kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Osmanım


Osmanım

"Önceden yayına verilen "Hatça Bılla" ve "Suna ile Osman" öyküsünün devamıdır.
OSMANIM
Osman karakolda ifadesini verince doğruca eve gitti. Mahalle manavından irice bir karpuz aldı.İçi içine sığmıyor, sevinçten uçacak gibi oluyordu.Dağları, kuşları, böcekleri evleri sokakları…her şeyi , her şeyi bir başka güzel görüyordu şimdi.Karşılaştığı insanlarla selâmlaştı. Büyüklerin elini öptü, hatırlarını sordu. Sokakta top oynayan mahalle çocuklarına takıldı. Bir iki penaltı çekti onlara.Saçlarını okşadı.Merdivenleri bir iki adımla çıkarken “Cemilemin gezdiği dağlar meşeli./ Haydi üç gün oldum, Cemilem ben bu derde düşeli.” türküsünü mırıldanarak çıktı.Onun neşeli halini özleyen kardeşleri Buse ile Hakan koşarak kucağına atıldılar. “Bize ne getirdin abi? Bize ne aldın?” diye ceplerini karıştırmaya başladılar. Osman onlara mahalle bakkalından aldığı iki çikolatayı verdi.Karpuzu mutfağa koydu.Yusuf Pehlivan ve Fatma hanım “Çok şükür yarabbi !” dercesine birbirlerine baktılar.Osman oturma odasındaki babasının ve anasının elini öptü. Anası:
_Cemile türküsü ağzına pek güzel yakışan oğlum , hoş geldin, dedi.Babası:
_Hayrola oğlum ? Hangi dağda kurt öldü. Çok neşelisin bugün.
_Sorma babacığım, Hepsini yemekte anlatırım. Anacığım kurt gibi açım, hemen ye-mek yiyelim.
Anası:
_Oğlum bugün çok erken geldin. Başka zaman bu vakit çalışıyor olurdun sen?
_Bu gün işe gitmedim ana.
Anası Fatma hanım “Eyvah oğlanı işten attılar herhalde” diye taslanndı. Osman bu evin direği, tüten bacasıydı. Yusuf Pehlivan yaşlanmış, çökmüştü. Eskisi gibi inşaatlarda çalışamıyor, günlerce işsiz dolaşıyor, bulduğu ufak tefek işlerden de aldığı çay kahve parasına yetmiyordu.Geride iki çocuk daha vardı büyütecek. Gerçi Osman’ın patronu çok iyi bir adamdı. Osman’ı da çok severdi. “Osman benim evlâdım gibidir.Sağ kolumdur.” demişti.Askerlik çıkınca Osman’ın asker harçlığını göndermeyi, askerlik dönüşünde işine bıraktığı yerden başlatacağına söz vermişti.Peki şimdi bu işe gitmemek de ne oluyordu? Osman anasının taslandığını anladı:
_İzinliydim ana bugün, izinli ,dedi.
Babası:
_Neden izin aldın oğlum ? deyince Osman, Hatça Bılla’nın kayboluşunu, Suna’yla karşılaşmalarını, Suna’yla buluşmalarını ve bugün olup bitenleri en ince ayrıntısına kadar anlattı.
_Pazar gününe kadar hazırlanın Suna’yı isteyelim, dedi.
_Peki oğlum, ya askerliğin ?
_Nişanlı bekleriz anacığım.
_Bekler mi el kızı onca zaman oğlum?
_Benim bildiğim Suna değil on beş ay , on beş sene bekler beni anacığım.
Yemekten sonra Osman kardeşlerinin ödevlerine yardım etmek için onların odasına geçti. Osman kendinin okuyamayışına üzülüyor, kardeşlerinin okuması için her fedakârlığa göğüs germeyi bir görev biliyordu.Fatma hanım ve Yusuf Pehlivan baş başa kalınca ne yapacaklarını konuşmaya başladılar.Yusuf Pehlivan:
_Demek oğlanın günlerdir düşündüğü buymuş.
Fatma hanım:
_Ben Kara Hasan emmiyi ve Emine ablayı bilirim ya, kızı hiç görmedim.
_Kızın ninesi Hatça Bılla soylu kadındır. Babam rahmetli onu istetmiş gençliğinde . Hatça Bılla da meyilliymiş ama babası vermemiş. Araya kimler girdiyse de “Nuh deyip peygamber dememiş” babası…
_Kaçıverseymiş ya Hatça Bılla.
_Öyle inat bir soydur onlar. Hatça Bılla da babasını kıramamış. Babamın şapkasını eğdirmem köylük yerinde demiş. Nasip olmamış işte.
_Ya Kara Hasan da öyle inatsa, vermezse kızı.
_Canım şimdi devir değişti. Herkes oğlu kızı kimi isterse ona veriyor. Köyde bile böyle şimdi.Eski çamlar çoktan bardak oldu hanım.
