Mevlanayla Konuşmalar
17 / 4 / 2008 Perşembe tarihinde Kıvanç Oğuz Güventaç tarafından eklendi, 105 kez okundu...
“MEVLANA’YLA KONUŞMALAR I Birçok önemsiz olay nasıl büyük bir önemle başlıyorsa, birçok önemli olayın başlangıcı da belirsiz ve silik oluyor. Bundan kaç yıl önceydi, nerede ilk defa içimde yer etmeye başladı, nasıl oldu da düşündüm, anımsamıyorum. Ancak bir kış gecesinin deli ayazında onunla konuşurken buldum kendimi. Bir tavanarasında ölü ...” Okuyucu Puanı ;
Mevlanayla KonuşmalarMEVLANA’YLA KONUŞMALAR I Birçok önemsiz olay nasıl büyük bir önemle başlıyorsa, birçok önemli olayın başlangıcı da belirsiz ve silik oluyor. Bundan kaç yıl önceydi, nerede ilk defa içimde yer etmeye başladı, nasıl oldu da düşündüm, anımsamıyorum. Ancak bir kış gecesinin deli ayazında onunla konuşurken buldum kendimi. Bir tavanarasında ölü bir puhu yatıyordu yanıbaşımda. Bilindiği gibi puhuların iri gözleri karanlıkta ışımaya, ölümlerinden çok uzun zaman sonra bile ışımaya devam eder. Bir tavanarasında, yalnız, ölü bir puhunun ışıyan gözleri yüzünden uykusuz (çünkü bir parça ışıkta bile uyuyamıyordum), bir iki metrekare alanda ileri geri yürüyor, soğuğun saldırılarını püskürtmeye çalışıyordum. Ondan önceki aylar boyunca her şafak vakti ısrarla bir şairin şiirlerini yüzlerce defa okumuştum. Dizeleri içimde günün her saatinde burgaçlar çiziyordu. O çatıda kendimle konuşuyor, bunu biliçsizce yineliyordum. Bütün kış yağmurun yağmaması büyük bir şanstı, yoksa sulara kapılıp gidecektim. Puhu, en baştan ölüydü sanırım, çatı katına yerleşmemden önce ölüydü ve ölü olanın puhu sözcüğü olması gerektiğinden kuşkulanıyorum; çünkü ölümcül güzeldi puhu sözcüğü benim için. Geçmişte nasıl konuştuğumu düşlüyordum, dilimin nasıl olup da döndüğünü, böyle zorlu ve kanlı bir olaya nasıl giriştiğini. Suskunluk zehirliyordu parmaklarımı, ellerimin gece boyunca çırpındığını görüyor, umarsız bir yıldız gibi izliyordum kendimi. Hiçten öteydim, hiç olduğuma inansam o insafsız uykuya dalardım. Kuzeye daha kuzeye gidiyordum, odamdaki buzul çağının karlı bozkırlarına. Ölü puhu hırpalıyordu dudaklarımı. Güne kadar yürüyordum ve gün bitiyordu, ben daha çok batıyordum derinlere; ama bunun için birkaç kat tırmanıp çatıya ulaşmam gerekiyordu. Her gece böyle başlıyordu, bitmeksizin art arda bir gece gibi tıpkı. Ve kendimi sokaklarda yürürken yakalıyordum ansızın, ılık bir nisan gecesi örneğin, nesneler ve ağaçlar kalabalığı ortasında, yüzümde çiçek açmış bir gülüşün güneşleriyle. Aynı zamanda artık şiir yazamayacağımı ilan etmeye hazırlanıyordum, beni bağışlamlarını diliyordum buruk bir dille, hasta filan değildim, gözüm açılmıştı, iştahım yerindeydi ve bedenimle ilgili dağ gibi sorunların cüce çözümleri korkutuyordu gözümü. Varolmak bir ticaret sorunuydu, hesap kitap bilmeliydi insan. Üstelik bir tek şiir yazmamış olan ben, artık şiir yazamayacağımı itiraf ediyor, özürler diliyordum. Şiir yazmak da neymiş, bildiğim yoktu, şiirler okumuştum bir zamanlar, öyle bir yanılsamaya kapılmamın bir nedeni varsa buydu. Fazla ileri gitmiştim okurken, en iyi şiirleri eskiden ben yazmışım, şimdi de yazamıyorum sanıyor olmalıydım. Safça bir yanılgı, buruk bir düştü benimki. Ama bu yolla kurtulmuş oldum sanrılarımdan, artık yazamayacaksam, hiç yazmamışım demekti bu. Böyle anlaşılmaktı niyetim. Ve tavanarasında yürüyor, kendimle konuşmayı öğreniyordum. İlk sözcükler neydi acaba? Bir cümle kurmak istiyordum. Bir cümle kurmak için çer çöp topluyordum, tıpkı yuvalarını kuran kırlangıçlar gibi. Ve tükürüğümle onları bir araya getirmek, onları yapıştırıp bir cümle yapmak, sonra onun içine girip yuvamda olmak. Beni anlamayacaktı insanlar, kendilerini anlamadıkları için anlamayacaklardı. Böylece yabancı ve kekre bir dille konuşmaya başladım onlarla, aralıksız konuştuğum ve hiçbir şey söylemediğim konuşmalar. Mesafeyi korumaktan çok, mesafeyi açıyordum ve o vahşî dille konuşan sesimi ardımda bırakıp olabildiğince uzaklara gidiyordum. Artık anlayamadığım sesimin yankısı çağıldıyordu onlarla aramdaki boşlukta. Ölümcül güzelliğiyle ölü puhu yatıyordu yatağımda ve ben Mevlânâ’yla konuştuğumun farkına, tavanarasında yürürken vardığımda, yaşayanlarla son bağımı kopardığımı anlamanın erinciyle doluydum, eskilerin huzuruna erişmiştim, ayaklarının dibindeydim, yüzüm yerlerde sürünüyordu, başım ayak olmuştu, ayaklarım baş ve biriyle konuşmanın ne demek olduğunu öğrenmenin acı dehşetiyle bir uyurgezer gibi yaralıyordum/paralıyordum kendimi.
Ekim
15
Sadeliğini Yitirmişti Hayat
• M.furkan Durgun • Hayata Dair Denemeler • 7 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
15
Ekim
15
Hoş Geldin Yüzümün Gülen Yanı(nasihat)
• Aylin Başdemir • Hayata Dair Denemeler • 11 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
15
Ekim
15
Eylül
27
Kelimelerle Cimbom Galatasaray
• Kıvanç Oğuz Güventaç • Hayata Dair Denemeler • 30 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
27
Eylül
27
Eylül
27
Eylül
27
Haziran
25
Msn De Çevrimiçi Kız İsteme
• Kıvanç Oğuz Güventaç • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 3175 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Haziran
19
Salak Kızlar Nasıl Tavlanır?
• Kıvanç Oğuz Güventaç • Mizah Denemeleri • 3093 kez okundu. • 14 kez yorumlandı.
Kasım
6
Haziran
19
Kelimelerle Serdar Ortaç
• Kıvanç Oğuz Güventaç • Hayata Dair Makaleler • 1193 kez okundu. • 15 kez yorumlandı.
Mart
12 |
![]() |
|
||||||