Ölümüme Sadece Yedi Adım Kaldı (son)Ölümüme Sadece Yedi Adım Kaldı (son)“Ölümün oltasına hangimizin takılabileceğini nasıl kestirebiliriz ki?Görünmez yemlerin tuzağından hangi kurnazlıklarla kaçarız?” Zaten O da kaçamadı. Narin vücudu çoktan ağlara takılıp yem oldu adaletsiz oyunların en çirkinine. Bu sene dokuzuncu yılımızı doldurup çift rakamlılara geçecekken birden durdu hayat ve sadece yedi adım kaldı ölümüme. İlk adım en korkunç olanıydı. Yüreğimi eline alıp tüm gücüyle sıktı, sıktı, sıktı ve bırakıtı zeminin en taş olanına. Onu zayıf düşüren benden alıp yatağa mahkûm eden adi bir hastalıktı. Ciğerlerine girip zehrini akıtıyordu gün be gün. Nefesine ve nefsine hâkimiyet kuran bu illeti elime verseler yeryüzünden silip karanlığa gömerdim hiçbir seveni sevgilisinden ayırmasın diye. Şu an çaresizlik ormanında yerim çoktan ayırtılmıştı. Asıl yapmam gereken ümitsizliğin gölgesine girmeden yeni bir orman bulmak olacaktı. Ama yapamadım, ayırtılan karanlığa tüm duygularımı çoktan yığmıştım. İkinci adım birinci adımın görevini üstlenmiş, canıma iğnelerini batırmak için ant içmişti sanki. Gözlerimin önünde eriyordu, kışın arkadaşlarla yaptığımız kardan adamın yağmurla eridiği gibi. Keşke dondurabilseydim onu, keşke öldürebilseydim içindeki akbabayı. Hastane hayatı çoktan başlamıştı. Steril ortamların verdiği gerginlik tuz biber olmuştu açılan yaralarıma. Hadi ben dayanırdım da, peki o? Nasıl karşı gelebilirdi ölümün hükmüne? Üçüncü adım çaresizlik ormanına savaş açan cinstendi. Kararlı ve azimliydim bu adımda. Yanına her gidişimde güç veriyordum oradan buradan çaldığım umutların yardımıyla. Yüzüne biraz renk gelmişti, sırtını biraz daha dik tutabiliyordu hatta. En güzeli bu savaşa göğüs gererken ara sıra bana dayanma azmi veren kaçamak gülüşleriydi. Baharı yaşatan, nurdan gülüşler. Belki iyileşebilirdi? Yine uyuyup kalabilirdik bahçedeki kanepenin en kuytu köşesinde, toz olup uçardık belki… Dördüncü adım güpegündüz alay ediyordu umutlu hallerimle. Çünkü bu adımda içimdeki ışıklar gitgide zayıflıyor, gece yarıları kesintiler oluyordu zayıf düşen ruhumun derinliklerinde. Dışım bir ceviz kabuğu kadar sert olmalıydı. Ben erkektim, ağlamamız veya zayıf düşmemiş yasaklanmıştı, yasağı çiğneyenler de dışlanmıştı. Ben onun koltuk değnekleriydim ve onlar kadar sağlam olmalıydım ayakta durabilmesi için. O ise bakışlarıyla yıkılamaz bir merdiven dayıyordu kalbimin surlarına. Hiç duymak istemediğim bir kelime sert adımlarla üstümüze doğru geliyordu. Doktorlar bile tutamadılar o kelimenin kollarından, bir kere çıkmıştı ok yaydan. Okun adı: kemoterapiydi. Beşinci adım iliğimi kuru bir bataklığa çevirip üzerime binlerce sivrisinek salmıştı. Her biri yapışmıştı derimin en ince noktalarına ve emiyorlardı acil durum için sakladığım inancımı. Nerdeydi Tanrı? Niye meleklere benzetip yarattığı bu kulunu görmüyordu? Vızıltılar sağır etmişti duyularımı. Sadece görüyordum, sadece onu görüyordum. Ama aramıza çoktan birisi girmişti, sesimi bile ona iletmeyen bir cam ahkâm kesiyordu kalbimin en zayıf anlarında. Bu adım beni saf dışı bırakmak istercesine kök söktürüyordu. Ailesi artık gelmemem gerektiğini bile söylemişti. Onu nasıl yalnız bırakırdım sonunda kimin ve neyin beklediğini kestiremediğim bu yolda. Ne iş umurumdaydı, ne de alıp verdim soluğum. Ben ona