_Yarın sen öğretmen Veli Bey’i gör Yusuf. Veli Bey lâf ,lakırtı bilir. Onları da bizi de iyi tanır. Ona göre hareket edelim.
-Hayırlısıyla yarın olsun bakalım karıcığım…
Ertesi gün Osman erkenden işe gitti.Yusuf Pehlivan giyindi kuşandı.Mahalle kahvesine vardı.Burası genellikle Yayla köylülerin uğrak yeriydi. Köyden gelen her türlü eşya önce bu kahveye konulur, sonra kahveci sahiplerini bulur verirdi.Köyde kim ölmüş, kimin düğünü var hep bu kahveden dağılırdı haber mahalleye.Yusuf Pehlivan’ın pek alışkanlığı değildi kahvede oturmak. Zamanı da olmazdı ya. Kahvede birkaç kişi oyun oynuyordu. Televizyonda sulu ağızlının biri şaklabanlıklar yapıyordu. Fakat kimsenin onu izlediği de yoktu.. Öğretmen Veli Bey her zamanki gibi gazeteleri önüne yaymış, iple boynuna takılı duran gözlüklerini takmış gazete okuyor, okuduğu bazı yerlere dolma kalemiyle bir şeyler yazıyordu. Önünde yarısı içilmiş bir çay bardağı duruyordu.Yusuf Pehlivan bir sandalye çekti Veli Bey’in yanına oturdu. Veli Bey yazılara öyle dalmıştı ki onu gelişini fark etmedi bile. Eskiden beri böyledir bu öğretmen diye düşündü Yusuf Pehlivan. Köylerine geldiğinde kimse fazla ilgilenmemişti bu ufak tefek, siyah saçlı, kömür gözlü öğretmenle.Nasıl olsa o da bir , bilemedin iki yıl çalışır çeker gider diye düşünmüşlerdi. O da diğer öğretmenler gibi okuldan kahveye uğrar, geç vakitlere kadar hokey oynar, günlerini böyle doldurur demişlerdi. Ancak bu öğretmen hiç ötekiler gibi çıkmamıştı. Öncelikle okulun duvarlarını kendi elleriyle badana etti, sıraları masaları onardı. Cebinde gazetesi ve kitabıyla özdeşleşiverdi birden köyün içinde. Sürgünmüş, eşinden boşanmış diyenler vardı. Çok okuyan, dur durak bilmeyen bu öğretmenle ilgili dedikodular aylarca sürdü gitti. Ekini dibinden biçer ırgatlar gibi işine sarılan öğretmenle ilgili konuşmalar zamanla azaldı, ona yaklaşanlar gittikçe çoğaldı. Köyde küçük bir kütüphane açıp, orada kitap okuyanlara kendi elleriyle çay demlemeye başladı.Köy gençleriyle bir voleybol sahası yapmış, komşu köylere maçlara götürür olmuştu onları. Çoğu kez gençlerin yol masraflarını da kendi karşılardı öğretmen. Tatil günleri bile yatılı okul sınavlarına girecek çocukları yetiştirmek için çalışırdı. Onun geldiği yıldan itibaren yatılı okul sınavlarını kazanan çocuk sayısı arttı. Az konuşur,çok okurdu. Köylüler Köroğlu‘nun kahramanlık öykülerini, Yunus’un ilâhilerini, Çanakkale destanını ve Kurtuluş Savaşı’nı onun ağzından dinlemeye bayılırdı.Kadına ,kıza dönüp bakmayan bu öğretmen zamanla köylünün güvenini kazanmış, bütün kapılar ona açılır olmuştu.Beklendiği gibi olmadı,öğretmen yıllarca kaldı Yaylaköy’de.Onun zamanında yetişen çocukların çoğu çoktan memur olmuştu. Yusuf Pehlivan,yokluk ve yoksulluktan Osman daha birinci sınıftayken şehre göçmüştü.Osman’ın çocukluğu ayakkabı boyacılıyla, simit satıcılığıyla geçmiş, liseyi yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Veli Bey yaşlanınca emekli olmuş, çok sevdiği Yayla Köylülerin mahallesinde küçük bir ev yaptırıp yerleşmişti mahalleye. Yusuf Pehlivan bunları düşünürken çay ocağındaki kahveciye iki çay işareti yaptı.Çaycı çayları koydu masaya:
_ Hocam çayın birini soğutmuşsun , bunu olsun iç, dedi. Öğretmen Veli Bey başını gazeteden kaldırdı, gülümsedi. Gözlüğünü çıkardı, göğsüne doğru sarkıttı.Yanı başında Yusuf Pehlivan’ı görünce:
_Hoş geldin Pehlivan.Nasılsın bakalım? Çoluk çocuk nasıldır? Epey zaman oldu görüşmeyeli.
