Okur Yazar OlmakOkur Yazar OlmakOkur yazar nitelemesi gündelik dilimizde birden çok durumu ifade etmekte kullanılır. Okur yazar olmak önemsenir ve gerek kişilere, gerekse yörelere yönelik olarak çoğunlukla pozitif değerler taşır. Birini yüceltmek istenirse okur yazarlığı, bir yöre övülürken okur yazarlık oranı vurgulanır.Sadece okur veya sadece yazar bir başına alındığında aynı anlamı ve önemi taşımaz. Her ikisi bir arada olduğunda önem kazanır, anlamlanır. Okuyup yazamamak ya da yazdığını okuyamamak gibi gerçek vahim bir duru da vardır. Bunun yanında okuduğunu anlayamamak da söz konusu olabilir. Okuma yazmayı öğrenme aşamasında bu terslik sıkça görülür. Doğrusu nereden bakılırsa bakılsın okur yazarlık meşakkatli, yaşam boyu vakit ayrılması gereken sabır isteyen bir iştir. Yazmaya başladıktan sonra yeni bir durumun; çok okumakla geçmiş olsa da ömür, yazar olmaya yetmediğinin, yazarlığın son derece de zor olduğunun ayırtına vardım. Elbette okuduğunu anlamak, değerlendirmek, özümsemek ve içselleştirmek gibi bir boyutu var okurluğun. İyi, özgün bir okur olmanın başlı başına özel bir çaba gerektirdiğin ve iyi okur olmadan, iyi yazar olunamayacağını belirtmeye gerek var mı ki? İyi okur olduğumuzu ve okumanın hakkını verdiğimizi varsayalım şimdilik. Çok okumakla alt yapı kurulmuş olmuyor. Önce kendi kendinizle süren iç konuşmalarla yetinirken; bu sözler içinizde dolandıkça rahatsız oluyor ve birileri ile paylaşmak gereksinimiyle yanıp tutuşma dönemine giriyorsunuz. İşte bu paylaşmayı, dışarı taşmayı disipline etmek, düzgün ve uygun kanallara taşıyarak kullanıma sunmak arayışı başlıyor. Okur olmak tek taraflı bir denetim ve seçim eylemiyken, yazar olunca onlarca kişi ile karşı karşıya olacağınızı biliyorsunuz. Her düşündüğünüz konu ve kafanızda oluşan metin son derece çarpıcı olabilir; ama bunu kağıt üzerine dökmek sanıldığının çok ötesinde zordur. Okur olmanın çok ötesinde ve üstünde beklenenden zor, uzun bir süreç istiyor yazarlık. Karanlıkta yürürcesine... Ardını önünü denetlemek ve her adımdan sonra durup dinlemek, sabırla yol almak zorunda olduğunu unutmamak..Çok güzel diye yazılan satırlar, ikinci, üçüncü kez bakıldığında veya ikinci tümce yazılıp birincinin yanında yer aldığında, ne kadar anlamsızlaşır, sırıtır ve yok et beni diye çırpınır. Özene bezene yazılan, amma da oturdu denilen satırların bir çırpıda yok edilmesi nasıl hüsran yaratır. Bütün bunlara karşı direnme, sükunetle karşılama, moralini yüksek tutmayı başarma da yazmanın önemli koşulları arasındadır. Tıpkı konuşma zorluğu gibi yazma zorluğu da çekilir. Nasıl konuşurken kekelenir, dil sürçmesi olur, sıkıntı basıp dil damak kurur ve söylenenler bir türlü anlamlandırılamaz; yazma eyleminde çok daha karmaşık, sıkışık, beyin durması yaşanır; iki sözün bir araya getirilememesi gibi, harflerde anlamlanmamakta direnir. İstediğiniz ifadeyi bir türlü yakalayamadığınız olur. Onlarca kişinin huzuruna çıkmış kadar zorlanılır bu durumda, okurla yüz yüze olduğunuz hissine kapılabilirsiniz. Konuşmalarda avantaj vardır, hiçbir şey bilmeyen bile karşı taraftakinin savlarına göre rota belirleme, söze katılma becerisini gösterir. Yazarken öyle mi? Her şey yazanın çabasına bağlıdır. İplik de yazardır, iğne de, ipliği iğneye sokacak olan da. Yazınızı yazar bitirir, tadına, tuzuna baktıramadan okuyucuya sunmak zorunda kalırsınız. Sıra okuyucuların takdirine ve tepkisine gelir. Okuyup geçenler, okuduğundan aldığı tadı paylaşmak isteyip görüşlerini belirtenler, birini yakaladım deyip yazdığına yazacağına pişman edercesine hırpalayanlar. Bu tarzı benimseyenler her konuda mevcutturlar. Sinemada mankenlere tahammül edemeyenler, müzikte başka tatlara kulaklarını tıkayanlar... Kendilerini tek otorite ve meydanın yegane sahibi sayanlar her yerde vardırlar. Bunların elinde endaze, ne uzanır ne