soluk olmak isterken, bir camda buğu olup kalıyordu nefesim. Gözlerini son gücüyle aralayıp açtığında, “seni seviyorum” yazıyordum cama. Gülümsemeye çalışırken yorulup yine uykuya dalıyordu acısını azalttığına inandığım ilaçların yardımıyla. Bir kez öpseydim dudaklarından belki çeker alırdım içindeki kara dumanı. Belki şifalı su olurdum kuruyup iflas etmek üzere olan o zarif ciğerlerine. Belki… Altıncı adım orağı eline almış bekliyordu ellerini ovuşturan bir tüccar gibi. Neyle takas ediyordu aşkımı? Onu alıp ne verecekti bana? Cevap çok basitti, yaşamı alıp ölümü layık görmüştü ayakta durmakta zorlanan bu adama. Delik deşik olan inancım körüklemiyordu sönen ateşimi, bir kere çaresizlik bulaşınca tüm kemikleri sarıp eritiyordu kendine özgü yöntemleriyle. Gözlerimizin önünde kırpılıyordu meleğimin kanatları ve ona bahşedilen bu yaşam sorgusuzca geri alınıyordu. Kemoterapi çözüm olmadığı gibi saçsız bırakmıştı içimdeki cücelerin güzel prensesini. Nefesler tutulurken tükenmişti. Annesi ve ben göz göze gelip tam ağlayacakken birden duraksadım, yasağı düşünerek. Ve sonra en büyük yasak gelse şu an çiğneyebileceğimin farkına vardım. Ve sarıldım onu bu dünyaya hediye eden acılarımızın eş değer olduğu annesine. Ağladım, ağladı, ağladık. Babası da gelip sarılınca ayaklarımızı ıslatmaya yetti gözyaşlarımız. Bu duygu selinde boğulmadan sıyrıldım aralarından. Onun hapsedildiği, onlarca makinenin gardiyanlık yaptığı odaya daldım. Kimsede beni durdurabilecek bir güç söz konusu değildi o an. Yedinci adımı atıp Uyuyan güzelimi öptüm dudaklarından, son kez kokladım boynundan, dokundum aylarca uzak kaldığım pamuk tenine. Bunu fırsat bilen ölüm orağını savurup kesti boğazını. Hiçbir şey hissetmiyordu artık kalbi, bu başka yolu olmayan bir kurtuluştu belki. Orağı alıp sapladım kalbime, onunla birlikte benim de hikâyem bitecekti. Hayatta kalıp köle olmaktansa kedere, ölüme gönüllü olmuştum sevdiğimin yanına gömülmek dileğiyle. “Yanındayım bir tanem, korkma, ellerin ellerimde, ruhum sıyrılıp çıkıyor artık işe yaramaz bu bedenden. Sevgilim, var mı aşkın zorunlu kıldığı bir mekân, ha bu dünya ha öbür dünya, aşk zaten her şeye inat kucaklıyor bizi çektiğimiz acılara en güzel karşılığı vererek. Şimdi birlikte uyumanın zamanı, hem de ebediyen…” Not: Hikayenin ilk bölümünde yorum yapan kalem dostlarıma öncelikle teşekkür ediyorum ve şunu eklemek istiyorum ki ilk defa bir yazı yazarken bu kadar etkilendim ve midemde ağrılar hissettim. Bir daha böylesine bir konu, sanmıyorum... sevgiler... Deniz’
Telif Hakkı Uyarısı Ölümüme Sadece Yedi Adım Kaldı (son) isimli yazı, Deniz İlker Toker tarafından 21.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Mehtap Güngör yazıyı tebrik etti...
Kadir Bıyıklı yazıyı tebrik etti...
Müjde Özel yazıyı tebrik etti...
Tuğba Martin yazıyı tebrik etti...
Metin Akar yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
• Hüsna Tuğrul yazıyı favori listesine aldı...
• Tuğba Martin yazıyı favori listesine aldı... • Pelin Yelda İpekçi yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
20
Kasım
16
Kasım
8
Kasım
6
Kasım
3
Haziran
23
Ağustos
19
Haziran
17
Haziran
15
Ekim
12
Kocaman Bir Yüreğin Ellerindeki Aşkın Hikâyesi
• Deniz İlker Toker • Aşk Hikayeleri • 352 kez okundu. • 6 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||