_ Hoş bulduk öğretmen bey,hepsi iyidirler ,ellerinden öperler.Fatma yengenin de selâmları var.Osman işte, küçükler okulda, idare edip gidiyoruz işte.
_Küçükleri olsun okutmalısın Pehlivan. Bizden bir yardım olacaksa çekinme, söyle.
_Okutacağım hocam, elimden geleni esirgemeyeceğim ama halimizi biliyorsun.Artık eskisi gibi çalışamıyorum. Osman da askere gidecek.
-O kadar büyüdü mü o aslan parçası. Sağ salim geder gelir, sen meraklanma.
Yusuf Pehlivan birkaç yudum daha çay içti.Söze nasıl gireceğini düşündü.
_Bizim köyden Kara Hasan’ı ve Hatça Bılla’yı tanır mısın öğretmen bey?
_Bilmez miyim. Bir iki ay önce köyden buraya taşınmışlar. Biliyorsun çiftçinin hali son yıllarda çok kötüleşti. Ürün para etmiyor. Masrafını bile karşılamadı diyorlar.Hiç olmazsa gençler çalışsın diye geliyorlar şehre. Kara Hasan da gelmiş, kendisi bir inşaatta bekçiymiş. Kızı Suna tekstilde çalışıyormuş. Neden sordun sen onları?
O zaman Yusuf Pehlivan olanı biteni bir bir öğretmene anlattı. Sonunda:
_Osmanım Kara Hasanların Hatça Bılla’nın torununa bir tutulmuş ki ne tutuluş bir görsen.Gözü başka bir şey görmüyor, askere gitmeden başını bağlayalım bu işin diyor.
Öğretmen Veli Bey’in gözlerinin içi gülüyordu.
_ Kolayı var Pehlivan.Madem ki kız da gönüllüdür bu işe, gider isteriz. Hatça Bıl-la’nın da bir kahvesini içeriz. Bu pazar akşamı hazırlanın gidelim, ben onlara geleceğimizi bildiririm bugün. Parada pulda bir eksiğin var da söylemezsen kırılırım Pehlivan. Osman da Suna da benim de oğlum kızım sayılırlar.
Yusuf Pehlivan ,öğretmene teşekkür ederek ayrıldı kahveden. O pazar ellerinde çikolataları, çiçekleriyle ,yanlarına mahalle muhtarı Sarı Mehmet’i de alarak Kara Hasanlara konuk oldular.Onların gelişi en çok Hatça Bılla’yı ve Suna’yı sevindirmişti.
_Sizleri görünce kendimi köyümde sandım, ne iyi ettiniz de geldiniz ,diyor Osman’ı kucaklarken mavi boncuğa benzer gözlerinin içi gülüyordu. Çaylar içildi, pastalar yenildi. Köydeki anılardan, kent yaşamının zorluğundan,trafik kazalarından, memleketin halinden konuşuldu. Konuşmalar uzayınca Öğretmen Veli Bey söze girdi:
_ Biz buraya sadece yemek içmek, hasretlik gidermek için gelmedik.Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavli ile oğlumuz Osman’a kızımız Suna’yı istemek için geldik. Ne dersiniz bu hayırlı teklife Hatça Bılla? Ve de sen kız babası olarak Kara Hasan?
Kara Hasan düşünceli düşünceli sakallarını sıvazladı.
_Çok erken değil mi öğretmen bey , daha yeni geldik, kız çalışıyor. Hem biraz düşünsek iyi olmaz mı?
_Zaten oğlan bir ay sonra askere gidecek. Kız çalışmasını sürdürsün. Hem çeyizini denkleştir bu arada. Bizim amacımız bu işin başının bağlanması, gençlerin gönüllerinin hoş olmasıdır.
_İyi de öğretmen bey ,biz bir sorsak soruştursak.
Hatça Bılla mavi gözlerini kırpıştırarak oğluna çıkışır gibi:
-Oğlum Hasan ,bunlar yâd değil ,yabancı eğil, aslı asaleti, soyu sopu bildiğimiz insanlar. Çocuklar da birbiriyle görüşmüşlerse bekletme insanları, deyince hepsi gülüştüler. “Hatça Bıla doğru söylüyor,bu akşam karara bağlıyalım bu işi.” dediler.
Kara Hasan :
_Madem ki öyle.Bir de kızıma sorayım.Suna kızım içeri gel, diye mutfaktaki Suna’yı çağırdı.Suna heyecanla içeri girdi. O an bakışları karşılaştı Suna ile Osman’ın.Kara Hasan:
_ Kızım bunlar seni istemeye gelmişler.Sen ne dersin bu işe? Eninde sonunda senin geleceğinle ilgili bir karar olacak bu. Ben kararı sana bıraktım.
El pençe babasının karşısında bekleyen Suna :
_ Siz bilirsiniz babacığım ,dedi.