kısalır; belirli kurallar içinde sıkışıp kalır, amatörlere göz açtırmamayı ilke edinirler. Oysa toplumda iyinin iyisi ve kötünün kötüsü olduğu gibi, yazın dünyasında da iyiler ve kötüler, kalıcılar ve gidiciler olacaktır. Şiddet henüz temel terbiye motifi olarak kullanılıyor. Barıştan, sevgiden, hoşgörüden söz eden birçok kanaat önderi, konusunun üstadı veya kendine öyle roller biçilen uzman kişiler, kendi alanlarında acımasızlaşır ve şiddete başvurur. Elbette kiminin elinde cop, biber gazı olurken, kimilerinin elinde de harfler, sözcükler ve tümcelerle paragraflar bulunur. Kendilerine göre kurdukları ölçülerde tartarlar ve başarılı, başarısız değerlendirmelerini tek yanlı, hatta tek kişilik jüriler önünde karşı tarafı mahvetme pahasına da olsa kamuoyuna açıklarlar. Başarısızlara edebiyat dünyasına saldırmış, hak etmediği bir dünyanın sınırlarına geçmiş muamelesi yaparlar. Yeteneksiz yazar; hırsız, dolandırıcı, sahtekar gibi karşılanır. Edebiyat dünyasının bekçisi olmuş eleştirmenler ve otorite yazarlar, ellerinde harfler, yeniyi kovalarcasına ve hışımla saldırırlar. Kimileri öğretmenlik misyonu ile yazarın ufkunu açmaya, görüşünü aydınlatmaya soyunur. Bu misyonerler ki yazın dünyasının evliyaları, ermişleri, Hızır’larıdırlar ve onlarla karşılaşmak olağanüstü şanslardandır. İçerden, dışardan binlerce teşekkürü hak ederler ve edilir de. Çünkü, karşısındaki acemi, yolun başındaki, beceriksiz yazar aslında onun okurudur. Okurudur ama yazarlık yoluna girmiş bir okurudur. Misyoner bunu hisseder ve okurunun elinden tutup yeni dünyasına adapte olmasında kılavuzluk görevine girişir. Aralarına yenilerinin katılmasından mutluluk duyar. Bilir ki, hiç kimse baki değildir ve yanına, yerine birileri gelecektir, gelmelidir. Her nasıl olursa olsun yazılanların okunması ve değerlendirilmesi beklenendir, yazma heyecanın aslıdır. Övgü de, yergi de yazının başına oturmak için (aynı değerde olmasa da)motive eder yazanı. Yazılanlar muhataplarına ulaşmış; ayna tutulmuş, beceri ve yetenekle yüz yüze gelinmiştir. Ayna düz değildir, onlarca değişik görüntü vardır. Kimi zaman kasılır ateşler içinde yanılır, kimi zaman zevkten dört köşe...Eksikler giderilmek bekler, yetenek geliştirilmek. Kitapçılarda alınır son nefesler, türdeş yazarlar taranmaya başlanır define avcısı kıvamında. Yazdıkça okuma biçimi değişir. Düz bir okuyucuyken kritik etmeye, esinlenmeye, öykünmeye doğru evirilir okuyuculuk. Sonra okuduklarını içselleştirmek, ardından özgürleşmek ve özgünleşmek gelir. Okudukça yazma hevesi, yazdıkça okuma hevesi birbirini tetikler ve gereksinme sarmallaşır. Biri diğerini destekler, besler. Kimilerine göre sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur savında karar kılınsa da; emek verilmeden, üzerine gidilmeden hiçbir şey olunamaz. Okudukça, yazdıkça sadece okur yazarlıkla, sözcüklerin büyüsüyle yaşamaya başlanır. Tıpkı dil öğrenimi gibi, üstüne gittikçe kavranır, kolaylanır. Bu nedenledir ki, yazarlar çevresinde olmak, o havayı solumak gerekir. Bir dil nasıl ki en sağlıklı biçimde anayurdunda öğrenilirse, yazarlık da doğal ortamında gelişir. Nasıl ki herkes dilini öğrenmek istediği topraklara gitme olanağı bulamıyor, yazarların arasına katılma olanağı da çok zor gibi. Bu gereksinme açısından bakıldığında internetin sağladığı olanakları değerlendirip siteleri kuranlar, biz amatörlerin hizmetine sunanlar çok önemli bir misyonu yerine getiriyorlar.. Sokakta arayıp da bulamadığımız bu olanağı gönüllü ve karşılıksız evlerimize taşıyanlara teşekkür etmekle yetineceğim. Bize düşen, yazılarımızın altına not düşmek zahmetine katlanmak, kısacık da olsa görüşlerimizi, düşüncelerimizi belirtecek yazılar yazmaktır. Bu çaba birbirimizle iletişim kurmamıza, aile havasına girmemize yardımcı olacağı gibi, gelişimimize de olumlu katkılar sağlayacaktır. Süreç