Can Sıkıntısında Sohbetler
bu gün çok canı sıkılıyordu. hiçbirşeyden tat almıyordu. yemek yapmak bile gelmiyordu içinden, bir gün önceki yemeği pişirdiği tavanın dibini kazıdı, ve kalan iki dilim ekmekle yedi. "asıl kazan dibi burda işte" dedi. bu espriye gülmüştü.
yalnızlıktı belki onu bu hale getiren. ama bugün kendine verdiği hiçbir sözü tutmamıştı ki. o tepeye gidip orada beş dakika geçirecek ve manzarayı seyredecekti her gün ama onu yapmamıştı. yatağından neredeyse tüm gün çıkmamıştı.
"psst" diye bir ses duydu. etrafına baktı, komşulardan gelmiyordu...dışarıda bir masada oturuyordu bu esnada. komşularının duvarlarından ötesi görünmeyen bir yerdeydi.
"psst"
masadan geliyordu galiba ses. masanın altına baktı, kedidir belki. ama diil. "psst"
deliriyordu galiba. bu kadar yalnız kalmak iyi değildi. tavayı kaldırdı, bir de baktı iğrenç bir karafatma ona bakıyor. iki santim boylarında, antenleri bir sağa bir sola oynuyor..."psst iki saattir pıstlıyorum ne bakmıyorsun!" dedi karafatma ona.
önce hemen onu ezmek için birşeyler aradı. bardak..yok..peçete..yok yok elime değmesin...terliğini çıkardı.
"konuşan bir karafatma gördün ve ilk tepkin onu ezmek öyle mi. sandığımdan da beyinsiz mişsin" dedi karafatma ona.
"hayır sen konuşmuyorsun aslında. ben bunları hayal ediyorum"
"bak şimdi zıplayıp havada takla atıcam." dedi ve karafatma zıpladı kendi etrafında akrobatik bir takla attı. ama sırtının üstüne düştü.
"aaağhh" ters düştüm ne olur yardım et!
"imkansız, seni öldürmediğime şükret" dedi.
karafatma debelendi debelendi sonunda ayaklarının üstüne dönmeyi başardı. "bu senin için attığım son takla olsun" dedi.
"eğer şu anda akıllıca bişeyler söylemezsen, terliğimin altını süsleyeceksin şimdiden söyliyeyim" diyor ve kendi zihin sağlığı hakkında ciddi şüpheler duymaya başlıyordu. şu iğrenç böcekle konuştuğuna inanamıyordu. kambur oldu, etrafına iyice göz attı. komşular deli hastanesini arıyolar mıydı ona baktı.
"bak sana akıllıca bişey söyleyeyim. bugün canın çok sıkılıyor değil mi?"
"evet nereden bildin?"
"ben bilirim, biz bu antenleri tamircide uzatmadık. bizim de bir tecrübemiz var insanoğlu hakkında"
"hadi be senin ömrün ne ki? 5 gün bilemedin 10 gün."
"bak bu senin benim hakkımda, benim senin hakkında bildiğimden çok daha az şey bildiğinin kanıtıdır. Ben 200 gün yaşadım, kısmetse bi 200 daha yaşarım"
"ooh, ye bizim ekmek kırıntılarını yaşa. ben kısa yaşıyorsun dersem, kısa yaşarsın" dedi ve terliği kaldırdı vuracak gibi yaptı.
"tamam tamam. ama kabul et bizim hakkımızda az şey biliyosun. neyse biz senin can sıkıntın mevzusunda konuşmayacak mıydık. bugün senin OBM katsayın çok düşük ondan sıkılıyosun."
"OBM mi?"
"Ortalama Bakış Mesafesi" bak ben bile bugün senden daha iyi bir OBM yakaladım, ki benim boyum ne posum ne."
"ne demek istediğini hala anlamadım"
"siz insanlar bizden beter oldunuz, demek istediğim bu. biz karanlık yerleri severiz, hem bizim gözlerimiz alışıktır buna. ama sizde inde yaşar gibi mahluklar oluvermişsiniz. yoksa bizim bu kadar çok karşılaşmamız olanaklı olmazdı. bugün en uzun baktığın mesafe neydi? şu bahçenin duvarına baktığını varsayalım, ki eminim bakmamışsındır, 3 ya da 4 metre. masaya bakıyosun şu anda 50 santim. bütün gün bilgisayar başındasın 45 santim. odanda duvarların mesafesi 3 metre, televizyon 3 metre...yani zamana yayarsak, bugün senin OBM 1 metre civarlarında çıkarki, bu seni bir sürüngen yapar, ya da bilemedin benim kardeşim yapar. karafatma kardeş!"
dedi ve bir takla daha attı, bu sefer kasıtlı sırt üstü düştü ve gülmeye başladı "hihohahaha. hihohahaa. hiho"
"GÜM!" terlik karafatmanın üstüne bu sefer gerçekten inmişti.
"tamam ama bu seninle benim aramda kalsın. gerçi ikiyüzbirinci gününü göremeden vefat ettin ama..."
dedi ve oturduğu yerden kalktı, şöyle iyice gerindi..biraz dolaşmaya çıktı.