O GünO GünÇatık kaşlı, sert duruşlu, dolayısıyla da sert bakışlı bir adamdır babam. O yıl sınava yani üniversite yerleştirme sınavına yeniden gireceğimi söylediğimde, zaten hep asık olan yüzü iyice gerildi. Pek konuşmazdık zaten. Sık da görüşemezdik. Mesleği yüzündendi çoğunlukla. Uzak şehirlere taşırdı tonla yükü. Hep sabah gün ağarırken çıkar giderdi evden. Evimizin minicik bahçesine ancak sığdırabildiği, gözü gibi baktığı kamyonuyla usulca çıkar giderdi. Kamyonun kapısı kapanınca anlardık yine gideceğini. Sonra kocaman bir gürültüyle çalışırdı kamyonun motoru. Öyle iyi bakardıki kamyonuna, sanki bir çocuğu da o sanırdınız. Ben en küçüğüydüm evimizin. En küçüklerin en çok sevildiği günler sanırım benim epey gerimde, uzağımda kalmıştı. Babam hep ağabeyim ve ablamla ilgilenir gibi gelirdi bana. E öyleydi de... Ağabeyim, evlenip bizden uzağa taşındı. E doktor da çıktı, ablamsa halen evlenemedi. Nedeni anlaşılamaz bir biçimde evde, anne ve babasıyla yaşlanmayı seçti. Yaşlı dediğime bakmayın, henüz 30-lu yaşlarındadır ve evde kalamayacak kadar da bakımlı ve alımlıdır. Ayrıca iyi bir müzik öğretmenidir. Yani anlayacağınız, dikiş tutmaz, bir baltaya sap olmayı becerememiş bir benim ailede. Babamla sınav konusunda kısa bir konuşma yapıp dışarı çıktım. Nazlı nazlı bana bakıp duran kamyonu süzmeden çıkmanın mümkün olamayacağı bahçemizden çıktım sokağa. Evlerin sanki birbirlerinden destek alırcasına yan yana dizildiği dar bir sokak bizimki. Hani şu bildik eski zaman sokaklarından yani. Ama öyle benimsedimki ben bu sokağı, yani en geniş ve ferah caddelere, ışıklı kaldırımlara değişmem emin olun. Sokağın sonunda, tüm sokağı tepeden gören küçük bir bakkal dükkanı vardır. İçerisinde türlü şekerlemenin, türlü yiyeceğin bulunduğu, bakkal gibi kokan bir bakkal. Ben çocukken de aynı beyaz saçlarıyla aynı adam durur çoğunlukla tezgahta. Şimdilerde artık takılmıyor gözlerim şekerleme dolu raflara. E büyüdüm ya... Girip günaydın dedim. Günaydın dedi usulca bizim bakkal amca. Bir paket sigara istedim. Pahalı ve yabancı olanlarından değil, tamamen bize ait, bizim kokan bir paket sigara... Sigara paketi bizimdi ya, o paketi edindiğim para ne kadar benimdi? Hala bir işim, kendi kazancım yokken ne kadar bizimse o kadar bizimdi işte. Babamdan para isteyemem haliyle... Ama anacığım... Anacığım kıyamaz, usulca sıkıştırır elime harçlığımı hala... Çok erken evlenmiş anacığım... Omuzlarına çok erken almış dünya galesini, sorumluluğunu... Kaçmış bir de üstelik babama... Vermemiş dedem annemi. Kaçmak... Yeni paketten ilk sigaramı çıkarıp yaktım. Hava epey güneşli ve mevsimin son yağmurlarına hazırlanıyordu sanki. Yürüyordum. Yürüyordum ama nereye... Birkaç sokak geçtikten sonra bir kalabalık ilişti gözüme. Ellerinde kocaman bayraklarıyla, bağırışa çağırışa ağlıyorlardı... Biraz yaklaştım yanlarına. Kadınlı erkekli kalabalık, daha net seçiliyordu artık. Bir matemi bölüştüklerine kuşku yoktu ya, neydi acaba o matemin nedeni? Merak duyguma yenilip içlerine karıştım birden. Soru sorup merakımı gidermek istiyordum bir an önce... Ama buna gerek kalmadı... Küçük bir kız çocuğunun boynundaki fotograf ilişti ilk önce gözüme... Sonra da karşı duvarda asılı duran dev bayrağımız. Ne kadar da kocamandı... Sanki dünyayı