devinimi ve evrimi bu şekilde sürmüş.
Peki ama ilk doğuranı kim doğurmuş?
Her doğuran canlıya ana dedik, doğana da can dedik, canlı dedik iyi güzel de bitkilerden bahsetmedik. Ot, ağaç, gül, çiçek, hanımeli, nane, mercimek, soğan, patates… Un yaptığımız buğday, yağ sızdırdığımız zeytin, gündöndü ve ötekileri… Bunlar canlı değil mi? Bunları kim doğurmuş, bunlar nasıl canlı olmuş?
Biz, doğuran canlıya ana dedik ama cansız toprağa da ana demişiz! Çünkü toprak da anadır, o da yaratıcıdır, bağrından binlerce canlı yaratmıştır. Döllenmiş bir tohum toprağa düşmüş, toprağın altına gömülmüş, ıslak ve nemli toprağın sıcak karnında şişmiş, çatlayıp uç vermiş, güneşi görmüş, havayı teneffüs etmiş, boy vermiş, büyümüş, gelişmiş, neslini sürdürmek için o da tohum vermiş. Tohum, gene toprak ananın bağrına gitmiş…
Tohum, kimi toprağa gitmiş, kimi yumurtayı delip içine girmiş, erkek dişi çiftleşmiş, eşleşmiş; kimisi ana rahminde, kimisi toprağın içinde, kimisi suyun dibinde bekleyip gelişmiş, sonra dünyanın yüzüne çıkıp kendi neslini idame ettirmiş.
Peki, ilk yumurtayı kim üretmiş? Kabuğunu kim sertleştirmiş, beyazını kim ağartmış, sarısını kim sarartmış? Tohumu bunun içinde nasıl saklamış? Yumurtaya giren, toprağa düşen tohumu kim var etmiş?
İlk tohumu kim yaratmış?..

Geçenlerde bu konuşuluyordu; internet üzerinden bir platform oluşturmuşlar, biri sormuş; birileri de bu soruya cevap arıyordu. Dikkatimi çekti. Birçok kişi karşılıklı yazışıyor, kendi aralarında tartışıyor, ak karaya karışıyor, kimin ne dediği anlaşılmıyordu. Ben de bir şeyler yazıp naçizane fikrimi sunmak istedim ama sonra vazgeçtim. Çünkü konu çok hassas bir konuydu. Ama gene de aklıma takıldı kayıtsız kalamadım.
Soruyu soranı tanımıyordum bir, konu çok hassas bir konuydu; “Allah var mıdır?” bu iki. Soruyu soran kişi özellikle; “TANRI” değil de “ALLAH” demiş. Çünkü İslam âleminde “Tanrı”nın anlamı başka, “Allah”ın anlamıysa bambaşkadır. İslam anlayışına (inancına) göre;
“Allah yaratıcıdır. Yaratandır. O, insanlar yokken de vardı, insanlar yaratıldıktan sonra gene var, hep olacaktır… Tanrı ise bir yaratıktır. Tanrıyı insan yaratmıştır…”
Şimdi; birisi de çıkıp, “Allah tanrı mıdır, değil midir ?” diye sorabilir. Çok normaldir. Bu kavramlar birbirine karıştırılmışsa insanların hoşgörülü olması lazımdır! Çünkü “yaradılış” hikâyesi hala bir sırsa; birileri “her şeyi Allah yarattı, insanı çamurdan yarattı, sonra bu yarattığı insana can katıp dünyaya saldı” diyorsa; birileri de büyük patlamadan bahsediyorsa;
“her şey ondan sonra oldu, bütün canlılar sudan oldu, canlıları doğa doğurdu…” diyorsa; kafasında çalışan bir beyin taşıyan insanoğlu bu sırrı araştırmalı mı, yoksa susmalı mıdır?
Tanrı dendiği zaman; insanoğlu var olduğu günden beri kendisine hep bir tanrı aramıştır. Çünkü insan her ne kadar bu dünyanın ayrıcalıklı bir yaratıysa da bu dünyada birçok bilinmeyen vardır ve sonuçta o da biçare yaratıktır. Aklının sınırları vardır ve gizemlerin gizliliğinden, sırlar dolu küplerin içinden çıkamamaktadır. Bu yüzden insanoğlunun, tarihler boyunca birçok tanrısı olmuştur. Yağmuru yağdıran kimdir, şimşeği çaktıran, göğü çatlatan, yıldırımı patlatan kimdir? Güneş nedir, Ay nedir, yıldız nedir? Baş nerede, son nerededir? Yerde yürünür ama gökte nasıl gezilir? Karanlık gidince aydınlık nasıl gelir? Rüzgâr, yel, sel… Kar neden beyazdır? Soğuk nasıl üşütür, güneş nasıl ısıtır? Neden dört mevsim vardır? İnsan nasıl doğurur, doğan çocuk nasıl konuşur? Doğum bir giz, ölüm neyin nesidir? Bir tanrısı olsun ve insanoğlu ondan medet umsun! Yağmur olsun, güneş olsun, havalar güzel olsun ve ürünü bol bereketli olsun! Bir oğlu, bir de kızı olsun. İnekleri çok sütlü olsun. Hasta olduğu zaman tanrı onun doktoru olsun. Her zaman ve her yerde yardımcısı olsun…
Ama insanlar şimdi hoşgörüsüz olmuş…
Eskiden küçük topluluklar vardı; bunların Kral tanrıları vardı. Kral tanrılara arpa, buğday toplarlar, ak akçe, çil çil altın bağışlarlardı. Onlara adaklar adarlar, kendi çocuklarını bile kurban yaparlardı. Tanrıların karıları, kızları, oğulları vardı. Kral tanrılar, şarap içip havyar yutarlardı. İşte, böyle tanrılar vardı ve bu tanrıların inananları vardı.
“Tanrıları insan yarattı. Sonra kendi yarattığı tanrıdan korktu, ona itaat etti. Tarlasına ürün ekti, tanrıdan bol bereket istedi. Hasat edince çalışarak ürettiğinin yarısını tanrısına hediye etti. Bir sonraki yıl daha fazla almak hevesiyle tanrısına daha çok verdi. Tanrı zenginleştikçe zenginleşti…” (ANGALTA KGALŞE)
İnsanoğlu kendisine önce bir tanrı yaratmış ve ona tapmış. Adaklar adamış, ak akçe, çil çil altın bağışlamış. El açmış, diz çöküp yalvarmış, sıkıştığı zaman yardımına çağırmış…

