kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Deneme / Başkaldırı Denemeleri







Okudunuz Mu?
UfukSerim
Ufuk Serim


Nerden Nereye

13 / 4 / 2008  Pazar tarihinde Bilal Duman tarafından eklendi, 294 kez okundu...

“Aklımda cevabını arayan sorular var ve aklımda kalan olaylar… Cumhuriyetin ilanından itibaren anlatmaya başlayayım… Atatürk 1923 yılının 29 ekim günü Cumhuriyeti ilan ederek, Anadolu’da varlığımızın teminatı ve gayesi olan Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Osmanlı Devleti’nin geri kalmasına neden olan bütün kurumları kapatarak ve halkı yoksulluğa, ce...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Bilal Duman

Bilal Duman







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Nerden Nereye


Aklımda cevabını arayan sorular var ve aklımda kalan olaylar… Cumhuriyetin ilanından itibaren anlatmaya başlayayım…
Atatürk 1923 yılının 29 ekim günü Cumhuriyeti ilan ederek, Anadolu’da varlığımızın teminatı ve gayesi olan Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Osmanlı Devleti’nin geri kalmasına neden olan bütün kurumları kapatarak ve halkı yoksulluğa, cehalete götüren anlayışı kaldırarak, her alanda yenilikler yaptı. Zararlı cemiyetleri kapattı. Ekonomik kalkınmanın tam bağımsız, demokratik ve özgür bir ülkenin temelidir anlayışıyla "askeri ve siyasi bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla taçlandırılırsa korunabilir" cümlesini söyleyerek, Türkiye iktisat tarihine ışık tuttu ve yol gösterdi. Çünkü Osmanlı Devleti’ni yıkan en önemli faktör, sanayinin gelişmemesi, hatta olmaması, ticaretinin de, Yahudilerin, Ermenilerin ve Rumların elinde olmasıdır. Türk ekonomisini kalkındırmak için İzmir iktisat kongresini toplayarak, 1923-1938 yılları ile 1938-1944 yılları arasında beşer yıllık kalkınma planları hazırlatmış ve uygulamaya geçmiştir. Sanayileşmeye, hammaddesi Türkiye olup da, dışardan ihraç edilen ürünlerin üretimini, Türkiye’de yapmak için gerekli fabrikaları ve altyapıyı kurarak başlamıştır. Bu planlar çerçevesinde, tekstil, iplik ve dokuma fabrikaları kurulmuş, devletin teşvikiyle özel girişim olarak bazı çiftçilerin de katılmasıyla Alpullu ve Eskişehir gibi bazı şeker fabrikalarının kurulmasına girişilmiş ve bunlar gerçekleştirilmiştir. 1925 Yılında devlet sermayesiyle Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Bankanın amacı fabrika kurup yönetmek olarak belirlenmiştir. Bu bankanın desteğiyle Kayseri-Bünyan İplik Fabrikası TAŞ, Isparta İplik Fabrikası TAŞ, Kütahya Çini İşleri TAŞ ve bunlar gibi bir çok özel kuruluş devletin de ortak olmasıyla faaliyete geçmiştir.
Atatürk`ün fiilen ekonomiyi yönlendirdiği onbeş senelik dönemde, devasa bir kalkınma gerçekleşmiş ve bu ne yazık ki, Cumhuriyet tarihimiz boyunca gerçekleştirdiğimiz en büyük kalkınma hamlesi olmuştur. Türkiye burjuva sınıfı oluşmadığı için yatırımlar için gerekli sermaye yoktu. Burjuva sınıfı oluşana dek yatırımlar devlet tarafından yapıldı. Atatürk yabancı sermayeye de karşı değildi. Türk örf ve adetlerine aykırı olmamak kaydıyla yabancı sermayenin gelmesine izin verdi. Bununla beraber, Atatürk dış ticarete verdiği önem de şu sözlerle anlaşılır: "Gayemiz, istihsalimizi ihtiyacımıza göre tezyid ederek kendi kendimize kifayet etmeye doğru gitmek olmalıdır. Harice göndereceğimiz istihsalatımızı da ihmal edemeyiz. İthalatımızla ihracatımız arasında tevazün ancak bu suretle mümkündür. Aksi halde iktisadiyatımız iflas tehlikesinden yakasını kurtaramaz.”
Son olarak Atatürk,ün onbeş yıl içinde yaptığı bazı yatırımlar ve ekonomik uygulamalar şunlardır:
Türkiye İş Bankası açılmış ve böylece ulusal bankacılığın ilk adımı atılmıştır.
Kayseri’de uçak fabrikası kurulmuştur.
Ereğli Bez Fabrikası açılmıştır.
Uşak’ta şeker fabrikası kurulmuştur.
Aşar vergisi kaldırılmış ve Türk köylüsü ağır bir yükten kurtarılmıştır.
Bünyan Dokuma Fabrikası açılmıştır.
Anadolu Demiryolları satın alınarak ulusallaştırılmıştır.
Nazilli Bez Fabrikası açılmıştır.
Ulusal Ekonomi ve Araştırma Kurumu kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurulmuştur.
Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Kayseri İplik ve Bez Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası gibi pek çok kurum ve kuruluş oluşturulmuştur.
Ticaret ve Sanayi Odaları kurulmuş, daha sonra da Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları Kongresi toplanmıştır.
İstatistik Umum Müdürlüğü kurulmuştur.
Hükümete iktisadi konularda fikir vermek amacıyla çeşitli meslek kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Ali İktisat Meclisi kurulmuştur.
Birinci ve İkinci Kalkınma Planları oluşturulmuştur.
1927 Yılında Teşviki Sanayi Kanunu çıkarılmıştır.
1930 Yılında Sanayi Kongresi, 1931 yılında da Ziraat Kongresi toplanmıştır.

