Nükteli Fıkralar 17 (116 / 120)
116) KALEMLİGİLLER ÜLKESİ
Kalemligiller ülkesi diye bir yer ve bir de onun hakanı varmış. Buranın insanları, kalın, ince, uzun ve renkli çok çeşit kalem kullandıklarından, kılıca, kalkana, mızrağa gerek duymazlarmış. Dış ülkelerden tehdit almazlarmış ki, yüzlerini o tarafa döndürsünler. Bu yüzden kendi kendilerine bakar, canları sıkıldı mı kalemlerini birbirlerine batırırlarmış.
Kalemi yeşil renkli olan biri, epey yaşlandığından olacak, ülke insanlarının çoğunu üzmüş. Ülke insanları, `tuu!` edecek olmuşlar ona. Ama, kalemi çok da koyu yeşil olanlar, ülkeyi üzenin önüne geçmişler, ``Kutsal bilinen davamızın bir ferdinde bu kadarcık hata olabilir canım`` deyip onu savunmak istemişler.
Kalemligiller Ülkesinin Hakanı kalemini yontmuş. Yeşil kalemlilerin her birine teker teker batırıp;
``Yazıklar olsun sizin aranızda olmaklığıma!`` demiş. Yüzünü ters tarafa dönmüş, onlardan uzaklaşmaya başlamış.
Canı yananlar sormuşlar:
``Sen de bizim kalemden kullanıyordun. Hakan oldun diye bize fırça atman mı gerek?``
Kalemligiller Ülkesinin Hakanı;
``Kalemligillere kalemi renkli tutmak değil, doğru tutmak yaraşır!`` diyerek cevap vermiş. ``Hakan olana da o kalemleri doğru tutturmak..!``
* * *
117) DİLLİ ŞEYTAN VAR
Kalemligiller Ülkesinin Hakanı, elinde kalem tutan çok kişiyi yanlışı doğru sanıp, haksızlığa sessiz kalırken görüyordu. Birgün onlara dedi: ``Haksızlığa karşı sessiz kalmayın; haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır``
Yeşil kalemli kalemligiller;
``O söz bizim flamamız Hakanım!`` dediler. ``Bizim bayrak yaptığımız sözü niçin bize satıyorsun?!``
Kalemligiller Hakanı;
``Anlıyamadınız mı!..`` diyerek cevap verdi. ``Dillisi, ara sıra, aranıza girip çıktığı için!``
* * *
118) SANA SIRA ZOR GELİR
Kalemligiller Ülkesinin Hakanı kalemi koyu yeşil olanların bam teline zaman zaman basıyordu. Yeşil kalemliler iyice darıldılar. Ona, ``Ölüm de var Hakanım... Bakalım öteki dünyada nasıl hesap vereceksin?`` diye laf attılar.
Kalemligiller Hakanı, düştü mü şüpheye! Öteki dünyada hesap nasıl veriliyor diye merak etti. Kaybolup, ortalıkta bir zaman görünmedi.
Tekrardan göründüğünde, yeşil kalemliler karşıladı Kalemligiller Hakanı`nı. O`na;
``Neredeydin Hakanımız? Bizi merakta bıraktın!`` dediler.
Kalemligiller Hakanı;
``Öteki dünyaya gitmiştim, geldim!`` dedi. ``Hesabımı vermek için bir zaman sıra bekledim!``
Yeşil kalemliler, ona biraz daha yaklaştılar;
``Hesap melekleri, sana, yaptıklarının hesabını sordular mı bari?`` diye sordular.
Kalemligiller Hakanı;
``Yok!`` diyerek cevap verdi. ``Dediler ki: Hesabı görülecek o kadar çok kişiyi bekliyoruz ki, sana sıra zor gelir!``
* * *
119) AMPULLÜLER
Kalemligiller Ülkesi`nde değişiklikler farkediliyor, aydınlanma gereci mumdan kandile, kandilden ampule dönüşüyordu. Ampulün cazibesine kapılan yeşil kalemliler, ampul hep yanacak, ışığı hiç kesilmeyecek sanıyorlardı. Ampul ışığına o kadar çok kaptırmışlardı ki kendilerini, neredeyse, güneşin ışığının değerini unutacaklardı.
Kalemligiller Ülkesinin Hakanı, ``Şunlara bir ders vereyim`` dedi. Bir akşam, tozun, isin, dumanın etkisiyle şeffaflığını yitirmeye başlamış ampulün önüne geldi. Yeşil kalemlilerin meraklı bakışları altında ona, `üfff`, `püfff` etmeye başladı.
Yeşil kalemliler;
``Uğraşma Hakanım söndüremezsin!`` dediler. ``Bizi de ampulün olmadığı zamana döndüremezsin!``
Kalemligillerin Hakanı;
``Sönmesine gerek yok ki!`` diyerek cevap verdi. ``Toz, is ve dumana bulanmışlığından, ampulün, size değil kendine bile hayrı olmayacak!``
* * *
120) SIRAT KÖPRÜSÜ
Kalemligiller Ülkesinin yeşil kalemlileri, öbür dünyadaki kıldan ince, kılıçtan keskin sırat köprüsünden bahsediyorlardı. Kendilerine dokunduran Hakan`a veryansın ediyorlar, onun, o sırat köprüsünden geçemeyip ateşe düşeceğini söylüyorlardı. Hakan düştüğü ateşte cayır cayır yanacak, onlar da ona bakıp ``oohhh!`` çekeceklermiş.
Birgün topluca göçtüler. Sırat köprüsünün başında, cayır cayır yakıcı ateşten geçmek için sıraya dizildiler. Koyu yeşil kalemliler, kendilerine tam güvendiklerinden, Hakan`ı geriye itip, köprüye ayaklarını bastılar. Ayağını köprüye basan iki adım atıyor, üçüncüde, langırt, aşağı düşüyordu. Böyle böyle cümlesi birden düştüler. Cayır cayır yanmaya başladıklarından bir zaman sonra, Kalemligiller Hakanı`nın şen şakrak sesini duydular. `Bu da ne demek!` diye söylendiler. Sonra, Kalemligiller Hakanı`na seslenip;
``Nasıl oldu da biz ateşe düştük, sen karşıya geçtin Hakanım?`` diye sordular.
Kalemligiller Hakanı;
``Kıldan ince kılıçtan keskin sırat, canbazlar içinmiş!`` diyerek cevap verdi. ``Canbazlık bilmeyen bana ise, biraz ilerideki geniş köprüyü gösterdiler!``
* * *
İbrahim Faik Bayav
(16 Mayıs 2008)