Ne Kadar Gerçek O Kadar İyi
9 / 6 / 2008 Pazartesi tarihinde Ferdi Kibar tarafından eklendi, 363 kez okundu...
“ Uyandı. Bir süre nefes alıp verişinin normale dönmesini bekledi. Kalbinin normal hıza dönmesi daha fazla zaman aldı. Ne korkunç bir rüyaydı öyle. Son haftalarda ki en büyük sorunuydu bu. Her gece bir öncekinden daha gerçekçi ve korkutucu oluyordu rüyaları. İlk zamanlar fazla dikkatini çekmese de, nefes nefese uyandığı geceler arttıkça bir sorun...” Okuyucu Puanı ;
Ne Kadar Gerçek O Kadar İyiUyandı. Bir süre nefes alıp verişinin normale dönmesini bekledi. Kalbinin normal hıza dönmesi daha fazla zaman aldı. Ne korkunç bir rüyaydı öyle. Son haftalarda ki en büyük sorunuydu bu. Her gece bir öncekinden daha gerçekçi ve korkutucu oluyordu rüyaları. İlk zamanlar fazla dikkatini çekmese de, nefes nefese uyandığı geceler arttıkça bir sorun olduğunu anlamıştı. Kimileri hiç rüya görmez, kimileri hatırlamadığı için görmediğini sanır, kimileri ise sürekli rüya görür. En son gruba giriyordu O. Kendi grubundakiler gibi, uyandığı andı taze olan rüya anıları, ilerleyen zamanda beyninin karanlık dehlizlerinde yitip gidiyordu. Artık korku filmi seyretmek yok, diye kendi kendine söz verdi. Ayrıca odasının duvarlarını kaplayan film posterlerini de kaldırmaya kararlıydı bu kez. En azından değiştirecekti. Garez, Halka, Dracula, Freddy vs. Jason posterlerinin yerine, Star Wars, Finding Nemo, Indiana Jones ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam posterlerini koyabilirdi mesela. Odanın diğer ucundaki prize takılı gece lambasından turuncu bir renk yansıyordu posterlere ve olduklarından daha ürkütücü görünmelerine sebep oluyordu. Olduğu yerde doğruldu ve yatağın başucundaki sehpanın üzerindeki, yarısı dolu su şişesini alıp birkaç yudum içti. Sehpanın üzerinde ayrıca cep telefonu, bir paket peçete, bir not defteri ve bir kalem vardı. Son on gündür yeni bir alışkanlık edinmişti. Uyanır uyanmaz, gördüğü rüyayı yazıyordu. Böylece hatırlayabiliyordu, beyninin kendisine sadistçe sergilediği görüntüleri. Şişeyi yerine koyup tekrar kafasını yastığa koyarken, elinin tersiyle alnında biriken ter damlalarını sildi. Bu kez yazmaya niyeti yoktu. Hatırlamak istemiyordu gördüklerini. Hayatı boyunca yaşamadığı bir korkuya sebep olmuştu rüyası ve unutulup gitmesi en iyisiydi. Görüntülerin yeniden canlanacağını düşünerek gözlerini kapatmaya korktu. Etrafını saran posterlerde pek yardımcı olmuyordu. İki boyutlu tiplerin hepsi kendisine bakıyor gibiydi. Hele de tam karşısında asılı olan Garez posterindeki ürkütücü kadın. Bakışlarını tavana sabitleyip eğlenceli şeyler düşünmeye başladı. Dün Kamu Yönetimi dersinde hemen önündeki sıraya oturan kız. Harika bir parçaydı. Tipini gözünün önüne getirmeye çalıştı –ki gözleri açıkken bunu yapmak oldukça zordu. Kıvır kıvır kestane rengi saçları. Dekoltesinden taşan göğüsleri. İncecik beli. Silgi istemek için arkasına döndüğünde, göğüslerine baktığını bariz bir şekilde görmüş ve sadece gülümsemişti. Bakışlarla taciz edilmekten korkmuyordu demek ki. Belki de hiçbir şeyden korkmuyordu. Oysa ki en temel ve en teşvik edici duyguydu korku. İçindeki korku sayesinde tüm bilimsel ve toplumsal gelişmeleri sağlamıştı insanoğlu. Ölmekten korktuğu için silahı icat etmişti insan. Dünyanın yok olacağından korktuğu için uzaya açılmıştı. Kendi içindeki şeytandan ve iradesizliğinden korktuğu için dine sığınmıştı ve toplum kurallarını yaratmıştı. Kendisini korkutacak imgeler yaratmayı severdi insan. Doğasının getirdiği aç kalma, yalnız kalma, ölüm gibi korkular yetmiyordu. Vampirler, zombiler, cinler, iblisler yaratıyor, bu korku imgeleriyle zihnini besliyordu. Tüm dürtüleri besleyen şeydi korku. Kimileri sevmekten korkuyordu, kimileri sevdiğini kaybetmekten. Kimileri ölümden korktuğu için, kimileri yaratandan korktuğu için dine sarılıyordu. Kimileri sıradan olmaktan korktuğu için uç noktalara kayıyordu, kimileri dışlanmaktan korktuğu için sürüye katılıyordu. Bütün düşüncelerinin ‘korku’ üzerine yoğunlaştığını dehşetle fark etti. Tam yeniden ön sıradaki güzel göğüslü kıza dönecekti ki, elektrikler kesildi, turuncu renkli gece lambası söndü ve oda karanlığa gömüldü. Öyle bir korku dalgası sardı ki benliğini, değil kızı düşünmek, şu an dantelli iş çamaşırlarıyla yanına uzansa bile, içine düştüğü dehşet kuyusundan çıkamayacağını anladı. Tekrar sildi alnındaki teri. Yüzünü yıkasa iyi gelirdi belki. Tek başına olduğu karanlık evde, yataktan banyoya kadar gidip gelmeyi düşündü. Bu yolculuk boyunca başına gelebilecek uğursuzluklar sıralandı aklında. Çok kısa sürede vazgeçti yatağı terk etme fikrinden. Dünya yıkılsa bile kıpırdamayacaktı yerinden. Şu anki durumdan kurtulmanın en iyi yolu uyumaktı ama uyuması için gözlerini kapatması gerekiyordu. Gözlerini kapatabilmesi için de cesaretini toplaması. Derin bir nefes alıp tek gözünü kapattı. Bir süre bu şekilde durduktan sonra diğerini de kapattı. Karanlık perdesinde kızın görüntüsünü canlandırdı. Kız silgiyi almak için döndü arkasına. Göğüslerine baktığını görünce gülümsedi. Karanlık perdeyi aydınlattı kusursuz dişleri. Ve göğüsler. Solaryum bronzluğunda sahip muhteşem göğüsler. İnsanı korkutacak bir şey yoktu göğüslerde. Bu göğüslere en iyi hangi tip göğüs uçlarının yakışacağını düşündü. Küçük, koyu renk, sivri uçlu. Göğüs uçlarında da korkacak bir şey yoktu. Sahi, neydi korktuğu şey? Gecenin bir vakti nefes nefese uyanıp bu düşüncelere dalmasına sebep olacak ne görmüştü? Belki de yazmalıydım, diye düşündü. Az önceki korku kaynağı şimdi merak kaynağıydı. Korkusunun sebebi, rüyalar çöplüğündeki yerini almıştı. Sadece göğüsler vardı karanlık perdede. Beyaz dar bluzun içinden çıkmaya çalışan bronz göğüsler. “Beni becermek ister misin?” diye sordu kız. Böyle bir düşünce geçmemişti aklından, kızın hayali kendiliğinden başlamıştı konuşmaya. “Şimdi burada, herkesin içinde, ister misin?” Etrafına bakındı. Karanlık perde artık bir tiyatro sahnesiydi sanki. Ve dün ki Kamu Yönetimi dersi sahneleniyordu tiyatroda. Amfideki diğer öğrenciler de buradaydılar ve dikkatlice hocayı dinliyorlardı. Hayalinin kontrolünden çıktığını anladı. Uyumuştu ve rüya görüyordu. Nasıl olup ta göreceği rüyayı yönlendirdiğini düşündü. Ne önemi vardı ki? Rüya dediğin böyle olurdu işte. Kız ayağa kalktı. Gözlerini gözlerinden ayırmıyordu. Güzel poposunu sıranın üzerine koyup kendini yukarıya çekti ve yine o güzel poposunun üzerinde döndü. Bacaklarını açıp iki tarafına koydu ve diz altına kadar inen eteğini dizlerinin üzerine sıyırdı. Ayağa kalkıp kızın baldırlarından tuttu. Ne kadar gerçekçiydi. Ne kadar gerçek, o kadar iyi, diye düşündü. Kız gülümsemeyi sürdürerek ellerini beline dolayıp kendisine çekti. Beklediğinden güçlü kollara sahipti kız. Bir şeylerin ters gittiğini düşündü. Kız gerçekten çok güçlüydü ve bacaklarıyla sıkıştırmıştı O’nu. Kurtulmak için debelendi ama başaramadı. O debelendikçe kız daha fazla güldü, kahkahalar attı. Kızın başını kaplayan güzelim saçlar döküldüler bir anda. Artık dazlaktı. Teni biraz daha bronzlaştı gözlerinin önünde. Daha fazla kahkaha atıp bacaklarıyla daha fazla sıktı. Gülme sesi kalınlaştıkça göğüsleri de sönüp gitti. Elleri irileşti. Kolları kas dolup kalınlaştı. Üzerindeki elbise parçalanıp dağıldı sağa sola. Ne kadar gerçek, o kadar iyi! Artık kız yoktu ortada. Zenci bir adam vardı sıranın üzerinde oturmuş halde kahkaha atan, iğrenç sesiyle. Çırılçıplaktı adam. Ellerini hala beline dolamış haldeydi. Bacaklarını sımsıkı kitlemişti ve kıpırdamasına izin vermiyordu. Adamın kim olduğunu hatırladı. Ergenliğe girerken ilk kez izlediği porno filmde görmüştü adamı. O kadar büyük bir organı vardı ki, korkmuştu adamdan. Bilinçaltına yerleşmiş korkuları rüyalarında sırayla deşifre oluyordu ve sıra zenci adamdaydı. Rüyada adam O’nu güçlü kollarıyla tutup yüzüstü sıranın üzerine yaslarken, karanlık odadaki vücudu kasıldı. İnsanlar rüyada gördüklerine tepki verirlerdi çoğu kez. Hele de böyle gerçekçi iseler. Çıplak zenci adam, organı yerleri süpürürken pantolonunu parçaladı. Bağırmaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Tüm öğrenciler derse kaptırmışlardı kendilerini. Zenci adam gerçek halinin karikatürü gibiydi. Kendi zihni adamın abartılı bir yansımasını yaratmıştı. Çok gerçekçi bir yansıma. Hem de her şeyiyle. Uyku halindeki vücudu gerçekçi rüyaya tepki olarak kendini kasıyordu. Tecavüze karşı verilebilecek tek tepkiydi bu. Yüzü kızardı. Belli belirsiz iniltiler çıkardı. Ama uyanmadı. Rüya o kadar gerçekçiydi ki, beyni zaten gerçek dünyada olduğuna kanaat getirdi. Zenci adam Kamu Maliyesi dersindeki öğrencilere, sondaj hakkında uygulamalı ders vermeye başlarken, posterlerdeki tiplerin bakışları arasında kasılan vücutta kramplar baş gösterdi. Önce ayaklar, baldırlar, en son da çene kemiğine kramp girdi, dişlerini sıktığı için. Nihayetinde beynindeki damarlardan biri dayanamayıp çatladı ve kan sızdırdı. Onu birkaç damar daha takip etti. Beyin kanamasından ölmesi yarım saat sürdü ve rüyadaki zenci adam bu süreyi dolu dolu kullandı! SON
Eylül
2
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Ağustos
12
Haziran
18
Haziran
9
Haziran
6
Haziran
3
Haziran
9
Haziran
18
Haziran
6
Haziran
3 |
![]() |
|
||||||