Atatürk’ün bu ekonomik politikaları uygularken düşündüğü ekonomik sistem şudur: Devlet ticaret ve sanayi bankalarının kurulmasına ve ortaklığına öncülük edecek, ancak buralardaki paylarını daha sonra özel kesim`e devredecektir. Devlet, katıksız bir liberal iktisat politikası yani "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" yanlısı olmayacak ama, ekonomik yaşamın gereklerini bizzat üstlenip gerçekleştiren de olmayacaktır.

Buraya kadar aklıma takılan herhangi bir şey yok. Ya bundan sonra?

Bakalım bundan sonra neler olmuş?

1938-1950 CHP Dönemi

Atatürk ölünce Celal Bayar Hükümeti usulen istifa etti. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü görevi tekrar Bayar’a verdi ve İnönü, ilk icraat olarak Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşları olan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya kurulan yeni hükümette görev verdirtmedi. 1938 sonrası Kemalist politikayı terk etme sürecinin başlangıcıdır.
Atatürk, oluşturduğu düşünce sistemini ve gerçekleştirdiği eylemleri son derece yetersiz ve dar bir kadro ile başarmıştır. Kurtuluş savaşında etkili görevlerde bulunmuş olan Kazım Karabekir, Rafet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay gibi paşalar, Cumhuriyet atılımlarını anlayabilecek düzeyde değildiler.
Bunların 17 Kasım 1924 tarihinde kurdukları “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” programında şunlar yer alıyordu; “..Parti limanlara giriş ve çıkışta alınan gereksiz gümrük vergilerinin derhal kaldırılmasını savunur.. İç ve dış transit ticaretinin gelişmesini önleyen tüm kısıtlama ve engeller kaldırılacaktır. Ulusal sanayinin korunması için getirilen kısıtlamalar kaldırılacak, ithalattan alınan gümrük vergileri azaltılacaktır. Ekonomiyi yeniden inşa etmenin zorunluluğu karşısında yabancı sermayenin güvenini kazanmaya çalışılacaktır. Her türlü tekelin, bu arada devlet tekellerinin de çoğalmasına karşı çıkılacaktır. Merkezi yönetim biçimi yerine yerel yönetimler gerçekleştirilecektir. Ülkede liberalizm uygulanacak, devlet küçülecektir. Halkın dini inançlarına saygı gösterilecektir…”
İsmet İnönü verilen görevi başarı ile yerine getiren iyi bir uygulamacıdır, ama çağın gerçeklerini yeterince kavrayamamıştır. Türk devrimine tek başına önderlik edebilecek sosyal, ekonomik, tarihsel kültüre ve antiemperyalist bilince sahip değildir. Rauf Orbay 1924 yılında Mecliste yaptığı konuşmada “Devrimler bitmiştir. Devrim sözü sermayeyi ürkütüyor” demiştir. 1924’te Başbakan, 1930’da serbest fırkanın başkanı olan Fehti Okyar’da benzer düşüncede bir kişidir.
Atatürkçülükten dönüş sürecinin yaygın bir kanı olarak 1950’de başladığı zannedilir. Ancak İsmet İnönü’nün 1938-1950 yılları arasında “Milli Şef” olarak geniş iktidar yetkileri ile sürdürdüğü yönetim asıl ödünlerin verildiği ve Atatürkçü politikaların terk edildiği dönem olmuştur.
Emperyalizme yanaşma, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak…
Atatürk’ün ölümünden yalnızca 6 ay sonra Türkiye, 12 Mayıs 1939’da İngiltere, 23 Haziran 1939’da da Fransa ile iki ayrı deklarasyona imza attı. Deklarasyona göre taraflar “Akdeniz bölgesinde savaşa yol açabilecek bir saldırı halinde, etkin bir biçimde işbirliği yapmayı” kabul ettiler. Türk Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu İngiltere Büyükelçisine antlaşmalarla ilgili olarak “Türkiye’nin bütün nüfuzunu Batı ülkeleri hizmetine verdiğini” söylemişti.!! Üçlü İttifak antlaşması İngiltere ve Fransa ile imzalanan deklarasyonlar 19 Ekim 1939 tarihinde
