Ömer`in Dostluğu
Bu yazı Türkçe dersinde yazdığım bir kompozisyondur. Başlık dışında her şey bana aittir.
Sınıfa geleli tam dokuz gün olmuştu. Ön sıralarda oturmayı istememiş, daha arkalara oturmayı yeğlemişti. Siyah saçlı, esmer, orta boylu, hafifçe tıknazdı. Sınıfın çok kalabalık olmasına rağmen bu özelliğiyle dikkat çekiyordu. Öğrencilerden çoğu henüz ismini dahi öğrenememişti. Herkes mümkün olduğunca ona iyi davranmaya çalışıyordu.
Ömer’in en sevmediği huyu çekingenliğiydi. Bu huyu yüzünden doğru dürüst arkadaşı bile yoktu. Sevdiği ve güvendiği tek dostu Aydın’da kalmıştı. Babasının tayini yüzünden İstanbul’a geldiklerinden beri özlüyordu Ozan’ı.
Ömer bunları düşünürken öğretmenin sesiyle irkildi. Ders başlamıştı. Yeni okulu bildiği konuların çok ilerisindeydi. Öğretmeninin ona bir soru yöneltmemesini dileyerek yerinde iyice büzüldü. Ancak Serap Öğretmen Ömer’in çekingenliğini üzerinden atmasını sağlamayı kafasına koymuştu. Bu yüzden ilk sorusunu da ona yöneltti.
Ömer aslında cevabı biliyordu. Ama tüm sınıfın ona bakan yüzlerini görünce eli ayağına dolaştı. Ne diyeceğini bilemeden bir süre kekeledi, sonra da yerine oturdu.
Sınıfındaki çocuklar kıkırdamaya başlamışlardı bile. Tüm gün onunla alay ettiler. Serap Öğretmen bunu fark etmişti. Ve çok üzülüyordu. Çünkü Ömer’in diğer öğrencilerine zıt terbiyeli, saygılı ve çekingen yapısını sevmişti.
Ömer üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyordu. Ne zaman tahtaya kalksa ya da bir soruya cevap vermesi gerekse heyecanlanıyor, konuşamıyordu. O gün öğleden sonra matematik dersinde en sevdiği konuda bile cevap veremeyince dayanamadı. Zil çalıp sınıf boşalınca hemen bir köşeye çekilip ağlamaya başladı.
Tam okula bir daha gelmek istemediğini düşünüyordu ki arkasında hafif bir ses duydu. Hızla arkasını döndüğünde karşısında Serap Öğretmen duruyordu.
Serap Öğretmen onun ağlamaktan kızarmış gözlerini görünce artık duruma el koyması gerektiğini anladı. Gülümseyerek “Hadi gel, benim bu dersim boş. Öğretmenler odasında konuşalım biraz.” Dedi.
Ömer önce reddetiyse de sınıfa geri dönmek istemediği için kabul etti. Serap Öğretmen iki ıhlamur isteyip Ömer’in karşısına oturdu. Önceleri kısa cevaplar veren Ömer gitgide açıldı. Tüm içindekileri bir bir anlattı. Hiç arkadaşı olmadığını söyledi.
Hatta bunu öyle çok söyledi ki Serap Öğretmen ana sorunun bu olduğunu anladı. Ama olanlardan sonra Ömer’in yakın bir dost kazanması zaman alacaktı. Ömer acilen bir dost kazanmalıydı.
Serap Öğretmen gülümseyerek ve güven verici bir ses tonuyla bunları açıkladı. Sonra elini Ömer’in omzuna koyarak devam etti. “Yakın bir dost kazanana kadar ben senin arkadaşın olurum, olmaz mı?” dedi.
Ömer şaşırdı ilk önce. Koskoca bir öğretmen neler söylüyordu. Şaka mı diye dikkatle baktı öğretmeninin yüzüne. Hayır, şaka değildi. Yüzü aydınlandı birden. Hızla başını salladı.
Serap Öğretmen gülümsedi ve “Hadi derse git ve artık üzülme.” Dedi. Ömer tam kapıdan çıkarken geri döndü ve ışıl ışıl gözleri ile “Teşekkür ederim öğretmenim.” Dedi.
O gün okul çıkışında hep bir köşede oturan ve okul boşaldıktan sonra eve giden Ömer uçuyordu sanki. Eve girdiğinde annesi bile şaşırmıştı. “Arkadaş bulabildin mi bari?” diye sordu. Ömer heyecanla gülümsedi. “Buldum.” Dedi. “Ama normal arkadaşlara benzemiyor benimkisi. Bana yol gösterecek güvenebileceğim bir dostum var artık. İçin rahat olsun…”