Misafir Sanatçı
Hiç düşündünüz mü, hayatınızda kaç tane misafir sanatçı var diye?
Garip bir soru değil mi? Garip gelse de bir düşünün bence…
Bir ailenin içinde doğarız genellikle, anne baba, kardeşler vs. İstisnaları olsa bile çoğunluğun yaşamı böyle başlar. Aile bireylerimizi değiştirme şansımız yoktur,
hiç görmesek de, görüşmesek de,
kızsak da, kinlensek de onlar bizim aslarımızdır.
Bir de hayatımıza sonradan giren as adayları olur. Yaşamın ilk yıllarından sonra ilk aslarımız yetmez olur çünkü..Bir sürü konuda başka kişilere ihtiyaç duyarız, malumdur ki insan sosyal bir varlıktır. Ne kadar bilge olursa olsun kendi kendine yetemez .
Paylaşılması gereken bir sürü şey vardır içimizde; çünkü sağlıklı her bireyin iç içe geçmiş birkaç kişiliği vardır. Bu kişiliklerin sayısının fazla olması, aslında kişisel zenginliği getirir, yeter ki bu kişilikler arası çatışmalar derin uçurumlar yaratmasın…
Bu kişilikleri içimizde bir arada barındırıp, birbiriyle barıştırmak, sağlıklı psikolojik yapıyı oluşturur.
Paylaşılması gereken en önemli şey içimizdeki “ öz ben” dir . Öz ben, bütünümüzü temsil eden asıl kişiliktir.. Öz ben hayat boyu bir arayış içindedir, çoğunlukla ne aradığının farkında olmadan.. Bu arayışın yaptığı yolculukta, çarptığı en büyük duvar ise aşkla yaşanır. Deyimimi mazur görün, bence aşk bir duvara güm diye başınızı vurmaktır.
Bizler aşık olarak içimizdeki öz beni, gerçek as’ımızla paylaşmak isteriz. Diğer yarımız gibi olmasını istediğimiz kişiye aşık oluruz.
Ya da aşık olduğumuz kişiyi diğer yarımız gibi görürüz. Diğer yarımız, aynımız demek değildir, çoğunlukla zıtlıklar içerir aşk.
Bir sürü yanılsamalarla doludur aşk..
As’ınızı bulduğunuzu düşündüğünüz pek çok karşılaşma; bir farkına varırsınız ki bir sanı haline dönüşmüş. Kimisini karşılıklı yaşarsınız bu sanıların. Her iki taraf ta farkında olmadan hata yapmıştır. Gerçeğin farkına varıldığında iki taraf da yıkılır, üzülür. İki seçenek vardır, ya bu durum kabul edilip, yola mantıkla devam edilecektir, ya da yollar ayrılacaktır.
Bir de tek taraflı yanılsamalar vardır ki,
ortada oynanan bir oyun söz konusudur. Oyun bazen öyle ustaca oynanır ki, iyi niyetli diğer taraf uzun süre o sanı perdesinin içinde olduğunu anlayamaz. Gerçek olanı yaşadığını düşünür ve öyle hisseder.
Bazen de, bu oyunun içinde, ufak sızıntılar olduğunu içgüdüleriyle fark etse de bekler. Yanılmış olduğunu düşünmeyi tercih eder. Bekler ki karşı taraf elindeki son replikleri oynasın. Kim bilir, belki de gerçektir yaşanan? Evhama kapılıp kapılmadığından emin olmak ister iyi niyetli garip..
Oysa ki, karşısındaki gerçek rol arkadaşı değil, sadece misafir sanatçıdır oyunun içinde..
Kalıcı olamayacağını bile bile büyük bir şaşaa ile sahneye girer, tiyatroda rol arkadaşına yanılsamasını yaşatır ve rolü bittiğinde gider..Arkasına bile bakmaz.
Kalan kişi, eğer cesareti ve gücü kaldıysa yeni bir rol arkadaşı aramaya devam eder. Hırslı ve güçlü olanlar için bu arayış ya ölene, ya bulana kadar sürer..
Yanılsamanın şiddetini taşıyamayanlar, oyununa tek kişi olarak devam etmeye karar verir bazen.. Aslında kötü bir teslim oluştur oyuna tek başına devam etmek..Öz benimizi paylaşma arayışında pes etmektir, yenilgidir..
Bunca yıldır seyrettiğim yüzlerce hayat oyununda ; kendiminki de dahil, pek çok misafir sanatçıyla tanıştım. Galiba pek çok kişi, şu günlerde sanıların yıkılmışlığından yorgun ve oyuna tek başına devam ediyor.
Sakın ha yorulmak yok!! Yola devam…..