“Üçlü İttifak Antlaşması” haline getirildi. Antlaşmanın yapıldığı tarihte II. Dünya Savaşı sürmektedir. Böylece Türkiye Kemalist politikalardan ilk ödünü Atatürk’ün üzerinde en çok durduğu konulardan biri olan dış siyaset konusunda vermiş ve batı ile “bağımlılık ilişkisi doğuracak antlaşmalara imza koymuştur” hem de ölümünden yalnızca 6 ay sonra… Anlaşma yapılan İngiltere daha 15 yıl önce “Türkiye’yi yok etmeye kararlı olduğunu, Türklerin vahşi talancılar olduğunu ve Anadolu’dan uzaklaştırılacaklarını” söylüyor ve 1930 yılına kadar süren Kürt ayaklanmalarının hemen tümünü kışkırtıyordu. Tevfik Rüştü Aras’ın yerine Dışişleri Bakanı olan Şükrü Saracoğlu’nun imzaladığı Üçlü İttifak Antlaşması’na ilk tepki Almanya’dan geldi ve Hitler Türkiye’yi “ikinci derecede işgal edilecek ülkeler” grubuna soktu. Türkiye’nin tarafsızlık politikasından uzaklaşmasına Almanya’nın ardından Balkan Devletleri ve Rusya’da tepki gösterdi. Özellikle Türkiye ve Rusya artık birbirlerine karşı “öncelikli tehdit” oluşturan iki ülke haline gelmişlerdi. Gazi’nin dış politika uygulamaları her yerde sekteye uğruyordu. İttifak antlaşması ülkeyi batağa sürüklüyor… 10 Haziran 1940’da İtalya Fransa’ya savaş ilan edince, İngiltere İttifak Antlaşmasının 2.maddesi gereğince bizden İtalya’ya savaş ilan etmemizi istedi. 28 Ekim 1940’da İtalya bu kez Yunanistan’a saldırdı. İngiltere bu seferde 9 Şubat 1933’de Türkiye ile Yunanistan’ın yapmış olduğu dostluk antlaşmasını ileri sürerek Türkiye’nin savaşa girmesini bir kez daha istedi. Türkiye Üçlü İttifakın yarattığı sıkıntılardan bunalmışken Fransa Almanya tarafından işgal edilerek savaş dışı kaldı, hükümet bu durumda tarafsız kalabileceğini ileri sürdü. Üçlü İttifak Antlaşmasından kurtulmak istiyordu, ancak İngiltere bu isteği görüşmedi bile… Almanya’nın savaştaki başarıları üzerine Türkiye 18 Haziran 1941’de Türk-Alman Saldırmazlık Paktı’nı imzaladı. Böylece Türkiye birbirleri ile savaşan İngiltere ve Almanya’nın dostu olarak dünya siyaset sahnesinde komik duruma düşmüştü. Türk-Alman saldırmazlık antlaşmasından dört gün sonra Almanya Sovyetler Birliğine saldırdı ve düşman-dost ilişkileri daha da karıştı. Şimdi İngiltere ve Sovyetler Birliği dost olmuş, Almanya ile saldırmazlık paktı olan Türkiye, Sovyetlerin “güvenilmez komşusu” olmuştu.. Üçlü İttifak Antlaşması Türkiye’nin Atatürk tarafından çizilen dış politikasının terk edilmesidir. 20 yıl önce silahlı mücadele ile yenilen ve Türkiye’yi yok etme kararlılığını açıkça ortaya koyan emperyalist devletlere hiç gereği yokken bağlanma yoluna gidilmiştir. Savaşarak kazandığı ulusal bağımsızlığını koruma ve buna bağlı olarak toplumsal kalkınmayı kendi öz gücüne dayanarak gerçekleştirme yolunu terk etmiştir. Türkiye’nin sorunlarına başkalarının karışmasına izin vermiştir… Cumhurbaşkanı olan İnönü artık Milli şef’ti ve her şeyi o belirliyordu. Atatürk’ün yakın çevresi gözden düşmüştü. Onların yönetimden uzaklaştırılmaları ile başlayan süreç Atatürk ve Atatürk dönemi ile araya mesafe koyma eğilimiydi. Dini eğitim almış ve faşist eğilimler içindeki Şemsettin Günaltay İnönü Cumhurbaşkanı olunca Atatürk’e dolaylı hakaret içeren “İnönü devri başlıyor, fazilet devri başlıyor” demiş ve ileride başbakan yapılmıştı. İnönü döneminin biçimsel gibi görünen ancak bilinçli olarak yapılmış uygulamalarından biri de pul ve paralardan Atatürk’ün resimlerinin kaldırılarak, yerine İnönü’nün bulunduğu pul ve paraların piyasaya sürülmesidir. Uygulamanın siyasi bir anlayışa dayandığı, iktidar değişimini ve bunun gücünü halka göstermeyi hedeflediği açıktır.
1939-1950 arası 11 yıllık süreç, Kemalist atılımların durduğu, geri dönüş sürecinin başladığı, Türkiye’nin toplumsal düzeyi ve siyasi alt yapısı yeterli olmamasına karşın ABD’nin dayatması ile “çok partili” düzenin kabul edildiği, batıyla uzlaşma kılıfı altında emperyalizmin giderek etkisine girmekle sonuçlanan bir süreç olmuştur. Atatürk ölmeden önce projeleri hazırlanmış olan Demir-Çelik, Genel Makine ve Elektrolit Bakır gibi yatırımlar programdan çıkarılmış, sanayi ile bağdaşmayan yeni kalkınma planları yapılmıştır.
Türkiye Milli Şef döneminde birçok uluslararası oluşuma bu örgütleri fazla incelemeden, niyetlerini anlamadan, ülke yararına olup olmadığını yeterince araştırmadan üye olmuştur. Bunlar neler mi.?
24 Ekim 1945’de kurulan BM’ye girildi.
14 Şubat 1947’de Dünya Bankasına girildi.
11 Mart 1947’de İMF’ye katılındı.
22 Nisan 1947’de Truman Doktrini kabul edildi.
4 Temmuz 1948’de Marshall Yardım Planı kabul edildi.
Türkiye 15 Şubat 1952’de NATO’ya girdi. Herkes başvurunun DP iktidarı tarafından yapıldığını sanır, ancak Nato’ya giriş için başvuru 4 Mayıs 1950’de İnönü zamanında yapılmıştı. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde DP iktidara geldiği için Nato’ya giriş “şerefini” ise onlar yaşamıştır.
