kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Ökkeş Hopta


Ökkeş Hopta

Rüzgâr hızını arttırmıştı.
Kurumuş yapraklar telaşla sağa sola savruluyordu.
Buralarda bu mevsimde çok görülmeyen sis, yer yer varlığını hissettiriyordu.
Taze güneş, ısıtmasa da pırıl pırıldı.
Yayla yolu, alabildiğine uzanan çamların arasından bir yılan gibi kıvrılıyordu.
Gece yağan yağmurun etkisiyle kayalardaki ıslaklık, güneşin ilk ışıklarıyla renk cümbüşüne dönmüştü.

Osman Bey, yolu kontrolsüzce kesen koyun ve keçiler olmasa, dalıp gidecekti bu doyumsuz görüntülere.
”Etrafımızda ne kadar güzel şeyler var ama biz bakmasını, görmesini bilmiyoruz ki…” diye geçirdi içinden.
Duygusal, yüreği sevgi dolu, genç yaşta iş hayatına atılmış, disiplinli bir insandı o.
“Her gün işe yetişme telaşı, iş yoğunluğu bizleri ne güzelliklerden alıkoyuyor.”
diye mırıldandı.

Arabanın içi soğumuştu.
Isıyı bir kademe yükseltti.
“Dışarısı çok kötü olsa gerek.” dedi.
Yavaş yavaş yükselen müziğin sesine dalmak üzereyken yol kenarında bekleyen çocuk dikkatini çekti.
Üşüdüğü ve telaşlı olduğu her halinden belli olan çocuğun yanında durdu.
Onu arabaya bindirip, gideceği yere kadar götürmeye, zor ikna etti.
Kıyafeti ve mahcubiyetiyle bu çocuk, genç işadamının ilgisini çekmiş, onu oldukça etkilemşti.
Sonunda, ürkek ve çekingen tavırlarla bindi arabaya.

Çocuk, durmak bilmeden akan burnunu durdurma gayreti içerisindeydi.
Soğuktan morarmış parmakları çözüm olmayınca, burnunu ceketinin kollarına siliyor,
belki bu sayede biraz da yüzünü kapatmış oluyordu.
Sorulara isteksizce cevap vermeye çalışıyordu küçük
İkinci kez sorulan soruya, titrek sesiyle “Ök-keş” diye cevap verdi.
Yırtık şapkasının altında pırıl pırıl gözleri, şapkadan dışarıya fırlayan dağınık saçları, kızarmış, esmerleşmiş yüzü, siyaha çalan mini mini parmaklarıyla hepten perişan bir çocuktu bu.
Sıkı sıkıya sarıldığı paçavra benzeri şeye okul çantası demek için bin şahit lazımdı.
Osman Bey, küçük çocuğun hangi köyden olduğunu, nereye gittiğini sormuş ne yazık ki verilen cevapların çok azını anlayabilmişti.
Anlayabildikleri ise, çocuğun, “Kozalaklı Köyü”nden olduğu ve kasabaya okula gittiğiydi.
Kasaba yol ayrımına yaklaşmak üzerelerdi.
Ani bir kararla toprak yola döndü.
Bir süre çamurlu, dar yolda ilerledi.
İşte okulun önündeydiler.
Rüzgârdan savrulma tehlikesi yaşayan çocuklar sarmıştı lüks arabanın etrafını.
Kim gelmiş olabilirdi ki?
Açılan kapıdan inen Ökkeş, şaşırtmıştı etraftaki herkesi.
Olaya bir anlam veremeyen çocuklar, hayretle olan biteni izliyordu.
Büyük bir gururla arabadan inen Ökkeş, kendisini meraklı bakışlarla izleyen çocuklara karıştı.
Çocukların aynadaki el sallayan görüntüleriyle Osman Bey’in yüreği bir kez daha burkuldu. “Bu sevimli, şirin çocuklar için bir şeyler yapamaz mıyız?”
“Bunlar bizim geleceğimiz, onlara daha güzel imkânlar sunamaz mıyız acaba?”
diye geçirdi içinden.

Bu gün garip bir günün başlangıcını yaşıyordu: sevinç, mutluluk ve hüzün bir aradaydı.
Bu duygularla yolu tüketmiş, fabrikadaki çalışma odasındaydı bile.
Sekreterin, “Kahvenizi getireyim mi?”sözüyle başını kaldırdı.
Karşısında Ökkeş ve diğer çocuklar duruyordu.
Onların sesini duyuyordu.
El sallıyorlardı adeta.
Bu çelimsiz küçük çocuktan neden bu kadar etkilendiğine kendisi de bir anlam veremiyordu.

Gün bitmiş ama Ökkeş’in hayalî bitmemişti.
Sebebini bilmediği bir sıcaklık oluşmuştu bu kara, bakımsız fakat sevimli çocuğa karşı.

Bu akşam her zamankinden erken ayrıldı işten.
Kararını vermişti.
Bulmalıydı çocuğun ailesini, tanışmalıydı onlarla.
Hatta “HOP” uygun olacaksa orası da düşünülmeliydi.
Bu düşüncelerle dalıp gitti.

