kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Anı Hikayeler







Okudunuz Mu?
ÖzlemGirgin
Özlem Girgin


Nakşeden İzler (anı Roman 15)

Nakşeden İzler (anı Roman 15)
14 / 3 / 2008  Cuma tarihinde Mustafa Cilasun tarafından eklendi, 95 kez okundu...

“ Dolayısıyla yanımda olurlarsa, gözüm arkamda kalmaz ve elimden ne geliyorsa, katiyen esirgemez yardımlarına koşardım. Zira bacılarım her zaman, benim için son derece önemliydiler. Ama ne zaman ve nereye kadar, bu tespitlerinde çok iyi yapılması gerekmektedir. İşverenimiz Şaban Beyler, organize sanayi bölgesinden bir ar...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Mustafa Cilasun

Mustafa Cilasun







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Nakşeden İzler (anı Roman 15)





Dolayısıyla yanımda olurlarsa, gözüm arkamda kalmaz ve elimden ne geliyorsa, katiyen esirgemez yardımlarına koşardım.

Zira bacılarım her zaman, benim için son derece önemliydiler. Ama ne zaman ve nereye kadar, bu tespitlerinde çok iyi yapılması gerekmektedir.

İşverenimiz Şaban Beyler, organize sanayi bölgesinden bir arsa almışlar ve oraya fabrika kurmayı planlıyorlardı. Sık sayılacak kadar, toplantılar yapıyorlar ve durmadan araştırıyorlardı.

Bizde mutat olan işimizi yapıyor, günlerimizi geçiriyorduk, iş yerine sadece Milli gazete geliyordu ve bende fırsat buldukça bu gazeteyi okuyordum.

Fakat çok istikrarsız ve belli olmayan vakitlerde geldiği için, okuma şevkimizi azaltıyordu.

Gazetenin temsilci olduğunu bildiğim, Zeki Yılmaz isminde ki kişiye, neden böyle aksamalar oluyor ve şikâyetçi olduğumuz halde, hala aksamalar devam ediyor diye sorunca, gözlerime baktı ve bir ah diye soluk aldı.

Siz bu gazetenin nasıl ve hangi koşullarda, alınarak dağıtıldığını bir bilseniz, bizlere sadece dua edersiniz deyince, zaten merak etme onu yapıyoruz, dedim.

Fakat sorun nedir, diğer gazete aboneleri niçin böyle sorunlar yaşamıyor, diyerek Zeki Yılmaza sordum?

Bayilerde neden erken saatlerde bulunuyor, yoksa siz başka yerden mi alıyorsunuz gazeteyi, diye yeniden sordum.

Tabi ki biz, bir kısmını Hürriyet gazetesinin sahibi olduğu ve Kayseri de bulunan Burçak dağıtım bayisinden alıyoruz, dedi.

Abonelerden ücretleri toplayamayınca gazete bayisine ödeme yapamıyoruz, dolayısıyla Milli gazeteyi almak ve abonelere dağıtmak için bayiden o günün gazetesini alamıyoruz dedi. Bana oldukça garip gelen bu mazereti söyleyince.

Yinede içim yandı, fakat başkaca sorunların olacağını tahmin ediyordum.

Zira düşüne biliyor musunuz, bir esnaf şehri olan Kayseri de abone paraları toplanamayacak!

Ve bu nedenle son derece aktif olan bir gazete, dağıtılamayacak, öylemi diyerek yeniden sorunca?

Zeki Yılmaz Efendi de, müsait olduğumda bir ara geleyim, sorunları teferruatlıca konuşuruz, diyerek ayrıldı.

Yalnız bu durumu içime sindiremedim, sinirlendim, nasıl böyle bir gazete, yüz elli aboneye dağıtılır ve desteklenmez ve sahipsiz kalır?

Bunların bir izahı olmalıydı, dolayısıyla Zeki Yılmaz efendi, gazete dağıtmaya geldikçe, samimiyeti artırdım ve problemin kaynağını tespit ettim.

Temsilci olan Zeki Efendi, aynı zamanda kanepe, halı vs. pazarlayarak, ticaretle de uğraşıyormuş, her ne olduysa zarar etmiş.

Zeki Yılmaz paraya sıkışınca, daha önce müşterilerinden sattığı mala karşılık, onlardan teminat adına aldığı, ne kadar açık senet varsa, hepsini icraya koymuş.

Borçlarını ödemiş bulunan ve bir kısmını ödemeye devam eden, müşterilerin hiç birini ayırmamış, bunu hareketi anlayabilmek tabii ki mümkün değil.

