Ölüm VaktiÖlüm VaktiGitmezdin hani sen..!!!beni el kollarına atıp da bırakmazdın hani...!!!Neden hep kalanlar acı çeker ki? Kalanlar sevmiştir de, gidenler kalpsiz midir? Arkalarına bakmadan öylece çekip giderler! Arkada kalanlar ise öylece bakakalırlar! Kalmak mı kötüdür; bir şeyler hep yarım kalacaktır, hep eksik olacaktır. Giden yaşananlardan çoğu güzel hatırayı götürmüştür. İçinde ona karşı büyük bir kin oluşacaktır belki de… Yıkılan hayallerin vardır! Gitmek mi kötüdür; bir insan hayatından birkaç güzel anı çalacaktır, belki hayatı boyunca kurduğu tüm hayallerini yıkacaktır. Ve belki de hayatına mal olacaktır karşısındakinin… Kimse bilmez bu ayrımı, kimse aylamaya çalışmaz ya da… Bilenler görmezden gelir, görenler anlamaya çalışmaz… Bu böyle gider işte… Birbirlerine ne sözler vermiş, ne yeminler etmiş sevgililer bile vakit geldiğinde o koca sevgiyi, o tükenmez dedikleri sevgiyi, ve geleceğe umutla bakmalarını sağlayan geçmişi tek bir kelimeyle sona erdirirler. “HOŞÇA KAL” Gerçekten hoşça kalmalarını mı isterler birbirlerinin? Yoksa gerçekte bir sitem sözcüğü müdür bu? Kimse bilmez hiçbir zaman… Giden gidiyordur işte… Her zaman seni seviyorum diyen dudaklarından ayrılık vakti ayrılık sözleri dökülüverir. Kalanın kalbi tuzla buz olur. Terk edilmiştir. Gidende ise sadece bir burukluk olur. Buruk bir acı… Kalbinin üstüne oturmuş suçluluk duygusunun eseri olan buruk bir acı… Ayrılmıştır… Gitmiştir… Ama mesajları kesilmez bu yüzden… Yinede nasılsın diye sorar arayıp! Kalansa hiçbir zaman anlamaz bunu… Sadece elbet bir gün döneceğini sanar ve bekler… Kalbi kırıktır… Ruhu donuktur… Tek bir şey yaşaması sağlar o anda… Sevdiğinden gelecek mesajın umudu… O mesaj geldiğinde o kendinde değildir artık! Önce ne olduğu belli olmayan bir mutluluk kaplar içini, sonra mesajı açar, ama istediğini bulamaz yine… Sevdiğinden beklediği “seni seviyorum” saklanmamıştır mesajın hiçbir köşesine… Önce hüzün dolar donuk kalbine… Ve ardından akan gözyaşlarıyla umutsuzluğa doğru sürüklenir her dakika… Sevdiği onu anlamıyordur… Anlamayacaktır… İşte bunun kararını verdiği anda ölümün de aklına düştüğü andır. Ruhsuz yaşayan bedeninin artık ölümle tanışması gerektiğini anlar o anda… Sevdiğini arar son kez “ben gidiyorum, hoşça kal” demek için… Bu kez giden o olacaktır ve bu son vedadır… Buruk bir alo sonrası başlar konuşma… Sevdiği yine her zamanki tonuyla hem iyimser hem acıma hem de suçluluk duygusunun karıştığı ses tonuyla konuşuyordur. Kalan ise aslında her zamankinden güçsüz olmasına rağmen, aklına koyduğu düşüncenin kararlılığıyla hızlı hızlı konuşmaya başlar ağlayarak... “Dayanamıyorum artık beni terk etmiş olmana, beni sensiz bırakmana, sensizliğe ve her şeye rağmen hala suçluluk duygusuyla bana acımana dayanamıyorum!” cevap her zamanki ses tonunu korumaya çalışarak “acımıyorum benim için değerlisin, seni çok seviyorum” olur. İşte bu an gidenin suçluluktan yanıp kavrulduğu, kalanın ise acıdan ölüme doğru savrulduğu andır. Sakinleştirmeye çalışır karşısındakini terk eden, ama karşı tarafta işler o kadar basit değildir. Her şey çığırından çıkmıştır artık. Giden gitmiştir işte. Kalanın aklındaysa tek bir şey vardır o dakikadan sonra “ÖLÜM” Elinde jiletle ölüme her dakika biraz daha yaklaşırken, sevdiğinin son sözlerini dinliyordur artık… O anda ölüm beklenmez, ölüm çağırılır… Ve kalan da aynen öyle yapar… Koluna indirdiği her bir jilet darbesinde ölümü biraz daha kararlılıkla çağırır kendine… Ayna karşısında kanlı ellerine, soğumaya başlayan bedenine bakar birkaç dakika… Az değil en fazla bir saat sonra tüm acıları dinecektir… Sonsuz uykuya dalıp kurtulacaktır dertlerinden… Sonra telefondan hala isminin çağırıldığını duyar. Yavaş yavaş ruhunun çekildiğini hisseder. Telefondaki ses gittikçe telaşlanıyordur. Zar zor telefona kadar ulaşır ağırlaşmış bedeniyle ve bütün gücüyle son bir kez söyler… - Sensiz yaşamak zor geliyor, gidiyorum! Cevap gecikmeden gelir; - Ben bir hata yaptım ne olur sen beni bırakma, beni terk etme! - Beni sen terk ettin! - Bırakma beni tek başıma ne olur, seni çok seviyorum! Suçluluk duygusuyla da olsa sevdiğinin onu sevdiğini onun ağzından duymak onu mutlu etmişti… Artık tamamen ağırlaşan bedeniyle yatağına girip sonsuz uykuya dalmak üzereyken söylediği son sözler ise; “SENİ ÇOK SEVİYORUM. BU KEZ BEN GİDİYORUM AFFET… AMA BENİM Kİ BİR TERKEDİŞ DEĞİL… SADECE UYKUYA DALIYORUM BEN… UYANDIĞIMDA YİNE YANIMDA OL OLUR MU?” oldu. Ve sonsuz uykuya daldı işte… Geride kalan mı? O hayatı boyunca unutmadı sevdiğini! Son kavgalarında ondan sıkıldığını düşünerek onu terk ettiği için hiç affetmedi kendini… Ama pişmanlığı hiçbir işe yaramadı yaşamı boyunca… o sadece sevdiğinin sevgisine layık olamadığı için pişmandı… Sevdiğimi son anda söylemeseydim belki şu anda yaşıyor olacaktı sorusu hayatı boyunca kemirdi beynini… Asıl suçluluk duygusu sevdiğinin ölümünden sonra başlamıştı işte… Ama çok geçti… Giden gitmişti işte… Kimse bilmez hiçbir zaman! Ayrılık sözcükleri yerine sevdiğine son kez seni seviyorum diyebilmenin telaşı sardıysa eğer kalbini ve ruhunu işte o ayrılık vakti ÖLÜM VAKTİ’ dir.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Haziran
11
Haziran
10
Haziran
10
Haziran
8
Haziran
8
Kasım
21
Haziran
10
Mart
17
Haziran
11
Haziran
8 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||