Zor da olsa sorarak bulmuştu dağ köyündeki bu aileyi.
Okula gitmek için bu mesafeyi her gün nasıl yürüyordu bu çocuk, inanamıyordu?
Peki, yağmurlu, karlı havalarda?
Ya akşamın geç saatlerinde?
Kurt, çakal… yok muydu buralarda?
Alabildiğine karmakarışıktı kafası.

Toprak damlı bakımsız küçük bir ev, yarısı yırtılmış eski, kısa perdeler.
Toprak zeminin tamamını kapatamamış iki yamalı kilim.
Yer yer dökülmüş sıvalar ve tıkış tıkış iki kanepe.
Isınmak bilmeyen bu küçücük odada bu kadar insan nasıl yaşayabilirdi?
Ne yiyip ne içiyorlardı bunlar?
Ya hasta baba?
Ya bu kadar çocuk?
Ya masraflar...
Babanın yıllardır yatalak olduğunu, annenin çok zor şartlarda ailenin geçimini sağladığını, köyde onlara yardım eden kişiler olmasaydı beşkardeşli bu fakir ailenin hayatının tümden kararacağını anlamıştı Osman Bey.
“ Allah’ım bu nasıl bir dünya! Kimileri yediğini eritmekle meşgulken, kimileri açlıktan ve yokluktan kıvranıyor.”diye mırıldandı.

Üzülmek, acımak yetmiyordu.
Çözüm için bir şeyler yapmak gerekiyordu.
Günlerce zihnini meşgul etti bu soru.
“Bu çocuklar hepimizin çocuğu.”
“Bunlar değil mi bizim geleceğimiz.”
“Geleceğimiz için ne yapsak az değil mi? “
“Bunlar iyi yetişmezse vay halimize!” diyordu içinden.


Ökkeş, o zor şartlarda yıkılmamalı, yok olmamalıydı.
İnancına, kültürüne saygılı, bilinçli, kimliğiyle barışık aydın bir insan olarak yetişmeliydi.
Bu yoldaki rastlantı, bir mesaj içeriyordu belki.
Bu mesajın gereği yapılmalıydı.

Daha iyi bir ortam için Ökkeş, geçici olarak ailesinden ayrılıyordu.
Titrek minicik elleri, yuvasından fırlayacak gibi atan kalbi, ıslak gözleriyle annesine sarıldı, nasırlı elleri öptü, öptü…
Duasını aldı hasta babasının.
Mahcup, üzgün anne, küçük çocuğun eline bohçasını tutuşturdu.
Bohçaysa, abisinden kalan bir iki yamalı kazak, gömlek, eski yün çorap…

Şehre, okumaya, büyük adam olmaya gidiyordu.
Kimdi bu adam?
Nereye götürüyordu onu?
Şehir nasıl bir yerdi?
Büyük binalar, lüks arabalar görecekti.
Belki kebap bile yerdi orda.
Bunları düşündü yol boyunca.

Ökkeş huzur içindeydi.
Yeni kıyafetlerini ve yeni ortamını çok sevmişti.
“Artık, HOP’ ta kalacaksın!”demişlerdi ona.
“HOP neresiydi, ne anlama geliyordu?”
İlk defa duyduğu bu garip kelime neyin nesiydi?

Osman Bey’in içi oldukça rahattı artık. Pırıl pırıl ışıldayan gözleri, altın gibi kalbiyle bu minik çocuk, bundan sonra açlık, hastalık ve soğukla boğuşmayacak, okula gitmek için o karanlık köy yollarını aşındırmayacaktı.
Pırlanta gibi bir gönül, istikbal vadeden bir beyin, yoksullukla yok olup gitmeyecekti.
Onun da hakkı değil miydi yaşamak?

Ökkeş, başka bir dünyaya yeniden doğmuş gibiydi.
Anne babasını aratmayacak kadar sevgi ve şefkat doluydu burada herkes.
Her taraf pırıl pırıldı.
Yemekler lezzetli, ortam sıcacıktı.
Okuyordu, durmadan okuyordu.
Ne bulsa inceliyor, araştırıyordu.
Roman, hikâye, şiir…

Çok merak ettiği HOP’un, Hacı Osman Arıkan Pansiyonu’nun kısa adı olduğunu öğrenmişti. Topluma hizmet aşkıyla maddi varlığını harcayan bu güzel insanı, kısa sürede tanımaya, onu derinden anlamaya başlamıştı.
Tanıdıkça da bu fedakâr insan hakkında hayranlık duyguları artıyordu.

Ökkeş’in gittikçe artan başarısıyla yıllar da geçip gidiyordu.
Başarısı, dürüstlüğü ve samimiyetiyle herkesin gönlünde taht kurmuştu.
Seven, sevilen, alkışlanan, aranan bir genç olmuştu artık o.

Yıllar, acısı ve tatlısıyla su gibi akıp geçmişti.
Dünün kara benizli minik çocuğu mezun oluyordu okulundan.