Türkiye Milli şef İnönü zamanında ABD ile çeşitli konularda bir dizi ikili antlaşmalar imzaladı. Bunların içinde öyleleri vardı ki, değil bağımsız bir ülke bir sömürge bile bu antlaşmaları imzalamazdı.
ABD ile yapılan ilk ikili antlaşma 23 Şubat 1945’de ki “Karşılıklı Yardım Antlaşması”
Adı “Karşılıklı Yardım” olan bu antlaşmanın temel özelliği, ABD isteklerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi, Türkiye’yi ağır yükümlülükler altına sokması ve hiçbir yükümlülük altına girmeyen ABD’nin haklarının korunmasıdır. Antlaşmanın 2.maddesi şöyledir: “T.C. Hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ne temin edecektir.”
Böyle bir maddenin bağımsız iki ülke arasında yapılan bir antlaşmada yer alması mümkün değildir. Türk Hükümeti ABD’ne hizmet sunmakla görevli olacak, bu görevin sınırı da belli olmayacak… Gerçekten inanılmaz…
Bu antlaşmanın birde 5.maddesi vardır ki: “Türkiye parasını ödemiş olsa da ABD Başkanı gerek görürse aldığı malzemeleri geri vermeyi kabul etmiştir…”
İkinci antlaşma, 27 Şubat 1946’da yapılan bir kredi antlaşmasıdır.
Bu antlaşmanın özü dünyanın değişik yerlerinde ABD’nin elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı olan eskimiş, bozuk savaş artığı malzemeyi satın alması koşuluyla Türkiye’ye 10 milyon dolar borç verilmesidir. Antlaşmanın II.bölüm 1.maddesi şöyledir: “ABD Dış Tasfiye Komisyonu, Türk Hükümetine satacağı malzemelerin fiyatlarının, envanterini ve listelerini verecektir. Satış fiyatı ilgili mümessiller tarafından görüşülecektir. Türk Hükümeti tarafından malzeme bulunduğu yerden ve bulunduğu gibi alınacaktır. Alınan malzemenin mülkiyeti Türkiye’ye geçmeyecektir. ABD Hükümeti alınan malzeme için herhangi bir teminat vermeyecektir. Bu ve önceki antlaşmada yer alan maddelerin ne anlama geldiğini Türkiye ve İnönü 1964 Johnson Mektubu ile öğrenecektir. 27 Aralık 1949’da imzalanan “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Antlaşma… Bu antlaşma Türk Milli Eğitimine yön verecek iradeye, ABD’nin önce ortak edilmesi daha sonra belirleyici olmasını sağlayacak koşulları yaratan bir antlaşmadır.
Antlaşmanın 1.maddesi; “Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu antlaşma ile belirlenen ve parası Türk Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracaktır.” Antlaşmanın en dikkat çekici 5.maddesi ise; “Komisyon dördü T.C.Vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir…” İnanılması zor, ama bu antlaşmalar maalesef yapılmıştır.
ABD ile Eğitim konusunda yapılan bu antlaşma Türk Milli Eğitimini ABD denetimine bırakan süreci başlatmıştır. Bu ise Atatürk’ün vatanı emanet ettiği gençlerin sonu olmuştur. Türk tarihi ile ilgili derslere verilen zaman, Bizans tarihi, Yunan tarihi gibi derslere ayrılarak, milli bilinç yok edilmiştir.
Eğitimin bu günkü hali ise ortadadır…
ABD ile yapılan ikili antlaşmaların tümünde ortak olan bir özellik vardır. Bu antlaşmalar planlı bir bütünsellik taşır ve birbirleri ile tamamlayıcı bağlantılar içindedir. Diplomasiden yoksun, ehil ellerde yapılmayan antlaşmalar gün gelir sizi “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye oradaki yerini alır” demek zorunda bırakır.
İttihat ve Terakki’nin batı tandanslı mantığını İsmet İnönü’nün Mustafa Kemal’e 1919 yılında henüz İstanbul’da iken yazdığı şu mektupta da görebilirsiniz;.. ”Bütün memleketi parçalamadan ülkeyi bir Amerikan denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek uygun çare gibidir…”
Talancı, soykırımcı geçmişi ve emperyalist politikaları ile sermayenin güdümündeki “yeni dünya düzenini” içteki işbirlikçileri aracılığıyla bize dayatan ABD ile herhangi bir konuda anlaşmak, ayı ile yatağa girmek demektir. Bunu yapanın başına ne gelir ise, geçmişteki basiretsiz politikacıların yaptıkları yüzünden ülkemiz şimdi bu sıkıntıları çekmektedir. Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez.
“Muhterem milletime tavsiyem odur ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgeçmesin.”