Evlerine icra memuru giden bu insanlar, şaşırmışlar ve sinir küpü olmuşlar, bir insana güvenmişler, borçlarını ödedikleri halde senetleri dahi almamışlar, nereden bilsin bu insanlar, başlarına gelecek bu talihsiz olayı.

Asıl olan, sadece güven noktasında ki zannımız değildir.
Tedbiri asla güvenden ayrı düşünmeyerek, alınması gereken önlem ve olması gereken her şeydir.

Zira insandır bu, nefsine, iblise kapı araladı mı, çıkış yollarının kolay olduğunu, hiç durmazlar, telkin ederek hemen öğretirler.

Dolayısıyla aklını, mantığını, tecrübesini ve özellikle bilgisini bir kenara bırakarak, muğlâkta kalmayı başarırlar ve ne yazık ki duygularının emrine girerler.

Netice ne itibariyle, güvenen ve maneviyatına önem veren, bir okur kitlesinin, dini nitelikte sayılabilecek, yayın organı durumundadır.

Bu milli gazeteyi, ahdine vefa göstermeyen, güvenilmeyen, topladığı abone paralarını şahsi borçlarına vererek, gazeteyi ipotek altına aldırmayı başarmış.

Devamlı kendine acındırarak, adam olma vasfını hoyratça harcayan, bir kimlik sahibi ve herkesten medet uman aciz bir vatandaş portresi.

İşte ben temsilcilik yapan Zeki Yılmazı tanıyarak, bu tespitleri yapmak durumunda kaldım ve bu kanaate vardım.

Böyle bir kişilik sahibi bulunan birey, bu gazetenin asla temsilcisi olamaz ve olmamalıdır dedim. Daha sonra ilgililerin maksatlarını ve düşüncelerini öğrendim.

Görüşebildiğim insanların geneli biliyoruz fakat çaresiz kalıyoruz diyorlardı. Tabi ki bu gerekçeler de manasızdı, sabırla sineme çekildim ve çalışmaya devam ederek, sırlarıma havale ettim.

Organize sanayide kurulacak fabrikanın, temelleri atıldı, bir zaman sonra, beton atma işleri bitmişti ve duvarları örme vakti gelmişti.

Çalışan, elinden iş gelen elemanlar, servis kamyonunun arkasına briketi doldurarak, fabrikaya boşaltıyor ve böylece birkaç servis yapıyorduk, yani kısaca inşaat işleriyle daha çok uğraşıyorduk.

Ellerimiz derileri açıldı, yara oldu, yoruluyorduk, öğle yemeği olarak ta, hiç yağda pişmemiş, eti dahi bulunmayan, yani mideyi tutmayan sebze türlerini yiyorduk.

Mırıldananlar, hak arayanlar çoğalmıştı, bizler amele miyiz ki, bu işlerde çalıştırılıyoruz, o halde yevmiyemizi neden o hesaptan yapmıyorlar, diye haklı gerekçelerle soru soranlar ve bizleri cevap bulmakta yoranlar çoğalmıştı.

Çünkü bu müessesenin sahibi bulunan yönetici insan, vatandaşlar gibi İslâm’ı, sadece bir din olarak görmüyorlardı.

İslâm’ı bir hayat nizamı olarak değerlendirerek, bu düşünceden uzak bulunan insanların, kimlik sorunu olduğunu söylüyorlardı, bu nedenle farklı bir konumda bulunuyorlardı.

Fakat maalesef, iyi çalıştırmanın haricinde, çalışanların lehlerine tezahür edecek, müspet bir adım katiyen yoktu ve bulamıyorduk.

Bu bakımdan, diğer iş yerlerinden hiçbir farkı bulunmuyordu, ben artık arkadaşlara cevap bulmakta tıkanmıştım, bu sebeple sürekli şehir dışına çıkmak istiyordum.

Bunları kime anlatacaktım, nasıl izahat yapacaktım, İslam’ı kimlik olarak almış, belki dinimi daha iyi yaşarım düşüncesiyle, tarikata balıklama atlamış gibiydi.

İş yerinde çalışanların dertlerinden habersiz, zira oldukça ilgisiz bulunuyordu, çalışan elemanları eniştesi Ali Şahan beye, havale ederek yükü üzerinden atmış ve küçük kardeşi Recep beyi, her şeyden sorumlu idareci yapmış görünüyordu.

Oldukça çalışkan, sabah erkenden kalkan, sürekli araştıran, insanları kırmaktan sakınan, sabrı kuşanan, iyi huylu, oldukça uyanık, ibadetine düşkün, kıyafetini yakıştıran, hafızasına güvenen ve bol hırsı olan, bir insandı Şaban ağabey.

