Öylesi Yoktun ki
Uzunca süren bir bekleyiş aralığında ilk kez büyük bir mücadele isteğiyle birlikte inanmışlığı aynı anda taşıyor vücudum. Varın bu inancı yıllara perçinlenen umutlardan sorun. Bir güz vakti alçalıp göğe yükselen yaşam müsveddelerinin ilk orijinal baskısı olmaya adaysın. Bu dahi tek başına kaç yüz şükür tespihini hak ediyor.
Eski güzel günlere yakın aklıma hislerime düşen sağanak şıpırtılarında biriken bir küçük birikinti, bu yeni okyanusun mayası olacak. Ben sürekli takvim yapraklarına bakıp bakıp gerisin geri koşma isteğiyle hem dem iken elbette hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Alınlara, kalplere sürekli yazılar yazılıp silinmekte. İktidarın yokken ne bir yazının yazılmasına engel olabilirsin ne de yazılan yazının üzerine başka bir satır düşebilirsin.
İfadelerden yoksun bir yaşam vardı. O zamanlar sen yoktun. Göğün yedi kat üstünde ince beyaz tülbentlere sarılmış, sen, kozanın yırtılmasına yıllar sayarken, ben kara çarşaflara dolanmış yılları sırtımda gelgitlerden eğirme bir küfenin içine bindirip pazar pazar dolaşıp satmakta, kazandığım ne varsa daha fazlasını kazanma niyeti gütmeksizin hepsini kumar masalarında rastgele harcamaktaydım. Bir kasırga içinde, kasırga iradesine direndiğim, perdeyi son anda yırtıp sıfırın yüzüne öylece kapaklanıp yeniden başlamalara inat her bıkkınlık bir çıban gibi aklımda yer ettikçe kendimi başka bir kasırganın içinde bulmaktaydım.
Bu kadarı, belki biraz daha fazlası romanın bütününe girizgâh olabilir ancak. Her sayfa çevirişinde göreceğin başka bir gerçekle yüzleşme pratiği yapmaktasın. Her hikâyenin içinde az da olsa bir gerçek payı vardır. Masallardan ibaret bir yaşantının kapılarını aralamak üzeresin. Ejderhaların sadece birer figüran olduğu herhangi bir masaldan bahsediyorum. Masallar ancak dinlenir, bir masalda yaşamak için tek şart ona inanmak.
…
Bu korku tünelinde geriye doğru ilerlerken karşıma çıkan en meczup varlığa selamlama sadedinde buruk bir tebessüm tokalıyorum. Bataklığın içinde bunca çamura bulanmış bir kurbağanın kulak tırmalayan vıraklamalarıyla arınma diliyorum. Hüzün koması içinde muhafaza edemediğim, mürekkebi deryalara kalemi denizlere ait Su Kasideleri’nin her satır sonuna –ortasında silinmesi zor siyah bir noktanın varlığı mahfuz- bir paraf düşüyorum. Halveti yalnızlıkta bulan bir erenin dilindeki en keskin tekerlemeyi hatırladım. Mutmain olmuş bir nefsin sanal meşgalesidir aşk.
Hoş geldin içimdeki denize. Öylesi yoktun ki…