Demokrat Parti Dönemi
Aydın`da, 1930`da, kısa süreli "Serbest Cumhuriyet Fırkası"nın bir kolunu organize etti. Bu partinin kapatılmasının ardından 1931 seçimlerinde Atatürk tarafından Cumhuriyet Halk Partisi`nden Aydın milletvekili seçildi. Atatürk`ün ölümünden sonra İnönü CHP`nin başına geçince İnönü`nün bütün üretim araçlarını devletleştirme faaliyetlerine karşı çıktı. Sonunda, zaten Devlet, Türkiye`de toprakların %70`ten fazlasına sahipken, İnönü`nün köylülere dağıtacağım diyerek geri kalan arazileri de devletleştirmek istemesi üzerine, İsmet Paşa`nın Sovyetler Birliğindeki gibi tarımı kolhozlaştıracağını öne sürerek üç arkadaşıyla birlikte dörtlü takriri verdi. Bu nedenden ve parti içi muhalefetten dolayı 1945 yılında CHP`den ihraç edildi.
7 Aralık 1945`te, CHP`den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti`yi kurdu. 1946 seçimlerinde Celal Bayar`dan sonra partideki ikinci önemli adam durumuna geldi.
1946`da yapılan seçimlerde şaibeli bir şekilde "açık oy gizli tasnif" usulü uygulandığı için CHP bu seçimleri kazandığını iddia etti. 1908`den sonra Türk tarihinde ilk defa 14 Mayıs 1950`de "gizli oy açık tasnif" ile yapılan demokratik seçimlerde ise DP %52 oy oranıyla çoğunluğu sağlayarak tek başına iktidara geldi. Bu seçimde CHP %35 oy aldı ancak kendi kanunlaştırdıkları seçim sisteminin çarpıklığı nedeniyle DP 488, CHP 32 milletvekili çıkardı. Demokrat Parti daha sonra yapılan 1954 seçimlerinde %57, 1957 seçimlerinde de %48 oy alarak tek başına iktidarını devam ettirdi. Adnan Menderes böylece, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde arka arkaya üç serbest seçim kazanan tek lider oldu. Adnan Menderes`in 10 yıllık başbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük değişimler oldu. Menderes bu 10 yıllık başbakanlık döneminde Türkiye`nin Kore Savaşı`nda Birleşmiş Milletler kuvvetlerine Türk Tugayı ile katılması gibi halen tartışılan bazı kararlara imza attı. ABD ile sağlanan bu yakınlaşmadan sonra Türkiye, Komünizmle mücadele için kurulan NATO`ya 1952 yılında tam üye olarak kabul edildi.
Menderes teknoloji eğitimine verdiği önem dolayısıyla, Amerikan Ford Vakfı katkılarıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi`ni kurmuş ve aynı vakfı Ankara Fen Lisesi`nin kuruluşu konusunda da ikna etmiştir. İleri mali piyasaların gelişmesi için Türkiye Vakıflar Bankası`nı kurdu ve özel bankacılığı da teşvik etti. Atatürk döneminde kurulan ve yuvarlak inşaat demiri imal eden Karabük Demir-Çelik Tesislerine ilave olarak sanayide kullanılan yassı çelik (sac) imal eden Ereğli Demir-Çelik Tesislerini (Erdemir) Amerikan Marshall Planından gelen kredilerle kurdu. Adnan Menderes`in 10 yıllık Başvekillik döneminde Türkiye`nin Gayri Safi Milli Hasılası yılda ortalama %9 oranında büyüdü. Bu on-yıllık ortalama kalkınma hızına TC ilk defa ulaşıyordu ve bugüne kadar bir daha da ulaşamadı.
1957 seçimlerinden sonra İstanbul`da imar çalışmalarına ağırlık verdi ve Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi ve Edirne Asfaltı (şimdiki E-5 otoyolu) yollarını açtı. Ancak, bu yolları açmak için binlerce evi, sahiplerine çok düşük bedellerle ve ödemeleri de geciktirerek istimlak etti ve yıktı.