Osman Bey, tören için çağrıldığında yoğun temposundan dolayı programa katılamayacağını düşünmüştü. Oysa Ökkeş’in mezun olacağı programdı bu.
Mutlaka gitmeliydi.
Onu o haliyle görmeli, alkışlamalı, bağrına basmalıydı.
Tören başlamış, hüzün ve heyecan birbirine karışmıştı.
Sunucunun anonsuyla heyecanı doruğa çıktı Osman Bey’in.
Örnek öğrenci ve okul birincisi olarak Ökkeş sahneye çağrılmıştı.
Karşısında duran delikanlı, yol kenarında bekleyen o perişan yavrucak değildi sanki.
Güzel Türkçesi, düzgün kıyafeti, saygı ve edebi, etkili konuşmasıyla bu genç, büyülemişti adeta onu.
Osman Bey konuşmanın bir yerinde gözyaşına boğulmuş, yüzü kızarmış, başını eğip öylece kalakalmıştı.
“Hayatımı iki Osman’a borçluyum. Bu iki güzel insana huzurlarınızda ne kadar teşekkür etsem azdır. Birisi, bu büyük kurumu, maddi ve manevi imkânlarını katarak ben ve benim gibilerin hizmetine sunan büyük insan, Merhum Hacı Osman Arıkan. “
“Diğeri ise bana burada kalma imkânı tanıyan, hayallerimi hayal olmaktan çıkartan, şahımı mat olmaktan kurtaran değerli insan, şu an aramızda bulunan Sayın Osman Bey’dir…” “Gözyaşlarını saklamak isteyenlerin başları eğiliyordu tek tek.
Nefesler tutulmuş, sevginin, samimiyetin, vefanın omuz omuza verdiği tablo büyülemişti herkesi.

Kalabalığı yararak yanına gelen, kendisine uzanan titrek elle irkildi Osman Bey.
Birbirine sevinç, mutluluk gözyaşlarıyla sımsıkı sarılan bu iki insan, söylenecek söz bırakmamıştı.
Sevinç, gözyaşı ve mutluluk atmosferi sarıvermişti etrafı.
Duygu seline kapılmıştı herkes.
Hafifçe duyulan müzik de katılmıştı bu aşk ve gönül ortamına.
Elindeki mikrofona ses vermeye cesaret edemeyen sunucunun sessizliğinde herkes nemli gözlerle bu kucaklaşmayı izliyordu.
Sözlerin tükendiği, gönüllerin titrediği bir an yaşanıyordu HOP’un bahçesinde.


Ökkeş Hopta
Yazı Sahibi
Osman Arıkan
Osman Arıkan tarafından 12.12.2007 tarihinde eklendi 453 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Osman Arıkan yazıyı favori listesine aldı...
tek kelimeyle dehset olmuş ben bu yazınız 5 kere okudum ve cevremde de herkese oneriyorum saygılarımla...


12/14/2007 tarihinde yorumlandı.

ya wehbi aslında güsel olmuş ama keşke sen y..saydın yani sadece sen ya..aydın. ama yine güsel olmuş bu hikaye... ölün hayıtlı olsun ev bu örnek davranışından dolayıda sana tekrardan teşekkür edeyorum saygılarımla;sınıf arkadaşın


12/14/2007 tarihinde yorumlandı.


Aralık
4
Kişiler (ı/vı)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 15 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
3
Test Sürüşü
Korhan BoraYaşamdan Hikayeler • 21 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 35 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Sonra
Tolga AkpınarYaşamdan Hikayeler • 36 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
Zeliha OkanYaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
1
Ya Gönül Dilimiz?
Osman ArıkanHayata Dair Makaleler • 320 kez okundu. • -1 kez yorumlandı.
Şubat
23
Vatanı Can ve Canan Bildi Maraşlı
Osman ArıkanToplumsal Makaleler • 465 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ocak
1
13 Yüzyılın İki Edebiyat Zirvesi
Osman ArıkanYaşamdan Hikayeler • 346 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
12
Ökkeş Hopta
Osman ArıkanYaşamdan Hikayeler • 454 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Şubat
23
Vatanı Can ve Canan Bildi Maraşlı
Osman ArıkanToplumsal Makaleler • 465 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
12
Ökkeş Hopta
Osman ArıkanYaşamdan Hikayeler • 454 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
1
13 Yüzyılın İki Edebiyat Zirvesi
Osman ArıkanYaşamdan Hikayeler • 346 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
1
Ya Gönül Dilimiz?
Osman ArıkanHayata Dair Makaleler • 320 kez okundu. • -1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Ökkeş Hopta, Ökkeş Hopta hikayesi, Ökkeş Hopta hikaye, Ökkeş Hopta nedir?, Ökkeş Hopta hakkında bilgi, Ökkeş Hopta hikayeleri, Osman Arıkan hikayeleri, Ökkeş nedir, Ökkeş hikayesi, Ökkeş hikayeleri, Hopta nedir, Hopta hikayesi, Hopta hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Free Ringtones | Mortgages | Secured Loans | Debt Consolidation | Web Directory | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul