Masal Dertleşmesi
5 / 8 / 2008 Salı tarihinde Ceyda Demircioğlu tarafından eklendi, 133 kez okundu...
“İçimdeki tarifsiz boşluğu, kime ve nasıl anlatayım. Bomboş bir oda, bir ev. Herkes var ama kimse yok işte. Kitaplar kalemler ve cümleler var somut, anlamlı olan. Gözlerim uyuşuk. Dilim yorgun. Kıpırdamak istiyorum, bütün vücudum acıyor; gücüm yitik.Gerçekler etrafımı dikenli bir tel gibi sarmış, canımı yakıyor. Yok! Bu yetersiz bir söz sanatı ol...” Okuyucu Puanı ;
Masal Dertleşmesiİçimdeki tarifsiz boşluğu, kime ve nasıl anlatayım. Bomboş bir oda, bir ev. Herkes var ama kimse yok işte. Kitaplar kalemler ve cümleler var somut, anlamlı olan. Gözlerim uyuşuk. Dilim yorgun. Kıpırdamak istiyorum, bütün vücudum acıyor; gücüm yitik. Gerçekler etrafımı dikenli bir tel gibi sarmış, canımı yakıyor. Yok! Bu yetersiz bir söz sanatı oldu. Zaten hiç yapamam benzetme. Yapsam da aynı servet-i fünuncular gibi abartılı ve kurallı oluyor. Özenle düzüldüğü, seçildiği belli. Duygu yok, his yok. Sadece tablo var. hep böyleydi benzetmelerim. Oysa benzetmesem bir şeye yaşadıklarımı, içimdekileri. Olduğu gibi yazsam. Zorlaştırmasam. Her şey bu kadar zor olmak zorunda mı? Hayır, tabiî ki.. Aslında o kadar basit ki olan biten. Zor olan benim, benim yaşamayı bir türlü beceremeyen, iş sanan ruhum. Şu içtiğim çorba, ne kadar yoğun, kek hamuru gibi. Pütür pütür ayrıca. Çok da ekmeksi, tadı. Nasıl sıkıldım ondan da. Bardağı duvara fırlatıp, o yoğun kıvamıyla duvardan süzülmesini izlemek istiyorum. Fıstık yeşili duvarda turuncu pıtırcıklar, turuncu nehirler oluşacak. Kokacak sonra yağ yağ. İğrenç! Attım onu, duvardan geçti, buhur oldu. Yerine kahve koydum. Koyu koyu. Az şekerli. Acı acı. Bu daha iyi. Ne diyordum en son. Hiçbir şey…. / ….. Ne diyebilirim ki son olarak? Söyleyeceklerimin bir başı var mı ki sonu olsun. Süreci dahi yok…. / ….. O kadar da haksızlık etmeyeyim. Her sözümün bir yaşantısı var, bir yeri var zaman içinde. Yetmeyen benzetmeme yeterlilik kazandırıp bir başka sonsuz söze geçeyim bari. Gerçekler, dikenli bir tel gibi değiller, korkunç hayali birer varlık gibiler. Artık neyden korkuyorsanız onu düşleyin. Şeytan mı, cin mi, hortlak mı? Bilmem ki. Başımı kaldırıp sağıma soluma baksam; her biri ellerin havaya kaldırıp tırnaklarını çıkararak, korkunç yüzleriyle üzerime yürüyorlar. Hemen önüme, yazdıklarıma, okuduklarıma, yemeğime, çişime neyse o uğraşım ona dönmezsem beni boğacaklar gibi. Neyden korkuyorum peki, boğulmaktan mı? Ölümden mi? Hayır, asla! Sadece ağlayarak kusmaktan. Ağlaya ağlaya midemin bilincini kaybetmesinden. Sonunda yine aynı sabaha uyanmaktan. Bir kez daha dejenere olmaktan. Kocaman taştan bir kuyu içinde çalkalanıp çalkalanıp vakti gelince tekrar yeryüzündeki haline bırakılıp; bir zamanla tekrar o kuyuda hırpalanmaktan. Kendimden korkuyorum galiba. Bir zamanlar saçları gece sırmasından, gözleri ceylan küçük bir kız varmış. O kadar kara o kadar karaymış ki güneş elini eteğini çekip yeryüzü karanlığa gömüldüğü zaman, fark edilmezmiş varlığı. Geceye nüfuz edermiş sanki minik bedeni. Kocaman kocaman apartmanları, renk renk otomobilleri olan bir köyde yaşarmış bu küçük kız. Kalabalık bir ailesi varmış. Yaşadıkları ev saray gibiymiş, labirentli, koridorlu; odaları bölmeli. Çok eşyalı. Bir akşam aile yemeğe oturacakmış. Saçları gece sırmasından küçük kara kız ailesine bir oyun oynamak istemiş. Evin en gösterişsiz, el atılmayan dolabına saklanmış. Onu fark edip, elinden tutup çorba kasesinin başına getireceklerini beklemiş. Beklemiş… beklemiş… … / …. Ne kadar beklediğini bilemeyecek kadar küçük olan kızın içi sıkılmış dolapta. Hem susamış yaz günü, çişi de gelmiş. Acıkması da cabası. Çıkmış usul usul. Ortalık kapkara, herkes derin derin soluyor: uyuyor. O kadar zaman geçmiş ki ev halkının her biri bir köşe de rüyalara dalmış. Uyanık bir tek canlı yok. Anlamış, kimse fark etmemiş onu. Herkes yemeğini yemiş ve uykuya yanaşmış. Sinirinden oracıkta çıkarıvermiş donunu işemiş salonun ortasına. Sonra ağlamaya başlamış. Ağlamış… ağlamış….. Tan vaktinde mutfağa götürmüş ayakları onu. Porselen çorba kasesini almış kafasına indirmiş. Hemen düşüvermiş minik kara bedeni yere. Kırılma sesine uyanan ev halkı koşmuş, mutfağa. Bir de ne görsünler! Yerde turuncu nehirler oluşmuş. Ve pıtrak pıtrak adacıklar. Işıl ışıl, alev gibi süzülüp her bir nehir gecenin karanlığına dağılıyor. Hepsi hayretler içinde seyretmişler bunu. Güneş yavaş yavaş yüzünü göstermeye başladığında anca fark etmişler, Gece sırması saçlı, küçük kara kızı….. Öyle ağlaya ağlaya aynı sabaha uyanmak fikri bana bu masalı hatırlattı, paylaşayım dedim. Başka söze gerek kalmadı bu gece….
Eylül
6
Eylül
3
Eylül
2
Ağustos
31
Ağustos
30
Ağustos
5
Nisan
18
Korktun Değişti Nehrinin Akışı
• Ceyda Demircioğlu • Düş Hikayeleri • 288 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mart
28
Mart
21
Mart
15
Dikiz Aynasında Bir Buluşma
• Ceyda Demircioğlu • Düş Hikayeleri • 282 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Mayıs
12
Bana Sıkıca Sarılırsan Boğazımı Keserim
• Ceyda Demircioğlu • İronik Hikayeler • 365 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
13
Mart
21
Nisan
18
Korktun Değişti Nehrinin Akışı
• Ceyda Demircioğlu • Düş Hikayeleri • 288 kez okundu. • 4 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||