Nesin Ne D(eğilsin)?
Kendine hizmette kusur etmezsen, başkasına hizmet ederken, en azından zorluk çekmezsin. Ne biçim şeydir şu insan…
Ah insan!
Ne kadar yeteneklisin. Hem kendine hem diğerlerine yapman gereken ne çok şey var ortada!
Ah insan elinden öpülesi, kırk yılda bir gibilerdensin… Hatırlamadığım bir vakit öğrendiğim küçültme eki; bir seni tarifte işime yarıyor. ‘İnsancıklar’ yapıveriyorum seni, adınla, cüssenle, heybetinle küçülüveriyorsun, zavallı insan, ne komiksin… Yerle bir oluyorsun sözcüklerimde, vezir diye anlatılan sen, rezilsin cümlelerimde. Nedir bu kinim, nedendir bilmem, hayatı da- kendimi de sorgulamayı sevmem. Ne çok şey yaptılar adına. Ne kadar maharetlisin! Felsefen doğdu. Kitabın çıktı, heykelin yapıldı .. saymayım daha sen benden iyi bilirsin. İyi değilim bugün. Bunalımlar ertesi sancılarım var. Sayasım- sövesim geliyor sana; iyisi mi hiç ses çıkarma. Yoksa ortalık toz duman olur, sende bende kan revan oluruz. Ah insan- vah insan, illüstrasyonlar kadar ilgi çekici bir o kadar da basitsin… Şeklin kurtarıyor seni, yoksa bir avuç eziyetsin.
Bağırmışım, küfretmişim, bana karşılık veremeyecek kadar ürkeksin. Bir sıkımlık candan ibaretsin. Gülünecek haline ağlayıp, ağlamak yerine gülecek kadar dengesizsin. Terazilerimde ki ağırlığın gözle görülmez, endamda çektiklerini saymazsam, zerre kadar hafifsin.
İn(san-san-sınlar) diye düşünensin, düşünmekten acizsin. Gölgelerde kaybolacak kadar renksizsin.
Bu kadar saydım da ne oldu sanki?
Mürekkebim azaldı, sözüm, sözcüklerim yoruldu…
Kadehimdeki son damlam kadar değerlisin. Denizler kadar enginsin. Şeytanı bezdirecek kadar kurnaz, Mecnun’u ağlatacak kadar delisin. Mum alevisin sanki; cürümünden fazla yeri yakabilirsin, ateşsin, alevsin, seninle başladı, seninle bitecek – kıyametsin… Kifayetsizliğimin sebebisin… Hiçbir şeysin- her şeysin…
Sevmesem de seni bir sözün peşinden gidiyorum! “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü.”
Sevmediğim sev(gilim)sin…