Mutluluğu İnsanın İçine Saklayalım
2 / 5 / 2008 Cuma tarihinde Sahin Dogan tarafından eklendi, 109 kez okundu...
“Tanrılar dünyayı ve insanı yaratırken, mutluluğu saklamaya ve insanın onu biraz zor bulmasına karar vermişler. Mutluluğu nereye saklayacakları hakkında konuşmaya başlamışlar.Biri " Uzaya, yıldızlara" demişBir diğeri " Deniz diplerinin en derin noktasına"...İçlerinden bir başkası " Yüksek dağların zirvesine, çiçeklerin özüne" demiş... Biri de dem...” Okuyucu Puanı ;
Mutluluğu İnsanın İçine SaklayalımTanrılar dünyayı ve insanı yaratırken, mutluluğu saklamaya ve insanın onu biraz zor bulmasına karar vermişler. Mutluluğu nereye saklayacakları hakkında konuşmaya başlamışlar. Biri " Uzaya, yıldızlara" demiş Bir diğeri " Deniz diplerinin en derin noktasına"... İçlerinden bir başkası " Yüksek dağların zirvesine, çiçeklerin özüne" demiş... Biri de demiş ki, "Hiç biri olmaz, insan çok meraklıdır. Araştırır, dediğiniz her yere bakar ve bulur" . Ve sonunda biri "Buldum" diye bağırmış.. Mutluluğu insanin içine saklayalım, insan her yere bakar da, kendi içine bakmak aklına gelmez... Ama inanır mısın benim de aklıma gelmişti Bıraktım kulaklarım ne duymak istiyorlarsa onu duysunlar, Bıraktım gözlerim ne görmek istiyorlarsa onu görsünler, Ayaklarım nereye gitmek istiyorlarsa oraya gitsin ve zihnim neyi düşünmek istiyorsa onu düşünsün... Aşkın yüzyıllardan beri tanımı yapılmaya çalışılır. Yalnız yazarlar, şairler, bilim adamları değil, belki her yeni âşık çift de kendilerince yeni bir tanım getirmeye çalışırlar. Bu, aşkın herkes için aynı olmadığını, zamana ve kişilere göre değişen bir duygu olduğunu gösterir. Ama yine de aşkın değişmeyen, evrensel bir yönü de vardır. Bu, iki insan arasında derin ve kalıcı bir ilişkinin kurulmasıdır. Hayatının şu ya da bu döneminde herkesin tatmış olduğu bir duygudur bu: iki insan bakışırlar ve birbirlerine çekildiklerini hissederler. Aşk, rastlantısal ve karşı konulmazdır. Aşık olan insan, aşık olmaya karar verdiği için yapmaz bunu; hatta başlangıçta çok derin bir ilişkiye bile girmeyi beklemiyordur. Aşk, planlanmamış, irade dışı gelişen bir duygusal harekettir. Eski mitolojiye göre, aşık olmak insanın bilincini, iradesini ve yargılama yetisini askıya alır: aşk tanrısı okunu atar ve insan iflah olmaz bir sevdaya düşer. Hemen bütün toplumlarda, daha çok küçük yaşlarda çocuklara insan yaşamının bir amacının da evlenmek, sevmek ve sevilmek olduğu öğretilir. Çevrelerinde herkes evlilikten, büyük aşklardan, erkek-kadın ilişkilerinden söz etmektedir. Ergenlik çağına geldiklerinde çocukların kafaları aşk ve sevgi hakkında bir yığın basmakalıp düşünceyle dolmuştur bile. İlk gençlik çağının ateşiyle, daha aşık olmadan aşk hakkında düşünmeye başlarlar. Birçok genç, karşılaştıkları vakit "gerçek aşkı" tanıyıp tanıyamayacaklarını merak ederler. Oysa böyle bir merak yersizdir, çünkü herkes kendi başına geldiğinde böylesine benzersiz bir duyguyu hemen ayırt edebilecektir. Bununla birlikte, aşkın hedefini bulamadığı da olur: insan şiddetli bir aşık olma arzusu taşıdığı, içini yakıcı bir sevda duygusu kapladığı halde bir türlü uygun bir sevgili bulamaz. Hiç bir eş adayı, karşı cinsten hiç bir kimse, içindeki kavurucu duyguya denk düşmemektedir. Bu durumdaki insanlar çoğu zaman aşkı idealleştirirler; ideal bir sevgili peşinde koştukları için, gerçekle bir türlü uzlaşamazlar. Ünlü filozof Eflatun`un "Şölen" adlı yapıtında şöyle bir efsane yer alır: insanlar başlangıçta küre biçiminde yaratıklardır ve öylesine becerikli, zeki, enerjik ve yaşam doludurlar ki, tanrılar kendilerini tehdit altında hissederler. Bu tehlikeden korunmak için bu küre biçimindeki insanları ortadan ikiye bölerler; insanın başlangıçtaki bütünlüğü kaybolur, biri dişi biri erkek olmak üzere iki tane yarım varlık çıkar ortaya. Bundan böyle bu yaratıklar hep yeniden bütünleşmeye, dişi ile erkeği birleştirmeğe çabalarlar ve bütün enerjilerini de bu bütünleşme çabasında harcayıp tükettiklerinden ötürü de tanrılar için bir tehlike oluşturmaktan çıkarlar. Bu, aşkla ilgili iki doğruyu dile getirmektedir: birincisi, aşkın insanlara bir bütünlük kazandırdığıdır. Aşk, insanları yarımlıktan kurtarırken, onlara yalnızken sahip olamayacakları bir sınırsızlık ve tamamlanmışlık duygusu vermektedir. Ama aynı zamanda, bu bütünleşme insanların kendilerini harcamalarına tükenmelerine mal olmaktadır. Aşık olan insanlar her türlü ihtiyatı elden bıraktıkları, serveti ve başka alanlardaki başarıları bir yana ittikleri için sonuçta mutlaka zararlı çıkmaktadırlar. Kuşkusuz, bütün geleneksel öyküler gibi bunun da anlattıkları da mutlak olarak kabul edilemez. Büyük aşklar yaşadıkları halde yaşamlarının diğer alanlarında da verimli olabilmiş kişiler olduğu gibi, sırf aşksız kalmaktan ötürü kısırlığa ve başarısızlığa mahkûm olmuş kişiler de vardır. Belki söylenebilecek tek şey, aşkın öyle hafif ve iz bırakmadan geçen bir deney olmadığı, sevdaya düşen kişinin her türlü sonuca katlanmak zorunda olduğudur. Ama yine de aşk hak edenle yaşanılır ve yaşanılmaya değer… Şahin DOĞAN
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Mayıs
5
Mayıs
5
Mutluluğu Nerede Bulabilirim?
• Sahin Dogan • Hayata Dair Denemeler • 94 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
2
Mutluluğu İnsanın İçine Saklayalım
• Sahin Dogan • Yaşamdan Hikayeler • 110 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
11
Ağustos
26
Mayıs
14
Kim Söyler Bu Dağların Türküsünü Dilara?
• Sahin Dogan • Aşk Hikayeleri • 708 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Mayıs
6
Bu Yürek Çok Yorgun Yüreğinde Sakla Beni
• Sahin Dogan • Aşk Hikayeleri • 698 kez okundu. • 14 kez yorumlandı.
Mayıs
19
Ağustos
18
Mayıs
13
Bu Şehirde Yarım Kalmış Bir Hikayem Var
• Sahin Dogan • Aşk Hikayeleri • 470 kez okundu. • 11 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||