Son Menderes hükümeti (23. hükümet) Kıbrıs konusunda imzaladıkları ortaklık anlaşmasına garantörlük maddesini yerleştirerek Türk ordusunun 1974 yılında iki aşamada gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı`nın hukuki zeminini hazırlamış, önemli bir uluslararası başarıya imza atmıştır. Türkiye, 1959 yılında hazırlanan ve 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla uluslararası geçerlilik kazanan Garanti Anlaşması’ndan doğan haklarını kullanarak sözkonusu müdahaleyi gerçekleştirmiştir. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’ye garantörlük sıfatını veren ve Kıbrıs`ın bağımsızlığını tanıyan Garanti Anlaşması’nın(Londra Anlaşması,1959) 2. maddesi şöyledir: “Yunanistan, Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu anlaşmanın birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve aynı zamanda Anayasa’nın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar ve garanti ederler.”
Menderes, geleneksel aile yaşam tarzına hoşgörülüydü ve laiklik konusunda Fransız yorumunu benimseyen İnönü ve CHP`nin aksine seküler anglo-sakson yorumunu tercih ediyordu. İsmet İnönü döneminden o güne kadar Türkçe okunması zorunlu olan ezanın istenilen dilde okunabilmesini serbest bıraktı, ancak bundan sonra ezan hep Arapça okundu. Türkiye`de İslami kuralların önünü açtı ama yine de batıya hoşgörüyle yaklaşıyordu. Menderes, daha liberal ve dışa bağlı bir iktisat görüşüne sahipti; yani daha fazla özel girişime izin verdi. Ekonomik girişimleri toplumun yoksul kesimini kısa dönemlik mutlu etti, ama ülkede aşırı dış alıma sebep oldu. Menderes, en çok eleştiriyi, dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Atatürk zamanında ulusal servet namına özel teşebbüs tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü döneminde devletleştirilen traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde süratle gelişen özel girişimciliğin yatırımlarıyla kurulan tesislerin rekabetine dayanamayarak ya özelleştirilmiş ya da kapatılmıştır. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları ise yeni gelişen teknoloji`ye ve NATO standartlarına ayak uyduramadıkları için yurtdışına da satış yapamayıp kapatılmışlardır
27 Mayıs dönemi
Adnan Menderes 27 Mayıs 1960 günü Kütahya`da, 1969 yılında Hava Kuvvetleri Komutanı, daha sonra da 1980 yılında CHP`nin Cumhurbaşkanı adayı olacak olan Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara`ya götürüldü. Adnan Menderes diğer Demokrat Parti üyeleri ile birlikte Yassıada`da kurulan özel bir cunta mahkemesinde çeşitli suçlardan yargılandılar.
Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yassıada mahkemesi, Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu`yu Anayasa`yı ihlal suçundan(146/1) suçlu bularak idama mahkum etti. Celal Bayar`ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961, Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961`de İmralı Adası`nda sabaha karşı 2:31`de idam edildi.
Adnan Menderes`in idamından önce bir aracı tarafından Gıyaseddin Emre`ye ulaştırılan mektubunda ise şu sözler bulunmaktaydı:
Sizlere dargın değilim, sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes, hürriyet uğruna koyduğu kellesini 17 sene evvel alamadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme karar-i metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz ? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine de 1950`de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek, Adnan Menderes`in ruhu sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen dualarım (bu cümlenin üzeri çizilerek merhametim yapılmıştır) sizlerle beraberdir..