Sonra insanlar; bu kendi yarattığı tanrıları kendi elleriyle öldürdüler.
Ama gene de tanrısız duramadılar, tanrısız olamadılar. Kendilerine bir tanrı hep aradılar. Tanrı hep vardı, adı her neyse… Gök tanrısı, yer tanrısı, yeraltı, yerüstü tanrısı… Güç tanrısı, ateş tanrısı, bereket tanrısı, su tanrısı… Şarabın bile bir tanrısı vardı!
Birçok din doğdu, var oldu ve sonra yok oldu.
Dünya yüzünde insanlar dün vardı, önceki gün de vardı, bugün gene vardır. Birçok insan hepsi birbirinden farklıdır. Aynı cinsten topluluklar vardır, farklı farklı topluluklar da vardır. Dinler gene vardır. Bütün dinler aynı mıdır? İsevilik ayrı, Musevilik ayrı, İslamiyetlik ayrı… Kitabı olan dört din vardır, hepsi birbirinden farklıdır ama inandıkları bir tanrı vardır ve o tanrı aynı tanrıdır. Yani insanoğlu; çok tanrılı dinleri bırakıp kitabı olan tek tanrılı dine inanmışlardır. Peki, kitapsız dinler ne olacak? O dinlere inananlar ne olacak? Budist ne olacak? Çin dini, Hindu dini, başkaları ne olacak? Onlar da kendi dinlerini bırakıp Musevi mi, Hıristiyan mı, Müslüman mı olacak? Ya olmazlarsa ne olacak? Onların hali ne olacak?
İnsanlar hoşgörüsüz olmasın…
Mademki yaşadığımız tek bir dünya var, mademki inananlar için tek yaradan var; inançlar farklı olsa ne olacak, birbirine benzemeyen birçok din olsa ne olacak, bazılarının inancı tam olsa, bazılarının yarım olsa, bazıları da inançsız olsa ne olacak?