içinde kısacık notların bile nasıl da uzun uzun yazabilmenin ipuçlarını verdiğini birlikte göreceğiz. Okur yazarlık elbette kolay değil. Ama bir aşk olarak siner kafalara. Kimi zaman hobi, kimi zaman görev, kimi zaman duygu sağanağı altında sıralanır satırlar başkalarına ulaşmak isteğiyle, başkalarıyla buluşmak umuduyla. O nedenledir ki; bizim yazdıklarımızdan çok; okurun tepkisine dikkat etmek gerekir. Çünkü, yazdıklarımız bizim olmaktan çıkar ve aslında başkalarıyla paylaşıldığı oranda değer kazanırlar. Ne yazılanın hangi edebi forma veya ekole ait olduğu düşünülür; ne de hangi çağdaş veya arkaik temaları taşıdığına bakılır. Aslı sohbettir, yaşamın bir ucundan tutmak ve paylaşmaktır. Yazılanların tümü yazılmış ve okunmuştur. Yine de gerekseme duyulur farkında olunanların fark edilmesini haykırmak için. Arslan Kaynardağ şöyle yazıyor “Özgün düşünce kimseninkine benzemeyen değil, tersine benzediği bütün bir geleneği yeni gereksinmelerle birleştiren düşüncedir.” Yaşamın her karesini birlikte izlesek de ayrı görüntüler çeker dikkatimizi, etkilendiğimiz replikler ve mizansenler fark eder. Okuduklarımızdan çıkardıklarımız, özümsediklerimiz farklı olduğu gibi, yazdıklarımız da farklı olacaktır. Her şey bir yana yazılanların gün ışığına çıkması okyanusları aşmaktan da zor. Yıllarca yazdıklarımı yatak altlarına, kullanılmayan eski eşyaların yanına istifledim. Yıllarca yazdıklarımdan birkaçını dergi ve gazetelerde yayınlayabildim. Nasıl Unkapanı’nda şarkıcı, Yeşilçam’da artist adayları dolanıyorsa yayınevleri kapılarında da yazar adayları çile dolduruyor. Karga sesli şöhret ve kısa yoldan zengin olma meraklıları ayarında yazar adayları olduğu kadar, yetenekleriyle çaresizliklerini katık edenler de var. Benim can simidim İnternet ortamı oldu. Çok da memnunum. Yıllarca iki satır olsun yazıp, başkalarıyla paylaşayım istedim.>br> Artık bir daha yazamam, bari iyi bir okur olayım diye karar vermiştim ki bu fedakar insanların hazırladıkları siteler çıktı ortaya. Gerçekten çok ayrı bir dünya bizim yaşımıza göre. Biz yüz yüze temasa alışmışız. Beyaz camın karşısına oturup dünyanın dört bir yanındaki yüzünü ve sesini görmediğin insanlarla konuşmaya alışık değiliz. Esin kaynağımız, her an elimizin altında bulunması gerekenler, vazgeçemediğimizdir onlar. Anlatmak istediğim, ben, bu tür, beyaz cam önünde zorlanıyorum. Şimdilik yadırgıyor, adaptasyon sıkıntı çekiyoruz o kadar. Biz de süreç içinde alışacak, her ikisi ile birlikte yaşamayı öğreneceğiz. Şiddetin her türlüsünü ret ederek birbirimizin yolunu aydınlatalım. Yanımıza alıp yola çıktığımız amatör ruhu yitirmeden gelişip, çoğalıp hep birlikte güzel bir dünyaya, nitelikli yazılara ulaşalım. Okur yazarlık tutkusu ve tutkuluları yaşanabilir bir dünyaya açılan kapılar olarak, sonsuza kadar var olsunlar.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ekim
15
Mayıs
10
Mart
4
Şubat
12
Ocak
22
Stockholm Olimpiyat Oyunları
• Zeynep Akıllı • Spor Hikayeleri • 892 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
18
Köy ve Köylülük Üzerine
• Murat Mehmet UĞURLU • Kişisel Denemeler • 245 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
26
Türkiye 1 Mayıs Tarihsel Dizini
• Murat Mehmet UĞURLU • İdeolojik Makaleler • 352 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
14
Mart
31
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
• Murat Mehmet UĞURLU • Tarihsel Makaleler • 320 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
31
13 Şubat Öncesi ve Sonrası
• Murat Mehmet UĞURLU • Hayata Dair Denemeler • 299 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
16
Nisan
11
Arkadaşların Yanına Bir Yatak
• Murat Mehmet UĞURLU • Yaşamdan Hikayeler • 2363 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
19
Mart
7
Şubat
11 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||