Necip Fazıl’ı Yaşamış Gibi
Ah o eski yıllar.Eski baharlar.Eski sevdalar.Eski Leylalar, neredeler ?
Keşke, bir anı da sizinle yaşasaydık dediğimiz Peyami Safa’lar,Nurullah Ataç’lar, Necip Fazıl’lar, neredeler ?
Yoksa aramızdalar mı?Bir şiir yazarken yanımızdalar mı?
Belki de yazılarımızda, ilham perisi olarak kulaklarımıza fısıldayan onlardır.Belki de genç yazarlar, yazılarında emeklerken, onları ayağa kaldıran, Tanpınar’lar, Mehmet kaplan’lardır?Ve belki de genç yazarlara yol gösteren, edebiyat’ın büyük üstatlarıdır.
Lisenin 2. sınıfındaydım.İyi bir yazar olmak istiyordum.O dönemde, onlarca hikayeye başlamış, beğenmediğimden yarıda bırakmıştım.Sonra şiire heveslenip, şiir yazmaya başladım.Şiiri yazabilmek için,önce şiirleri okumam gerektiğini biliyordum.Büyüklerim,Necip Fazıl’ın Çile’sini tavsiye etmişlerdi.Türkiye dışında yaşadığım için ,hiçbir yerde bulamamıştım Çile kitabını.O akşam erken yatmıştım.
Rüyamda bir kütüphaneye girdim.Aman Allah’ım.Kitap cenneti.Kütüphanenin, taştan duvarları yok.Raftan duvarlarla çevrili.Ve her rafta,tabandan tavana kadar boşluksuz kitaplar.Binanın blokları bile kitap raflarından.Kütüphanenin kapısından içeri girer girmez,ahenkli bir göz estetiği ile kitaplar selamlıyordu misafirlerini.Her kitaptan iki insan eli çıkmıştı.Şirin bir bebeğin ellerini açmış,beni kucakla dercesine gözlerime bakıyordu kitaplar.Çile’yi arıyordum.Kitaplardan birini ona benzetiyor ve almak için ona uzanıyordum.Okurunu kucaklamak için ellerini açmış kitaplar,beni oku,beni oku diye bağırıyorlardı.Çile’ye benzettiğim kitaba uzanıyordum.Diğer kitapları seçmediğim için uzanmış kollarıyla parçalıyorlardı gömleğimi,pantolonumu,ceketimi.geriye çekilmiştim,üstüm paramparça.tam bu sırada arkamı döndüm.kütüphaneci,kitap okuyordu.yanında,insan boyu sıra,sıra kitaplar.Belki hepsini okumuş,belki de okuyacaktı.Yanına yaklaşmıştım.Aman Allah’ım.İşte Çile’nin yazarı.Kitapların istilasıyla,üstüm başım paramparça olmuş ve ben biçare üstadın karşısındaydım.Bşını okuduğu kitaptan kaldırdı.bana baktı.
---Hoş geldin evladım.
---Hoş bulduk.
---Hangi kitabı istiyorsun?
---Çile’yi istiyorum.
Arkasındaki raftan eski baskı, büyükçe iki kitap çıkarttı.
---Al evladım. Bu 1. ,bu da 2. cildi.2.cilt kimsede yok.Yeni yazdım.Sana emanet ediyorum.
---Teşekkür ederim.
Kitapları elime aldm.El yazmasıyla yazılmış ,Çile kitabı ve devamı olan 2. cildi.
Başımı kaldırdım kitaplardan.Necip Fazıl’a döndüm.
---Üstat,ben yazar olmak istiyorum.
Bana baktı.Evadım,yaz .Oku ve yaz.Şimdiden başla yazmaya.Şimdiden başlarsan büyük yazar olursun.Beni zaten geçersin.
Ve bana sordu.
---Evladım,bu kütüphanenin anlamını biliyor musun?
Düşündüm,bulamadım.Elimden tuttu.Gel dışarı çıkalım dedi.Upuzun ve karanlık merdivenlerden çıktık ağır ağır.Ve nihayet dışarı çıktık.Çıktığımız yere baktım,toprağın altı.Yer altından çıktığımız binanın üstüne baktım,bina,bulutlara karışmış.Uçsuz uzunlukta.Döndüm üstada.
---Bak işte dedi.Kütüphane,bu binanın temelidir.Bu bina ise ilimdir.Dolayısıyla kütüphanede ilin temelidir.İlmin bloklarını nekadar çok kitap raflarından inşa edersen (okursan)okadar sağlam bir ilme sahip olursun.
Anladımki o bina,üstadın ilmidir.Ve kütüphane de mezarı.Orada hala okumaya ve yazmaya devam ediyordu.Piyasada olmayan ve burada yazmış olduğu Çile’nin 2.cildini de bana emanet ediyordu.Üstadın elini öptüm.Gözlerime baktı.Hergün oku ve yaz dedi.O kütüphaneye(mezarına) döndü.Ben de evimin yolunu tuttum.
Böylelikle,hayatımın en güzel anısını Necip Fazıl’la yaşamış oldum.