Bu internet platformunda sorulan soru böyle bir soruydu; “ALLAH var mıdır?” Acaba bu soruyu soran kardeşimiz, arkadaşımız, dostumuz; Allah’ın var olup olmadığını bilmiyor; merak ediyor, öğrenmek mi istiyor? (O bir inançtır ve inanıyorsan vardır, inanmıyorsan yoktur bunu kendisi de biliyordur.) Yoksa polemik yapmak, ikilik yaratmak, insanlar arasında kavga çıkarmak mı istiyor? Ya da cesaret gösterisi mi yapıyor? Ancak unutmamak lazım ki; aptallar çok cesur olur! Bunu ben söylemiyorum. Hangi filozof söylemiş bilmiyorum ama bu söz klasikleşmiş bir sözdür ve kendisi de sakın ola ki yanlış anlamasın, yanlış düşüncelere kapılmasın; kendisini aptallıkla itham ettiğimi sanmasın! Bu kimin haddine? Kendisinin cesur (aptal) olduğunu sanmıyorum. Polemik yapmak, ikilik yaratıp insanlar arasında kavga çıkarmak istediğini hiç sanmıyorum. Kavgadan, dövüşten kim ne umsun? Rüzgâr ekip fırtına biçmeyelim! Buğday ekip ekmek yiyelim ve açlıktan ölmeyelim. Hepimiz giyinelim, örtünelim, üşümeyelim. Soğuk olduğu zaman tir tir titremeyelim. Hasta olup acı çekmeyelim. Bu güzelim dünyanın kıymetini bilelim. Suyunu birlikte içelim, nimetlerinden yiyip beslenelim. Yeşilini, mavisini sevelim. İyiyi, güzeli, dürüstlüğü sevelim! Birlikte soluduğumuz havayı kirletmeyelim. Sevelim, sevilelim, sevgiyle büyüyelim. Sevgisizlikten kim ne umsun ki? Kini, nefreti, bütün kötülükleri öldürüp hoşgörüyü besleyelim. Hoşgörüsüzlükten kim ne umsun ki? İnanan da inanmayan da insan değil mi? Bu dünyanın aklını kullanan tek yaratığı insan değil mi; neden akılsızlık edelim? Ama böyle bir ortamda, böyle bir tartışmanın içine girmenin doğru bir şey olmadığını düşünüyorum. Çünkü din konusu, dini inanç konusu çok hassas bir konudur. İnanç, inananla inanılanın arasında var olan bir olgudur. Vardır ya da yoktur; inanırsın ya da inanmazsın… Din bir inanç işidir ve inanç da insanların içinde olan bir şeydir. Doğaüstü bir güç tarafından yaratıldığımıza inanmak, Allah’a inanmak, bilime, bilimin bazı teorilerine, teorilerdeki yaradılış hikâyelerine inanmak… Ama gerçek olan şu ki; bugün varız ve yaşıyoruz. Yani biz insanlar bu yeryüzünün canlı birer kişisiyiz. Doğum gerçek, yaşam gerçek ve sonunda(gizemini koruyan)ölüm de gerçek! Bunlar bildiğimiz gerçekler ve gerçekler bizden inanç istemezler.

İnsanoğlu var olduğu sürece hep merak etmiş, bilinmeyeni öğrenmek istemiştir. Tarihte tufanlar olmuş, hastalıklardan ve kırımlardan ölümler olmuş, birçok kavim yok olmuş ama yaradılış hikâyemiz sırrını hep korumuş. Bu her zaman bir merak konusudur…