_ Göreneğimizce bunun anlamı benim gönlüm var demektir. Öp öyleyse büyüklerinin ellerini. Hayırlısı olsun.Yarın çarşıya çıkalım bir iki yüzüktür, giyim giyecek neyin alalım. Konu komşuyu , eşi dostu da çağıralım.Haftaya nişanlayalım gençleri , dedi. Osman da Suna da büyüklerin ellerinden öptüler.Büyükler “İnşallah düğününüzü görürüz, bir yastıkta yaşlanırsınız” dileklerinde bulundular. Osman da Suna da mutluluktan uçuyordu ama büyüklerin yanında belli etmemeye çalıştılar.
Bir hafta sonra Sunaların evinde toplanıldı. Gösterişsiz bir nişan töreni yapıldı. Mahalledeki tüm Yayla Köylüler, tanıdıklar katıldı törene. Çaylar içildi.Lokumlar yenildi. Nişan yüzüklerini Öğretmen Veli Bey taktı. Hepsi de “Maşallah pek de yakıştılar birbirine. Allah nazardan saklasın .” diye duada bulundular. İki hafta sonra Osman’ı uğurlamak üzere vedalaştılar.
Osman’ın askere gideceği gün Pehlivan Yusuf’un evine bayrak çekildi. Köyden gelen davul zurna gümbür gümbür “Tuna Nehri” marşını vuruyor, mahallede yer yerinden oynuyordu. Çoluk çocuk ,genç ihtiyar tüm mahalleli Yusuf Pehlivan’ın evinin bulunduğu sokağı doldurmuştu. Osman ,sırtına sardığı bir bayrakla dolaşıyor, arkadaşları “En büyük asker bizim asker!” naralarıyla ortalığı inletiyorlardı.Büyükler ve kadınlar içeri buyur edilmişti. Suna gelenlere lokum, sigara sunuyor, bazı kadınlar Fatma Hanım’ı teselli ediyordu. Erkeklerden her giren “Yusuf Pehlivan, Allah kavuştursun, Sağ salim gitsin gelsin de düğünlerini yapalım…”diyorlardı.Muhtar Sarı Mehmet söz aldı:
_ Şimdiki askerlik mi canım sende. Bunda üzülecek ne var. Her gün haberleşiyorsun. Devlet iyi bakıyor askerine. Biz Yusuf Pehlivan’la Kıbrıs Beşparmak dağlarında üç gün aç ,susuz kaldık da….. Gavurlar kum gibi kaynıyordu. Vur Allah vur bitmiyordu…
Kel Ömer:
_ Muhtar emmim başladı mı Kıbrıs’tan sonu gelmez bu hikâyenin.
Irazcanın Ali:
-Hele bir de Mestan ağa sağ olsaydı,girerdi Çanakkele’den, çıkardı İzmir’den.. deyince hepsi gülüştü.
_Mestan ağanın bir hikâyesi vardı. Bir gün garibin biri seferberliğe gidiyormuş. Gece bir çalılıktan geçerken paltosu çalıya takılmış. Hemen ellerini kaldırmış.Gavur dayı demiş ,ben kendim gelmedim. Muhtar yolladı beni demiş. Yavaşça dönüp bakmış, paltosu bir çalıya takılmışmış.Çalıya “Ah bir gavur olsaydın ananı bellerdim senin ya çalı !”demiş.
Gülüşmeler kahkahalara dönüştü. Hatça Bılla onların gülüşmesini kesti:
_Bırakın gevezeliği de asker ağasını seçtiniz mi siz.?
_Asker ağası öğretmen Veli Bey osun .Çok emeği vardır çocuklarımızın üstünde, diye seslendi mahallenin imamı.Hepsi başlarını sallayarak “Münasiptir.Öğretmen Bey olsun asker ağası.” onayladılar onu.Öğretmen Veli Bey ayağa kalktı:
_Arkadaşlar, komşular,hepiniz biliyorsunuz buraya oğlumuz Osman Pehlivan’ı asker ocağına ,vatan borcuna uğurlamak için toplandık. Şimdi ben asker ağası olarak askerimizi buraya davet edeceğim. Herkes karınca kaderince askerimize hediyesini versin, askerimizle helâlleşsin. Askerimizin ellerine Hatça Ninem kına yaksın.Sonra hep birlikte garaja kadar uğurlayalım.
Suna’nın babası Kara Hasan:
_ Suna kızım ! Sesleniver de Osman gelsin içeriye.Kınayı da getir içeriden.
Az sonra Osman içeri girdi. Osman’ı ilk kez gören yaşlılar “ Ha maşallah oğlanın boyuna posuna. Asker urbalarını da giyince ne güzel yakışır askerlik bu delikanlıya.” diye mırıldandılar. Hatça Bılla ortaya çıktı. Elindeki kına çanağından her iki avucuna kına sürdü Osman’ın.
