Menekşe Perdeler
9 / 6 / 2008 Pazartesi tarihinde Elif Gökdemir tarafından eklendi, 98 kez okundu...
“Yorgun bacaklarımı zorlayarak en üst kattaki küçük daireme tırmandım. Bu dimdik merdivenleri gençliğimde nasıl da hızlı çıkardım… Düşününce içim acıyor. Şu attığı her iki adımda bir soluklanan ihtiyarla o bıçkın delikanlı bir miydi hiç? Ağzına kadar anılarla dolu küçük daireme ulaştığımda nefes nefese kalmıştım. Birbiriyle iç içe geçip, dolanmış...” Okuyucu Puanı ;
Menekşe PerdelerYorgun bacaklarımı zorlayarak en üst kattaki küçük daireme tırmandım. Bu dimdik merdivenleri gençliğimde nasıl da hızlı çıkardım… Düşününce içim acıyor. Şu attığı her iki adımda bir soluklanan ihtiyarla o bıçkın delikanlı bir miydi hiç? Ağzına kadar anılarla dolu küçük daireme ulaştığımda nefes nefese kalmıştım. Birbiriyle iç içe geçip, dolanmış anahtarlığımı titreyen ellerimle cebimden çıkardım ve nemden paslanmış kilide zorlukla sokabildim. Yine büyük bir güç sarf ederek kapıyı açmayı da başardım. Üzerinde çok sayıda çentikler açılmış tahta kapıyı, yavaşça ittirdim. Kapı ise kulak tırmalayan bir gıcırtıyla savrularak arkasındaki duvara sertçe vurdu. Ah, bu deniz kokusu! Her zaman beni benden alıyordu. Küçük dairemin tozlu ve nemli kokusunu derin bir nefesle beraber içime çektim. Evin çoğu yerini örümcek ağları sarmıştı. Şimdi mutfağa girsem bir baykuş veya fareyle karşılaşacağımı iyi biliyordum. Tabi bir de dünya kadar böcek… Ne çekmiştim zamanında tüm bu haşeratlardan. Almadığım ilaç, denemediğim zehir kalmamıştı da bana mısın dememişlerdi. Şimdi bunları bile hatırlayınca gülümsüyorum işte. Ne kadar dertsiz, tasasız, mutlu günlerdi onlar. Tek sorunumuz mutfakta avare avare dolaşan böceklerdi. Şimdi o günleri geri istesem hangi güç bana bunu verebilirdi ki? Hangi mal mülk karşılardı bu anıların fiyatını? Beynimin derinliklerinden “Değerini bilemedin” diye bağıran sese kulak vermemeye çalıştım ama çillenmiş, buruşmuş ve damarları çıkmış ellerimi görünce içime çöken hüzne engel olamadım. Denizi köşeden gören pencereme gittim. Elektrik, sigortadan kapalı olduğu için, mor ve mavi menekşe desenli perdenin gerisinden odaya dolan loş ışık insanı daha da çok efkarlandırıyordu. Pencerenin yanına varınca önce perdeyi araladım, ardından da yüzüme çarpan mavimsi ışığın verdiği keyifle de yırtarcasına çektim perdeyi. Zira birkaç korniş de yerlerinden söküldü. Onlara hiç aldırmadan her tarafı tam kuşbakışı gören dairemden her zaman olduğu gibi dışarıyı gözetlemeye başladım. Şimdi bu denli ıssız olan yollar, yazın çocukların ağlamaları, bağırmaları, gülüşmeleriyle nasıl da dolu olurdu ve ben ne kadar çok kızardım bütün bu gürültüye. Gençliğimde bile aksi bir ihtiyar gibi camı açınca içeri dolan çocuk seslerinden rahatsız olur, olanca gücümle bağırırdım bahçeye doğru. Çocuklar da korkulu gözlerle bakar sonra da gözlerinden akan yaşlara engel olamadan ağızlarını havaya kaldırarak “Anneee!” diye haykırırlardı bulutlara doğru. Şimdi onları ne kadar çok aradığımı bir bilselerdi… Ah, zambaklarda açmaya başlamış şu zenginlerin oturduğu villaların bahçelerinde. Yaz geliyor demek, yine o şen şakrak günler, gürültüler, sesler hepsi yavaş yavaş geri dönecek demek… Bu villalarda yaşayan zenginlerin çocukları da sitelerdeki çocuklardan pek bir farklı olurlardı. Hepsinin altında son moda bisikletler, gıcırdamadan, yağ dökmüş gibi kayar giderlerdi. Bir de ilgi çekmek için durmadan basarlardı bisikletlerinin zillerine… Bizim sitenin çocukları da gıpta ederek süzerlerdi onları. Kim bilir nasıl da özenirlerdi o gıcır gıcır, yepyeni bisikletlere… Çocuk aklı işte. Yine çizgiler belirmiş yüz hatlarıma yerleşen özlem dolu bir tebessüme engel olamadım. Mangalda ağır ağır pişen etin kokusu, iki adamın Fenerbahçe-Galatasaray kavgası, şaşkın gözlerle etrafı izleyen genç kızlara, tüyleri yeni çıkmaya başlayan oğlanların yaptıkları kurlar, birbirleriyle pulları tahtaya vura vura tavla oynayan baba-oğullar, yurtdışında okuyup gelmiş, saçı sakalı birbirine karışmış bir oğlanın gitarını tıngırdatıp, ne idüğü belirsiz, gavurca şarkılar söylemesi, çocuklarına sürekli bağıran anneler, bir sürü insan, neşe, gürültü… Nasıl yapacaktım? Nasıl ayrılacaktım evimden, hayatımdan, anılarımdan… Nasıl ayrılacaktım şu uçsuz bucaksız maviliğimden, zengin veletlerinden, pembe zakkumlardan, böceklerimden, kirden artık görünmez hale gelmiş şu menekşe desenli perdemden? Ah, elbet yapacaktım, tabi ki. Ne büyük acıları unutmuyor ki insanoğlu, unutamaz mıydı anılarını da sanki tıpkı gönlünün derinliklerine gömdüğü acıları gibi? Olsun, varsın. Bu ihtiyar yaşayacağını yaşadı, ne mutluluklar, ne kederler gördü… Gözlerimi penceremden ve beynimi de hatıralarımdan arındırdıktan sonra kalın uçlu siyah ispirtolu kalemimi ve cebimde hazır bulunan, katlanmış dosya kağıdımı çıkardım. Artık ne yapacağımı biliyordum. İçim acıyarak, duygu dolu gözlerle son kez baktım daireme, son kez lanet okudum haşerelere ve göz kırptım kirli perdeme. Ardından da hiç düşünmeden yaptım. Yaşlı ellerime gelen bir anlık dermanla, büyük harflerle kocaman bir “SATILIK” yazdım. Sonunda yaptım.
Tavsiye Et :
Ekim
10
Ekim
10
Ekim
10
Ekim
10
Beyoğlu Beyoğlu Ooof Beyoğlu (v)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 18 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
10
Ağustos
5
Temmuz
12
Temmuz
6
Haziran
10
Haziran
10
Temmuz
6
Haziran
9
Yaşlı Bir Adamın Yazmayan Kaleminden
• Elif Gökdemir • Yaşamdan Hikayeler • 144 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
10
Haziran
10
Haziran
9
Yaşam Fısıldayan Fotoğraflar
• Elif Gökdemir • Yaşamdan Hikayeler • 105 kez okundu. • 0 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||