Soruyu soran “Allah var mıdır?” diyor.
Kimisi diyor:
“VAR… Varlığı tartışılmaz!”
Kimisi diyor:
“YOK… Allah yok. Hiçbir zaman olmadı, o da bir tanrı; onu da insan yarattı.”
“Vardı ama artık yok, o öldü” diyenler bile oluyordu.
Olabilir…
Din insanlar için vardır. İnananlara göre din insanı huzura kavuşturur. Allah’a ulaşmak ancak din yoluyla olur. “Din insana huzur vermez sadece uyuşturur, çünkü din bir afyondur” diyenler de olur...
Olabilir…
Ama bunları tartışmak, hele hele böyle uygunsuz bir ortamda tartışmak çok yanlış! Din için, dinler için, inançlar için insanların öldürüldüğünü tarihler yazmıyor mu? Aynı şeyler bugün bile yaşanmıyor mu? Madımak otelde insanlar diri diri yakılmadı, Maraş’ta mezhep kavgaları yaşanmadı, katliamlar yapılmadı mı? Osmanlı padişahları Sünni olmayanları satırla, kılıçla doğramadı mı? Afganistan’da, Irak’ta, bir başka diyarda… Amerika’daki gökdelenlere uçaklar dalmadı mı? Sevgisizlikten, hoşgörüsüzlükten, açgözlü olup doymak bilmezlikten; zengin toprakları istila etmek için bahaneler uydurulmadı mı? Elbet ki inanan da olacak, inanmayan da olacaktır...
İnanmamak da bir inanç değil midir?
“Neden tek bir tanrı (tek yaratıcı) var da bir sürü din var?” birisi böyle soruyor. Böyle bir soru soran da kendince haklı oluyor. Birisi diyor:
“Allah’a inanmayan ahmaktır! Varlığını sorgulamak günahkârlıktır…”
Birisi; “VAR” diyor,
Birisi; “YOK” diyor…
Yok diyen ötekine:
“Varlığını ispatla!” diyor.
Var diyen:
“Yokluğunu sen ispatla bakalım!” diyor…
Böyle ölçüsüz, saçma sapan tartışmalar, atışmalar ve çatışmalar… Acaba neyi ispat etmek istiyorlar? Gözle görülmeyen, elle tutulmayan, duyu organları tarafından hissedilmeyen, bir nesne olmayan şeyin neyini ispat ediyorsunuz? O bir maddemi ki siz neden bahsediyorsunuz?
Birisi:
“Öldürme korkut!” diyor,
Ötekiyse:
“Korkunun ecele faydası yok!” diyor. Saçma sapan bir tartışma bu ahvalde sürüp gidiyor… Kim ne söylüyor, kim kimi dinliyor; bilinmiyor?

15. Yüzyılda yaşamış bir şeyh, bir din adamı:
“Tanrıyı kavramak insanın akıl gücünü aşar” demiş. Aynı kişi:
“İnsan tanrının bir parçasıdır” demiş, “insan ve tanrı ikisi bir bütündür…”
Allah, Tanrı mıdır? Ya da tanrının adı Allah mıdır?
Ve bu aynı adam, bir düşünce ve eylem adamı kişiliği ile:
“Tanrı doğanın kendisidir!” demiş.
“Doğa tek bir kişinin değil herkesindir, doğada var olan her şey bölüşülmelidir.”
Ona göre insan, özellikleri bakımından tanrının bir parçasıdır. İnsan yaradılış olarak diğer varlıklardan üstündür ve tanrının birçok özelliğini kendisinde bulundurur. Bu nedenle insanoğlu; düşünme gücü ve yetenekleri bakımından kendi değerini iyi bilmeli, ona göre davranmalıdır. Bu kişi:
“Tanrının varlığı tüm evreni tamamlar…” demiş “evrenin varlığı da tanrı ile var oluşundandır. İbadetin koşulu kuralı yoktur. Tanrı; içinde kin ve nefret değil sevgi besleyen herkesin her türlü ibadetini kabul eder” diye devam etmiş.
Sonra gene; “öbür dünyayı bırak, bu dünyaya bak!” demiş ve bu tarafa yönelmiş. Doğayla insanın bütünlüğünden bahsetmiş. Bir din adamı değil de zamanın bir komün eri (sosyalisti) olarak; üretim açısından, mülkiyet açısından böyle yaklaşımlarda bulunmuş.
“Tanrı malı padişah malı mı? Senin evin benim evim, benim evim senin evin… Yârin yanağından gayri her şey ortak…” demiş ve bir gün bu söylediklerinden ötürü ibret-i âlem için çarşı esnafının önünde asılarak idam edilmiş…
Anlatmak istediğim;
Bu konular hassas konulardır. İncitilmez, incitilemez, incitilmemelidir! Herkesin kendi inancı kendisine; inanana da, inanmayana da saygı duyulmalıdır. Çünkü insanoğlu beynini çalıştıran bir yaratıktır. Aklı, zekâsı, mantığı vardır. Akıl algılar, zekâ anlar, kavrar, mantık da sorgular. Ama nedense; “sen bazı şeyleri sorgulama bakalım!” diyenler de olacaktır ve onlar da anlayışla karşılanmalıdır. Kimse kimseyi dinlemek zorunda, kimse kimseye inanmak zorunda değildir. Kimsenin kimseye uymak zorunluluğu yoktur. İşte, hoşgörü budur. Akıl budur, aklın yolu budur…
Lakin gene de insanoğlunun işi zordur!
“Var oluş…”
Çünkü “yaradılış” öyküsü hala bir sırdır. Yani şu koca evrende bu küçücük dünyamız bile bir sırsa ve bilim bile birçok sorunun cevabını bulamıyor, bilemiyorsa; uzay denilen sonsuz boşluk, milyonlarca yıldız, gezegen, bir sürü galaksi; metrelerle ölçülemeyen uzaklık… Ve başı sonu bilinmeyen bu bilinmezlik… İçi akıl dolu olan beyninin bilmem kaçta kaçını çalıştırabilen bu naçar insanın “AKLI” da bir yere kadar… Bazı şeyleri insan aklı anlamaz, zekâsı kavramaz ama mantığı gene de sorgulamayı bırakmaz. Kafayı üşütmemek insanın elinde mi? İnsan bilmediklerini hep sorgularsa, bilinmeyenleri kendi sorup kendi sorusuna kendi aklında cevap ararsa kafayı üşütmemek elinde mi? Çünkü koca evrenin içinde bir ceviz tanesi kadar küçük kalan şu dünyanın birçok sırrı hala çözülememiş. Doğum bir sır, yaşamın birçok yeri sır, ölüm sır mı sır! Doğum sır, ölüm sır, yaşam bir sırsa; o zaman neye inanalım, neye dayanalım? Bilemediğimiz ilahi bir güce mi? Doğanın gücüne, doğaüstü bir güce mi? Bilebildiğimiz bilimin gücüne mi? Birsisi inanç gücü, öbürü insan varlığının gücü… Aslında ikisi de insanın kendi aklının gücü! Dönüp dolaşıp aynı yere, gene “AKIL”a geliyoruz…
O zaman geriye ne kalıyor?
Hiçbir şey…
İnsan; aklının erdiğine inanmalı, aklının ermediğine inanmamalıdır.
Hepsi bu mu?
Bu…
Onun için; “HOŞGÖRÜ” diyoruz.
Lütfen!
Hoşgörü, hoşgörü, hoşgörü… Çünkü her şey insan içindir. Tevfik Tekmen.