_Bu askerimizi vatanımıza milletimize adadık.Allah’ım onu sen koru ! diye duayla bitirdi kınalamayı.Öğretmen Veli :
_Şimdi sıra askerimize yardım etme zamanınıdır beyler, hanımlar, haydi bakalım pamuk eller cebe! dedi ve Osman’a bir yüzlük taktı ve gözlerinden öptü.Ardından tüm ma-halleli Osman’ın her yanını parayla doldurdular. Para takma işi bitince mahallenin imamı:
_Herkes lokumunu yedi, hediyesini taktığına göre bir dua edelim. Amin! Allahım vatan borcuna göndermekte olduğumuz bu askerimizi ve silah arkadaşlarını karada, havada ve denizde muzaffer eyle.Onların bileklerini güç, yüreklerine cesaret ver Yarabbi !Yurdumuzu ,milletimizi ve bütün insanlığı her türlü beladan , kazadan koru Yarabbi. Yarabbi askerimizin anasına, babasına sabır ihsan eyle! Dualarımızı kabul eyle! El Fatiha!
Duadan sonra Osman herkesle vedalaştı. Yatak odasında teyzesi ve halası üstündeki paraları aldılar. Bir kısmını kuşağına sardılar. Bir kısmını da cüzdanına koydular.Yollarda dikkatli olmasını öğütledikten sonra Suna’yı çağırıp “Haydi kızım vakit yaklaştı.Nişanlınla vedalaş,” diyerek odadan çıktılar.
Suna ile Osman baş başa kalınca önce tatlı tatlı bakıştılar.Bu bakışlara ayrılığın acısı saplanmış kalmıştı. Suna ağlayarak başını Osman’ın geniş göğsüne yasladı. Osman onun örgülü saçlarını okşadı, öptü.Öylece bir an bekleşip kaldılar.Sonra Suna cebinden bir mendil çıkardı. Kenarları oya işlemeli, ortasında bir kalp, kalbin içinde Suna ile Osman yazısı işlenmiş sa-man sarısı mendildi bu.
_Bu da benim hatıram olsun Osman’ım.Sen buraları hiç düşünme. Askerliğini yap gel.Sağlıcakla gel.
Yanaklarından dökülen gözyaşları dağ başında kar sularıyla beslenmiş bir pınarın suları kadar arı, dupduru ve tertemizdi.Osman onun gözyaşlarını eliyle sildi ve:
_Hoşça kal güzelim.. diyebildi. Dışarıda uğurlayıcıları daha fazla bekletmemek için odadan çıktılar.
Osman garajda arkadaşları ve mahallenin gençleri tarafından omuzlarda gezdirildi.” En büyük asker bizim asker !” bağrışmaları kentin otobüs terminalini inletti. Şarkılar, türküler, zeybekler oyunları yürekleri kabarttı. Otobüs bekleyen yolcular, sürücüler, simsarlar, satıcılar, büfeciler,polisler özlemle bekledikleri ama kavuşamadıkları eski bir sevgiliye bakar gibi işlerini güçlerini bırakıp hayran hayran bu manzaraya izlediler, alkışladılar.Diğer asker adayları bile Osman’ın bu kadar uğurlayıcısı olmasına, onca şenliğe şaşırmışlar ,biraz da kıskançlıkla süzmüşlerdi Yayla Köylülerin askerini. Osman otobüse bindi ve eller sallandı ardından yüzlerce,dualar, gözyaşları arasında.
Osman’ın hep iyi haberleri geldi asker ocağından. Komutanları onu çok seviyordu. Arkadaşları iyi, dürüst, temiz çocuklardı.Her hafta bir kez babasına,bir kez de Suna’ya telefon ederdi.Paraya fazla gereksinim duymadığını söyler, bol bol beni düşünmeyin, benim rahatım çok iyi derdi.Komando olarak acemi eğitimini bitirmiş ve dağıtımda Hakkâri dağ komando tugayına gitmişti.Onbaşı olduğunu söylemişti. Yusuf Pehlivan “Bekleyin benim koçum da babası gibi çavuş olacak” diye övünürdü . Hakkâri’de telefonları seyrekleşti. Operasyonlara çıkıyoruz, siz beni aramaya çalışmayın, ben sizi ararım derdi. Derdi demesine ya bazen üç beş hafta haber gelmezdi Osman’dan. O zaman Fatma hanımın içine girenler girer sabahtan akşama kulağı telefonda olurdu.Gece demez, gündüz demez yatar kalkar oğlu için dualarda bulunurdu.Televizyonda bir şehit haberi, bir çatışma haberi duysalar çoluk çocuk nefesleri tutarak dinlerlerdi televizyonu.