17 Eylül 1961 sabaha karşı infazdan hemen de önce de şunları söyledi:
Kimseye dargın değilim. Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum...
7 Kasım 1964’de, Celal Bayar’ın hapis cezası Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in affı ile kaldırıldı.
Ölümünden sonra yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti`nin devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi %52 oy alarak iktidara tek başına geldi. Daha sonra Adnan Menderes`in itibarı iade edildi. Adı, Turgut Özal`ın Cumhurbaşkanlığı döneminde İzmir`deki uluslararası hava limanına (Adnan Menderes Hava Limanı), Süleyman Demirel`in Cumhurbaşkanlığı döneminde de Aydın`da bir üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi) verildi. Naaşı ölümünden 29 sene sonra İmralı`dan alınarak İstanbul`da adına yapılan bir anıtmezara taşındı (17 Eylül 1990).
Bu kadar tarih yeter, yaşadıklarımızı anlamak için. Bin yıldır Anadolu’ya hükmeden atalarımızın, nasıl devlet geleneği, devlet politikası ve siyaset bilinci varsa, Atatürk de bu tarih bilinciyle ülkemizin temellerini atmış, politik ve ekonomik yapılanmayı sağlamıştır. Ancak, Atatürk tarafından oluşturulan devlet politikaları, ekonomik yapılanma, sosyal yapılanma bu iki dönemde bozulunca, başka dönemleri anlatmaya gerek. Çünkü 1938 yılından sonra ne devlet politikası, ne devlet ekonomisi kalmış. Her gelen hükümet kendi ideolojine göre ekonomiye de, siyasete de yön vermiş, birinin ak dediğine öbürü kara demiş, Toplumun beraber güçleneceğini görmeden, ikilikler yaratmış, halkı sadece seçimlerde hatırlamış, her seçimde aşağı yukarı aynı vaatlerle seçmenden oy istemiş, iktidar muhalefet hep aynı polemiklerle gündem oluşturmuş, neredeyse bütün hükümetler IMF’ten krediler almış, ithalatla ihracat dengesi gözetilmediğinden ülke üretimi yok olmanın eşiğine gelmiş. Dolayısıyla işsizlik artmış, buna bağlı olarak sosyal ve hatta adli olaylar meydana gelmiş. Çiftçi emeğinin hakkını alamadığı için tarım durmuş, köylerden şehirlere göç başlamış, gecekondulaşma sonucu çarpık kentler meydana gelmiş, teknolojiye uygun yatırımlar yapılmadığı ve eldeki yatırımlarda teknolojiye göre güncellenmediği için, yapılmış olan yatırımlar, ya sat kurtul anlayışıyla elden çıkarılmış yada kapatılmıştır. Bu fabrikaların verdiği hizmetler de, ürünler de, IMF’ ten aldığımız kredilerle satın alınmış, iç ve dış borçlanma her hükümet döneminde, bir önceki hükümet dönemine göre daha da artmıştır. Yetmezmiş gibi adam kayırma ve rüşvet kamunun gerçeği olmuştur. Ülke yolsuzluklar ve hortumcular ülkesi olmuş, halka da kemer sıkma politikaları öğüt verilmiştir. Milli ekonominin güçlenmesi için, yarımlar en önemli faktördür. İkinci olarak da adil ve etkin vergilendirme… Yoksa elli yıl sonra bir yazı yazacak olsam, diyeceklerim bundan farklı olmaz. Çünkü elli yıl öncesiyle bugün arasında pek fark yok. Aynı tas, aynı hamam… Son olarak; bugün mecliste veya dışarıda olan çoğu siyasetçi, iktidar yada iktidar ortağı veya muhalefet olmuştur. Zihniyet değişmediği sürece nerde olursun, sonuç aynı olur. Maalesef ülkemizde, Atatürkçüler var, Atatürkçü geçinenler var, Atatürk’ten geçinenler çok, Atatürk`ün mirasını koruyup, yüceltelim diyen az...