Telif Hakkı Uyarısı Lütfen Hoşgörü! isimli yazı, Tevfik Tekmen tarafından 12/10/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Nermin Aydın yazıyı favori listesine aldı...
Nermin Aydın
Nermin Aydın / 29.04.2008
“Tanrı doğanın kendisidir!” demiş.Sevdim. Yazınızı zevkle okdum tebrikler sevgiyle kalın ...


Haziran
15
Toplum Sözleşmesi"nin Gerekliliği
Can AyyıldızFelsefi Makaleler • 58 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
12
Nedir İnsanları Umutsuzluğa İten
Emre EkiciFelsefi Makaleler • 105 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
12
Sayın Sami Selçuk`un Çözümü Ciddi mi?
İbrahim Faik BayavFelsefi Makaleler • 60 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
8
Neden?
Özgün AkarFelsefi Makaleler • 81 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
7
Firavun Varsa Allah Musa`yı Gönderir
İbrahim Faik BayavFelsefi Makaleler • 72 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
6
Kemalizm`in Kökünü Kazımak
Tevfik TekmenGüncel Makaleler • 5 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
27
Ölümsüzlük Otu
Tevfik TekmenDüş Hikayeleri • 66 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Haziran
22
Şu Bizim Görgüsüzlüğümüz
Tevfik TekmenToplumsal Hikayeler • 65 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
18
Mezopotamya
Tevfik TekmenToplumsal Makaleler • 71 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
7
Babam Seni Kesecek
Tevfik TekmenAnı Hikayeler • 141 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
12
Lütfen Hoşgörü!
Tevfik TekmenFelsefi Makaleler • 1086 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
14
Yetim Ali`yi Döven Boz Ayı
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 769 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
11
İnsanlar Ölmesin
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 576 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
26
İşte Aşk Bu
Tevfik TekmenAşk Hikayeleri • 571 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
26
Neydi Ne Oldu
Tevfik TekmenDidaktik Şiirler • 568 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Lütfen Hoşgörü!, Lütfen Hoşgörü! makalesi, Lütfen Hoşgörü! makale, Lütfen Hoşgörü! nedir?, Lütfen Hoşgörü! hakkında bilgi, Lütfen Hoşgörü! makaleleri, Tevfik Tekmen makaleleri, Lütfen nedir, Lütfen makalesi, Lütfen makaleleri, Hoşgörü! nedir, Hoşgörü! makalesi, Hoşgörü! makaleleri,






Okudunuz Mu?
GülWitt
Gül Witt




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Internet Advertising | CIA Motorcycle insurance | Loans | Mortgage | Xbox Mod Chip | Video | Arkadaş