kucaklayacak kadar büyüktü. Uğruna ölünecek kadar büyük... Zaten o matemin nedeni de, böylesine büyük bir bayrağın şerefine yakışanı yapan ve görevi gereği bulunduğu Şırnak-ta şehit düşen bir polis memuruydu. Geçen yıl gitmişti Şırnak-a. Benim liseden arkadaşımdı kardeşi. Hep övünürdü ağabeyiyle. Zaten birazdan onu da gördüm. Elleri kenetlenmiş, gözleri kan çanağına dönmüş, beni tanımadı bile. Ne yapacağımı bilemedim ilk önce. Ama bu acıyı ben de bölüşmeliydim. Ben de ortak olmalıydım bu mateme. Arkadaşımın yanına yaklaşıp, başın sağ olsun diyebildim yalnızca. Tam başın sağolsun dediğim sırada gözüme biri ilişti. Orta yaşlı bir kadındı bu. Şehidin ablasıymış öğrendiğim kadarıyla. Metaneti yüzüne vurmuştu. Ağlamıyordu. Yüzü gergindi, ama ağlamıyordu. Bir aralık, kulaklarıma, susun. Ağlamayın. Ağlayıp sızlayıp düşman sevindirmeyin, diyen sesi geldi. Kalabalık yavaş yavaş büyüyordu. Gençler kendi aralarında lanet dolu haklı sloganları atarken, yaşlılar kendi aralarında ağlaşırken, şehidin ablası kaskatı duruyor, metanetini kimselere vermiyor ama, kimseden de esirgemiyordu. Sonra namazını kıldık şehidimizin. Mezara kadar götürdük, defnettik. Ölüm geldi aklıma. Böyle erdemli bir ölüm düşledim kendim için de. Nasılsa ölmeyecek miydik? Böylesine erdemli bir amaç için olmalıydı benim ölümüm de... Kararımı vermiştim. İlk celp döneminde askere yazılacaktım. Zaten tecil süremi de bitirmiştim. Akşamı zor ettim. Babama haber verip rızasını almalıydım. Babam aslında sevindi duyduklarına. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm göründü. O gün, hayatımın en ağır günüydü. En vakur günü. Kendi yaşamımı irdeledim uyuyana dek. Ertelemek niyetindeydim hayatı olabildiğince. Galiba çalışmak, üretmek sancısı hiç bulaşmamıştı elime yüzüme yüreğime... Sonra o kız çocuğunu düşündüm. Boynunda asılı duran fotograftan gayrı nesi kalmıştı babasına dair? En değerli şeyi olacaktı o fotograf onun. O gün, serseri görünüşümün altında yatan benliğimi buldum. Asi ruhumun taşıdığı asıl bana ulaştım. O şehidi ve o günü asla unutmadım. Şimdi aradan yıllar geçti... Şehadetin, vatan aşkının ne denli erdemli olduğunu daha bir iyi anladığım olgun çağımdayım ömrümün. Yaptığım işi iyi yaptığımı söylüyor herkes. Kendime saygımı kazandığım o günü unutmadan, kendime duyduğum saygıyı ve üzerinde yürüdüğüm toprakları yürünür, yaşanır ve bize ait kılan şehidimize dua etmediğim tek günüm yok şimdi. Tüm şehitlerimize yeniden rahmet diliyorum ALLAH-TAN. Bir gün onların arasında olmayı da umuyorum tabi. Metaneti öğrendiğim şehit ablasına da borçluyum tabi kendime olan bu saygımı ve güvenimi. İşte bu yüzden biliyorum ki, yedi düvel bir araya gelse bitmez bu vatan sevgisi. Hala arzuyla bekleyen ne gönüller var çünkü şehadet mertebesini...
Telif Hakkı Uyarısı O Gün isimli yazı, Fırat Avcı tarafından 15.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ayfer Aslan yazıyı tebrik etti...
Gülhan Teke yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Murtazalar yazıyı tebrik etti...
Aralık
4
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 35 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Aralık
3
Aralık
2
Aralık
2
Kasım
24
Kasım
14
Ekim
15
Kasım
26
Aralık
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||