Suna bir cep telefonu almıştı Osman’la konuşabilmek için. Her telefon çalışında yüreğinin çarpıntısından eli ayağı birbirine dolanır, bir türlü telefonu açamazdı.Açınca da ne diyeceğini şaşırır, kelimeleri ağzında geveler, “Evet, öyle, tamam” gibi sözcüklerle Osman’ı dinlerdi. Telefonu kapatınca da “Ah Osman’ım ! Koca yiğidim, bilmezsin ki burnumda tütüyorsun. Hasretin kalbime çivilenmiş gibi. Bir dönüp gelsen.Sana kavuşsam, boy boy çocuklar doğursam sana.” diye kendi kendine söylenirdi. Bir daha telefon ederse Osman’ın şöyle diyeceğim, böyle diyeceğim diye plânlar kurar, sakızlardan çıkan manileri ezberlerdi Osman için.Ama Osman aradığında heyecanından ezberlediklerini unutur, sadece telefonu kapatırken kısık bir sesle “Seni çok özledim Osman!” diyebilirdi. “Kız Suna, nişanlından ne haber?” diye soranlara “İyidir, selâmları var” deyip geçiştirirdi. İşyerinde kızlar kadınlar “Bugün gene çatışma olmuş Güneydoğu’da, şehitler varmış.” diye konuştuklarında elinden ayağından can kesilirdi.Soramazdı şehitlerin kimler olduğunu, nereli olduklarını. “Allah’ım Osman’ımı sen koru!” diye dua ederdi yatakta gece yarılarına dek. Osman’ın gönderdiği askerlik fotoğrafına bakar bakar, dalar giderdi. En çok ninesi Hatça Bılla onun derdini anlar, “Sabır güzel kızım, sabır.” diye onu okşar, öper,gözyaşlarını siler, göğsüne yaslardı Suna’yı.
Osman’ın çavuş olduğunu duyunca Yusuf Pehlivan iş aramaya filan gitmedi. Düzündü, koşundu, doğruca mahalle kahvesine uğradı. Orada çay ısmarladı herkese. “Gördünüz mü ? Boktur kokar, cinstir çeker, demiş atalar. Benim oğlum da babası gibi komando çavuşu oldu.” diye göğsünü gere gere anlattı Osman’ın haberlerini.Öğretmen Veli Bey, muhtar Sarı Mehmet , tüm tanıdıklar kutladı Yusuf pehlivan’ı.
Fatma hanım yatsı namazını kıldıktan sonra uzun süre dua etti Osman’a. Uyku tutmadı bir türlü gözlerine. Yatakta döndü durdu. Yusuf ; “Karı uyu artık,neredeyse sabah olacak .” diye mırıldandı birkaç kez. Fatma, sabaha doğru biraz dalar gibi oldu uykuya, çırpınarak uyandı. Yüreği küt küt atıyordu. Kan ter içinde kalmıştı. Düşünde Osman’ını çaylara kaptırmıştı. Osman çay boyu suda giderken bir türlü tutamamış, el verememişti oğluna. “Osman ! Osman !” diye feryat ederken uyanmıştı. Hemen kalktı yataktan, iki rekât namaz kıldı düşünün hayra yormak için.Pehlivan Yusuf uyanınca düşünü ona da anlattı.
_Düşümde Osman’ımı çaylara kaptırdım Yusuf , içerim cayır cayır yanıyor bugün. Osman’ım gitti gideli hiç böyle olmamıştım.
Pehlivan Yusuf:
_Hayırdır de, hayra çıksın, dedi.
_Bugün bir telefon etsen Yusuf , iki haftadır haber yok oğlandan.
_Üç gündür arıyorum , açmıyor telefonu hanım.Kim bilir operasyona mı gitti .Ondan çıkmıyordur..! Hem o ,siz beni aramayın, ben sizi ararım dememiş miydi?
_ Bir daha ara ne olursun! Gözünü seveyim.
Yusuf telefonun başına geçti , numaraları çevirdi , dinlemeye başladı. “ Arıyorum işte, çıkmıyor.” diyerek telefonu kapattı. Fatma:
_Belki nişanlısıyla görüşmüştür telefonda .Bir de Suna’ya sorsak mı ki acaba?
Pehlivan uzun adımlarla odada dolaşmaya , turlamaya başladı.
_Buse kızım koş, Suna ablan evdeyse çağır gel. Babam görüşmek istiyor de ! Hatça Ninen varsa o da buyursun birer kahve içelim.
_Peki babacığım ! diyerek çocuk fırlayıp çıktı, ardından küçüğü Hakan koştu.
Pehlivan Yusuf sıkıntıdan patlayacak gibi oldu, yüreği daraldı.
_Hanım şu televizyonu aç da haberleri olsun dinleyelim.
Fatma kumandada kanal kanala geçerken:
_Her kanalda eğlence, televole..dizi mizi. Bok püsürük şeyler. Bizim yüreğimizin yangını umurunda mı Ankara’dakilerin. Vur patlasın , çal oynasın onların dünyası…Koyun can derdinde, çoban yün derdinde.
