Maziye Mahkum Kalma
Mazi anılar için vardır. Bir sayı doğrusunda sıfıra en yakın olandır ve ellerimizle kavradığımız her nesne kadar yakındır. Aynı yüzlerden, mekanlardan, aynılardan kopamamaktır. Bir adım ilerimizdeyken şimdi ki zaman; ona sürüklenememek ve kokusunu alamamaktır; çünkü mazi geçmişi teğet geçmektir. O kadar ki; birbirini kovalayan akreple yelkovanın kaybettirdiklerinin farkına bile varmayız.
Güneş gülümsemez maziler ülkesinde. Deniz parıldamaz. Uzaklarda bir sen varsındır bir de anılar.
Mazi ağıttır…
Mazi yanmadır…
Öyle ki; göz yaşlarınla bir ateşi bile söndürebilirsin. Susarsın sustukça içindeki göl büyür. Büyüdükçe o göl içinde boğulmak istersin. Boğulmakta yetmez artık un ufak olup akıp gitmek hiç durmamak istersin.
Hayat elmasının bir diliminde kalmaktır mazi… Her sabah o sabahın koynunda uyanmak, durmaksızın işleyen çarkta yeni kıyafetler giymek yerine yamalar yapmaktır. Geçmişin soluğuna sığınır da öyle uyuruz. Göğsümüzdeki sancı mutlu bile eder uyandığımız zamanlar bizi “Bugünde geçmişimleyim” deriz.
İçeri güneşi almayan bir perdedir mazi… Elimizdeyken perdenin kendisi o perdeyi aralayıp da dışarı bakmayız. Göreceklerimizin mazinin kıpırdamadığımız zemininden ayağımızı kaydırıp bulunduğumuz noktadan uzaklaştıracağını düşünürüz. Anılarımızdaki dokunuşların tek adresidir. Nemli gözlerin sahnesidir. Eksik yaşanmış bir dünü dünle tamamlama çabasıdır. Yatağına uzandığında hayallerinle tavana yıldızlar çizmektir. Küçükken kopan uçurtmanın ipine hala ağıtlar yakmaktır.
Mazi gönüllü prangalanmadır, en eskiye… Geçmişe uzanmış ellerimizin arasından güllerin boy vereceğini sanmaktır. Kolu kopmuş bir oyuncak bebekle parmağımız iki dudağımızın arasındayken uyumaktır.
Umuda kapı açmaz bir türlü mazi, takılıp kalır bozulmuş bir kaset gibi hep aynı sözdür tekrarlanan…
İnsan kolay teslim olmamalı maziye. Onun kollarından daha sıcak olan geleceği bulabilmeli. Sesi kısılıncaya kadar “Gel-ecek” diyebilmeli. Mazi zehirli bir yılandır sokmadan önce bunu anlayabilmeli ve yürümeli… Geleceğe gel- eceğe.