Ablam, eniştem artık benden haber bekliyorlardı, onlara buradan bir ev tutarak, Ankara’dan, Kayseri ye gelmelerini sağlayacaktık, enişte beye iş buldum, bekleniyordu fakat çok zorlanıyordum kiralık ev yoktu.

Sabah namazından sonra Mükremin hocama, sevgili hocam, ablamgili Ankara’dan getireceğiz, lakin acilen bir kiralık ev bulmamız gerekiyor, bize bu konuda yardımcı olursanız, büyük sıkıntıdan kurtarırsınız dedim.

Sağ olsun hocam da, ne demek, elimizden geleni esirgemeyiz, hemen eşe dosta haber vererek arayalım, ama çok acilse, bizim bir bodrum var birlikte bakalım deyince içimde çok rahatladı.

Çünkü her kiralık evi tutabilecek durumları yoktu.
Bodruma baktık fena değildi, hiç yoktan iyiydi ve idare eder gibi görünüyordu, yanız hocamın bizden bir ricası vardı.

Bu rica şu imiş: televizyon seyretmek tamamen yasak ve radyoyu da yüksek sesle dinlemek, mümkün değil diyordu.

Enişte beyle bu sorunları konuştum, bu koşullara rağmen şartları kabul etti ve kira bedeli karşılığında hocamın evini tuttuk.

Henüz iki gün dahi geçmeden, eşyalarını yükledikleri bir kamyonla, sabah erkenden çıkıp geldiler.

Sabah saat 05 ten sonra aceleyle hemen, iş kıyafetimi giyerek hızlı bir şekilde, Hafız Mükremin hocamın, oturduğu apartmanın önüne geldim.

Kiraya tuttuğumuz evin, anahtarını hocamlar dan alarak, eşyaların taşınmasına müsait hale getirecektim.

Apartmanın bahçe kapısı olan, metal dış kapıyı açarak ilerliyordum ki, karşıma aniden bir bayan çıktı. Çok kısa süren ve bir anlık diyeceğimiz karşılaşmada, bayanın dikkatimi çeken tarafları şöyleydi:

İnsana suhulet rahatlığını veren bir yüz ifadesiyle, üzerine yeşil ağarlıklı, beyaz ve füme renklerin desen halinde serpiştirildiği emprime kumaştan bir elbiseyi giymiş bulunuyordu.

Hiç görünmeyen saçlarını, renkli bir yazma ile kapamış, elbisenin etek uzunluğundan artan bölümü, pazen bir pijamayla tamamlamış görünüyordu.

Ayağına terlik giymiş, fakat çorap bulunmuyordu, böyle bir vaziyette, karşıma aniden çıkan aynı bayan.

Zayıf olmayan, yüzü kızaran, konuşmakta zorlanan bu güzel kızcağız, elindeki anahtarı uzatarak, hacı abi, evin anahtarını getirdim buyurun dedi.

Belki gariptir fakat o an, oldukça hoş bir his ılık, ılık içime aktı.
Peki, bacımız teşekkür ederim diyerek, anahtarı elinden aldım ve geriye dönerek beni bekleyen çalışmalara koyuldum.

Eşyaları indirerek yerleştirmeye gayret ediyorduk, ablamlar aniden ve erkenden geldikleri için, kimseye de söyleyememiştik, dostlar nasıl yardıma gelinsinler.

Saat 10.00 civarıydı, annem soluk soluğa gelerek, beni bir kenara çekti, oğlum kızmazsan, sana bir şey söyleyeceğim dedi.
Tamam, anne söyle kızmam dedim,

Söz ver demesin mi, ya anacığım her neyse haydi söyle, işimiz çok, bunu sende biliyorsun ve hala beni oyalıyorsun bak deyince bir solukta.

Bak oğlum, hocanın evindeki hanım kızla tanıştım ve hocanın kızı olduğunu öğrendiğim.

Çok beğendim bu kızı, kibar mı kibar, hanım hanımcık, cana çok yakın öyle tanıdım, sende bir şekilde gör, benim şimdiye kadar, hiçbir kıza böyle içim ısınmamıştı, ne olur beni kırma diyerek yalvarınca.

Anacığım belki yanılıyorsun, hocanın kızı falan değildir, belki gelinidir, kendini boş yere heveslenerek yorma.

Eğer hocanın kızı olsaydı, mutlaka benim duymam lazımdı, haydi ben duymadım diyelim, fakat en azından Mehmet duyardı, dedim.

Annem, benin kararlı ve kendimden emin tavrımı görünce, tereddüde düşerek, üzüntülü bir vaziyette yanımdan ayrıldı, ben yeniden işlere daldım.

Belki kırk beş dakika sonra, annem yeniden, yukarı kattan hızlı indiği için, nefes nefese büyük bir sevinçle, yine yanıma geldi ve oğlum inan ki bak, hocanın kızıymış, gelini değilmiş, tekrar tekrar sordum aynısını söyledi bana dedi.

Baktım ısrarlı ve çok kararlı, nereden biliyorsun, nasıl tanıyorsun, bu tespitleri ne zaman yaptın deyince.

Evladım siz eşyaları indirirken, beni evlerine davet ettiler, bende olur diyerek yukarıya çıktım, hocayı göremedim, neredeyse yok, ailesiyle tanıştım.

Mutfakta sizlere kahvaltı hazırlamak için, kızartma yapan hanım kızla, usulca konuştum, bizzat ona sorarak, hocanın kızı olduğunu öğrendim.

Hocanın evinde bekâr üç kızı varmış, bir de tanıdığım kızın, küçüğü olan oğlu varmış, toplam sekiz kardeşlermiş, ağabeyleri ve üç ablası evliymiş, diye söyleyince.

Şaşkınlık annemden bana geçti, tamam anacığım iyice, eksiksiz neyin ne olduğunu iyice öğrenelim ve daha sonra karar verelim dedim.

Ama emin ol anne, bana söylediklerin doğru çıkarsa ve geçineceğine inanıyorsan benim hocamın kızını görmeme gerek bile yok dedim.

Böyle bir insanın kızını, gözlerim kapalı olarak ve büyük bir huzurla kabul ederim, sen merakta kalma olur mu diyerek ayrıca tembihledim.

Allah razı olsun kısa bir zamanda çok güzel hazırlık yapmışlar, fevkalade bir sofra hazırlamışlar.

Üzerine kıyma serpilmiş, biberlerle süslenmiş, domateslerle diriliği sağlanmış, patateslerle donatılmış enfes bir kızartma, yanında yumurtalar haşlanmış, peynir ve çeşitli nevalelerde cabası.

Bu sofranın hazırlanış biçimi dahi, mutmain olmama, huzur bulmama yeterli bir sebepti, zira bayanların, hanımefendi olma istidatları, her bir eylemlerinde ve özellikle hizmetlerinde en bariz şekilde kendini gösterirdi.

(devamı Nakşeden izler 16)



Telif Hakkı Uyarısı Nakşeden İzler (anı Roman 15) isimli yazı, Mustafa Cilasun tarafından 14.03.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Ağustos
23
Yürek Üzerinde Taşınan Kağıt Parçası
Hatice YıldızAnı Hikayeler • 50 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
20
Ah Su Eski Sulu Tabancalar
Ömer Faruk YıldızAnı Hikayeler • 48 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ağustos
20
Prime Gel Prime!
Bahattin GülyuvaAnı Hikayeler • 80 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Ağustos
17
Tamam!!
Kübra CengizAnı Hikayeler • 44 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
16
Ak Toprak
Ömer EserAnı Hikayeler • 113 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Nedamet Seninle!
Mustafa CilasunSoyut Şiirler • 10 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Nefsin Kudreti!
Mustafa CilasunSevgi Şiirleri • 8 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Dinecek mi Ah U Figan!
Mustafa CilasunSitem Şiirleri • 10 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Dilenme Gönül!
Mustafa CilasunSitem Şiirleri • 8 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Hüznüm Anlaşılsa!
Mustafa CilasunHüzün Şiirleri • 9 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
24
Deccal Nedir?
Mustafa CilasunHayata Dair Denemeler • 1999 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Nisan
13
Ah Güzel Kuş
Mustafa CilasunSevgi ve Aşk Şiirleri • 1885 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Haziran
11
Nisan
4
Çaresizlik!
Mustafa CilasunAşk Hikayeleri • 1778 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Haziran
3
Çaresiz Kaldığım An!
Mustafa CilasunYaşamdan Hikayeler • 1682 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Nakşeden İzler (anı Roman 15), Nakşeden İzler (anı Roman 15) hikayesi, Nakşeden İzler (anı Roman 15) hikaye, Nakşeden İzler (anı Roman 15) nedir?, Nakşeden İzler (anı Roman 15) hakkında bilgi, Nakşeden İzler (anı Roman 15) hikayeleri, Mustafa Cilasun hikayeleri, Nakşeden nedir, Nakşeden hikayesi, Nakşeden hikayeleri, İzler nedir, İzler hikayesi, İzler hikayeleri, (anı nedir, (anı hikayesi, (anı hikayeleri, Roman nedir, Roman hikayesi, Roman hikayeleri, 15) nedir, 15) hikayesi, 15) hikayeleri,










Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Pontins | Power Rangers | Horoscopes | Mortgage | Cheap Loan | Video | Arkadaş | Saat