_Haklısın hanım, bu vatanın çocukları dağlarda, taşlarda canlarını ortaya koyarken , kanlarını akıtırken onların keyfi yerinde. Kimler sayesinde yiyip içip, hoplayıp zıplayıp, tıka basa doyduklarının farkında değiller. Hep biz bekledik bu toprakları, bekleyeceğiz de. Nimetini onlar yiyor ve yiyecekler…
_Her gün gazeteleri okuyorum, herkes koltuk , para sevdasında. Çocuğu askerde olanın neler çektiğini bilen mi var. Bak şu gazeteye , bir anacık nasıl dövünüyor, çırpı-nıyor oğlunun cenazesinde. Buna yürek mi dayanır. Neyse, biz ne desek boş…Onlar böyle yakınır, yanar kavrulurken önden Suna , çocukların kollarına girdiği Hatça Bılla arkadan içeri girdiler. Yusuf Pehlivan ve Fatma hanım Hatça Bılla’nın elini öptü. Hâl hatırını sordular.
_Hoş geldin Bılla, nasılsın bakalım.
_Şu koca şehirde yer bilmiyom, gök bilmiyom.Yaya köy burnumda tütüyor oğlum. Hasan’a beni köye götür diyorum. Ne yapacaksın yalnız başına köyde deyip götürmüyor.
Suna ,Yusuf pehlivan ve Fatma hanımın elini öperken:
-Beni çağırmışsınız baba ? Bir emriniz mi var? dedi.
_Emrimiz mi olur güzel kızım.. Üç gündür Osman’dan haber almıyoruz. Telefona çıkmıyor. Belki seni aramıştır diye çağırdık.
_Aramadı baba. Ben de merak ettim. İki güne bir arardı. Geçen hafta konuştuk. Teskereme bir ay kaldı, beni merak etmeyin demişti.
Yusuf ayağa kalktı, çerçeveletip duvara astığı Osman’ın askerlik fotoğrafını yerinden indirdi. Göğsüne bastırdı, öptü. Uzunca süre baktıktan sonra:
_Kendini korumasını bilir benim oğlum. Babası gibi komando çavuşudur o. Hiç tasalanmayın. Operasyona falan çıkmıştır da ondan çıkamıyordur telefona. Haydi kızım elinden bir kahve içelim de gözümüz gönlümüz açılsın.
_Peki babacığım.
Suna mutfağa gidince Hatça Bılla belini doğrultup sertçe:
_İçinizi karamayın bakayım. Vatan borcu bu. Elbet içinde hasretliği de ayrılık acısı da olacak. Kolay mı sandınız siz asker yolu beklemeyi..? Hem kızın yanında kötü şeyler konuşmayın.
_Üç gündür telefonlara çıkmıyor Bılla, üç gündür, içim yanıyor Hatça Bıllam!
_Şuna bak yarabbim ! Üç gündür haber alamamışlar da tasalanıyorlar. Ben Halil dedenizi tam dört sene bekledim ,kucağımda bebekle. Bir mektup bile yazılamazdı o yıllarda. Uçan kuştan esen yelden bir haber beklerdik.
Bu sırada Suna kahveleri getirdi, saygıyla eğilerek:
_Buyur nineciğim, buyur babacığım ! Sen de buyur anneciğim !
Pehlivan konuyu değiştirmek için Suna’ya sordu:
-_Otur sen de bir kahve iç kızım. Nasıl işin iyi mi?
_Çalışmak zorundayız babam. Ekmek parası bu. Çalıştığımıza göre hiç olmazsa asgari ücret verseler ve sigortamızı tam bildirseler yüreğim yanmaz.
_Memleketin çivisi çıktı kızım. Biri yerken ,biri bakıyor şu dünyada. Yazık . yazık…
Fatma hanım:
_Çalış ,çalış kızım .Hiç olmazsa çeyizini yaparsın bu arada.
Hatça Bılla:
-Ne demişler “Dünya yedi saplı kazan, bir sapından tut sen de kazan.” Çalışmak lâzım.Mücadele lazım. Bize yakışan budur kızım.
Fatma hanım ellerini ovuşturmaya başladı, mendil alıp alnından dökülen terleri siliyordu.
_İçim yanıyor Hatça Bıllam , ruhumda bir sıkıntı var.
Bu anda kapı zili uzunca öttü. Fatma:
_Buse ,kapıya bakıver kızım gelenler var !
Az sonra içeriye Öğretmen Veli, Muhtar Sarı Mehmet, bir subay iki asker girdiler.Hepsinin yüzleri kül gibi sararmıştı. Dudakları titriyordu.Yusuf, Fatma, Suna titreyerek ayağa kalktılar. Hatça Bıla “Hayırdır İnşallah.” diye duaya başladı. Subay öne yaklaşarak, tam bir topuk selâmıyla Yusuf Pehlivan’ın önüne dikildi. Elinde bir zarf tutuyordu.
_Hakari dağ komando tugayının 3. tabur 5. bölük 2. takım çavuşu Osman Pehlivan’ın babası ,annesi sizler misiniz?