mehmet akif`in dizeleriyle yazıyı noktalayalım.

...
Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
...
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
...
Mutlu ve güzel günler Türkiyem….



Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Eylül Duru yazıyı tebrik etti...
Ziyaretçi Yorumu
Ziyaretçi Yorumu / 13.05.2008
okuyunca neler olmuş diye pek şaşırmadım doğrusu çünkü burası türkiye! biz alıştık artık böyle şeylere. vatanı koruduğunu söyler ardınan vatanı satar kendi yalanlarını rahat bir şekilde başkalarının üzerine atar. burası türkiye

Sevil Nizamoğulları
Sevil Nizamoğulları / 13.04.2008
ne vatana ne ataya sahip çıkmayı bilmiyoruz galiba...teşekkürler güzeldi...


Ağustos
20
Ülkeme!!!!
Mesut GülBaşkaldırı Denemeleri • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Neden Tepkisiz Bir Milletiz?
Tamer UyarBaşkaldırı Denemeleri • 36 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Kayboluyorum
Dila Emral AydınBaşkaldırı Denemeleri • 28 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Yanık
Necip ÇetinBaşkaldırı Denemeleri • 21 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Türk Olmak
Hüsna TuğrulBaşkaldırı Denemeleri • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
18
Korkumdan Yakamadım
Bilal DumanAşk Şiirleri • 10 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
17
Sildim Defterden
Bilal DumanAşk Şiirleri • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
14
Ali İle Aysel
Bilal DumanAşk Şiirleri • 103 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
13
Nerden Nereye
Bilal DumanBaşkaldırı Denemeleri • 295 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
10
Ders Almak
Bilal DumanBaşkaldırı Denemeleri • 259 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
13
Nerden Nereye
Bilal DumanBaşkaldırı Denemeleri • 295 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
10
Ders Almak
Bilal DumanBaşkaldırı Denemeleri • 259 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
7
Hayat Okulu
Bilal DumanYaşamdan Hikayeler • 219 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
14
Ali İle Aysel
Bilal DumanAşk Şiirleri • 103 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
17
Sildim Defterden
Bilal DumanAşk Şiirleri • 15 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Nerden Nereye, Nerden Nereye denemesi, Nerden Nereye deneme, Nerden Nereye nedir?, Nerden Nereye hakkında bilgi, Nerden Nereye denemeleri, Bilal Duman denemeleri, Nerden nedir, Nerden denemesi, Nerden denemeleri, Nereye nedir, Nereye denemesi, Nereye denemeleri,










Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Personal Loans | Debt Consolidation | McDonalds | Personal Loan | Pay Day Loans | Video | Arkadaş | Saat