Çocuklar ağlamaya başladılar, Suna tedirgin, bitkin, donmuş hâlde olanları izlemektey-di.Yusuf Pehlivan’ın ayaklarından can çekilir gibi oldu.
_Ben ba.. ba…sı..yım komutan, hayırdır inşallah !
Subay ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu, sesi titrekti:
_Kahraman Türk ordusunun şerefli askeri komando Çavuş Osman Pehlivan Gabar dağlarında bölücü teröristlerle giriştiği bir çatışma sonunda kahramanca şehit olmuştur. Genel Kurmay Başkanlığı ve Türk milleti adına şehidimize Allah’tan rahmet , acılı ailesine sabırlar dilerim…Vatan sağ
olsun !
Yusuf Pehlivan’ın hâla elinde tuttuğu Osman’ın fotoğrafı şangırdayarak yere düştü. Bir asker tekmil verir gibi selâma durdu, “ Vatan sağ olsun !” diyebildi hıkçıklar arasında.Suna hıçkırıklarla yatak odasına doğru uçtu sanki. Hatça Bılla ve Fatma hanım birbirlerine sarılmış, öylece kalakaldılar. Öğretmen, muhtar, askerler donmuş bir heykel gibiydiler. Az sonra yatak odasından gelen Suna’nın ağıtıyla hıçkırıklar, çığlıklar birbirine karıştı.. Gözyaşı sel oldu, mahalle sokakları , ağaçları, kuşları, çocukları zarı zarı ağladı Osman’ın ardından. Ateş düştüğü yeri yakmıştır bir daha. Suna’nın ağıdı yürekleri dağladı.
“Osman’ımın mendili saman da sarısı, ooof of!
Osman’ımı kıydılar gece yarısı
Osman’ımı kıyanlar kahpeyidi hepisi.

Osman’ım ,Osman’ım ,zeybek Osman’ım.
Osman’ımı kıyanlar olsun düşmanım.

Susuz derelerde otlar biter mi? Ooof of!
Osmansız evlerde duman tüter mi?
Dünya malını neyliyim Osman’ımı tutar mı? Ooof of!

Açın kapıları Osman geliyor.
Gerneşe gerneşe aslan geliyor.”
…………………………………………………………………………………………………
Aradan aylar, yıllar geçti. Ölenle ölünmedi, Yaşam bütün acısı, zorluğuyla, özlemiyle, açlığıyla, tokluğuyla sürüp gitti. Suna yasını hep yüreğinde duyarak ,bir başkasıyla evlendi. İki çocuğu oldu. Her bayramda kentin şehitliğinde ellerinde çiçeklerle genç bir kadın ve iki çocuk görürseniz, bilin ki Suna’dan başkası değildir O…
Aykar Veli
Özel Pev İlköğretim Okulu
Öğretmeni-Denizli



Osmanım
Yazı Sahibi
Aykar Veli
Aykar Veli tarafından 18.9.2007 tarihinde eklendi 456 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Acı bir olay fakat akıcı,güzel bir anlatım,tebrikler.


9/21/2007 tarihinde yorumlandı.


Aralık
1
Çelişkifinal
Gülhan TekeYaşamdan Hikayeler • 25 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
1
Çelişki15
Gülhan TekeYaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Leyla İle???
Sabriye NişancıYaşamdan Hikayeler • 29 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aysel/63
Abdurrahman TümerYaşamdan Hikayeler • 42 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
26
Dünden Bugüne Cumhuriyetimiz
Aykar VeliHayata Dair Denemeler • 31 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
4
Gün İşığından Kaçan Sevda
Aykar VeliAşk Şiirleri • 54 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
23
Cumhuriyetten Bugüne Türk Gençliği
Aykar VeliEleştiri Makaleleri • 172 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
2
Ana Deyince Akan Sular Durur
Aykar VeliHayata Dair Denemeler • 69 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
25
Mevsim Papatya Mevsimi
Aykar VeliAşk Şiirleri • 101 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
18
Eşek Kral Seçilirse
Aykar VeliDidaktik Şiirler • 825 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
23
Köy Öğretmeninin Destanı
Aykar VeliToplumsal Şiirler • 666 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Eylül
18
Osmanım
Aykar VeliYaşamdan Hikayeler • 457 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
16
Suna İle Osman
Aykar VeliYaşamdan Hikayeler • 370 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
15
Hatça Bılla
Aykar VeliYaşamdan Hikayeler • 357 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Osmanım, Osmanım hikayesi, Osmanım hikaye, Osmanım nedir?, Osmanım hakkında bilgi, Osmanım hikayeleri, Aykar Veli hikayeleri, Osmanım nedir, Osmanım hikayesi, Osmanım hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Millsberry Tips 2007 | Advertising | Debt Help | Mortgage | Credit Report | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul