kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Oyuncak Anne Baba


Oyuncak Anne Baba

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde ormanın birinde bir tavşan ailesi yaşarmış. Bu ailenin çok güzel bir de yavruları varmış. Renginin beyazlığından, tüylerinin yumuşaklığından dolayı adını Pamuk koymuşlar.
Pamuk’un annesinin adı İpek, babasının adı da Bulut’muş. İpek ile Bulut Pamuk’u çok seviyorlar, onun bir dediğini ikiletmiyorlarmış. Çünkü çocuklarının üzülmesini istemiyorlarmış. Bunun için de gözünden bir damla yaş düşse, hemen yanına koşuyor, kucaklarına alıyorlarmış.
Güneş, kızılımsı saçlarını sabahın serinliğine yaymış, etrafa hafif bir aydınlık vermiş. İşte bu sırada Pamuk yatağından kalkmış, izin istemeden anne babasının odasına girmiş. Doğruca onların aralarına uzanmış. Pamuk üzülmesin diye, anne babası ona kızmamış. Ama o günden sonra Pamuk her sabah erken gelerek aralarında yatmaya başlamış. “Ben annemle yatmak istiyorum” diyerek bazen babayı yataktan uzaklaştırıyormuş. Bazen de “annemle yatmak istiyorum” diyerek annesini uzaklaştırıyormuş. “Olmaz” dediklerinde ise hemen ağlıyor, ayaklarını yere vuruyormuş. Buna dayanamayan İpek; “gel canım kızım, gel sen yat. Ben kalkıp gidiyorum” diyormuş.
Günler bu şekilde Pamuk’un şımarıklığıyla geçiyormuş. Yine bir sabah horozların ötüşü çınlamış ormanda. Tavşan ailesi gözlerini ovalayarak uykudan kalkmış. Anne baba lavaboya giderek güzelce ellerini yüzlerini yıkamışlar. Pencereyi açıp, mavi gökyüzünde ışıldayan güneşe “merhaba” demişler. Sonra anne İpek güzel bir kahvaltı hazırlamış. Ama Pamuk hala kalkmamış. İpek, “hadi güzel kızım kalk bakalım” deyince Pamuk daha çok nazlanmış. “Kahvaltımı yatağıma getirin, yoksa yemem” diyerek huysuzlaşmış. Anne, kızını üzmemek için “peki kızım, sen rahatsız olma. Ben yemeğini getiriyorum” demiş.
Bir tepsiye hazırladığı havuç suyunu ve havuç tostunu getirip yatağına bırakmış. Bırakmış bırakmasına amma bu sefer de “sen yedireceksin” diye mızmızlanmaya başlamış.
İpek, ipek kadar yumuşakmış. Hem de kızını çok seviyormuş. Bundan dolayı da Pamuk’un bu dediğini de yapmış. Şefkatli yumuşacık elleriyle güzel kızına havuç suyunu içirmiş.
Pamuk, anne İpek’in yumuşaklığında kahvaltısını yapmış. Sıra en çok sevdiği oyuna gelmiş. “Baba, baba gelir misin?” diyerek babasını yanına çağırmış. Sonra da askıdaki elbiselerini göstererek “ babacığım elbiselerimi giydirir misin?” diyerek ondan yardım istemiş. Aslında Pamuk kendi başına işini yapabilecek güçteymiş. Ama bu her dediğinin yapılmasından kaynaklanan şımarıklığından dolayı, her işini anne babasına yaptırmaktan hoşlanıyormuş. Onlarda çocuklarına duydukları aşırı sevgiden dolayı bu oyuncak olma sanki kabullenmiş görünüyorlardı. İşte baba Bulut yine kızının isteğini kıramamıştı. “Peki, kızım, hemen benim bir tanem” demiş. Pamuk’un bahçıvanlı pantolonunu ve üzerinde lalelerin bulunduğu tişörtünü giydirmiş. “Hadi bakalım şimdi oynamaya koş” demiş.
Pamuk, “babacığım, beni kapıya kadar kucağında taşır mısın? Senin kollarında olmaktan çok mutlu oluyorum” demiş. Baba Bulut bu isteği de geri çevirmemiş. Pamuk’u kucağına alarak kapıya kadar götürmüş.
Evlerinin az ilerisinde suyu tatlı mı tatlı bir dere akıyormuş. Pamuk oradan su içmeyi ve onun karşısındaki arkadaşlarıyla oynamayı çok seviyormuş. Zıplaya zıplaya evden uzaklaşmış. Ama kendi ayakları üzerinde durmakta sanki zorlanıyormuş gibi bir müddet gittikten sonra düşüyor yine kalkıyormuş.
İpek ile Bulut pencereden küçük kızlarını izliyorlarmış. Bulut; sevgili İpekçiğim diğer yavrularımızda şimdi yanımızda olsaydı ne kadar iyi olurdu. Onları çok özlüyorum, demiş. İpek bu sözleri duyunca gözlerindeki pınar boşanmaya başlamış; “ o günü hiç unutamıyorum. Nasıl oldu da onları yalnız bırakabildik. Kendimi hiç affetmeyeceğim, demiş.
Eşinin gözlerinden akan yaşlar Bulut’u da etkilemiş. Birden çocuklarının yeni doğduğu zamanı hatırlamış.
Pamuk gibi beş kardeşlermiş. Hepsi de birbirinden güzelmiş. Bir gün ikisi de yavrularının yanından ayrılarak yiyecek aramaya çıkmışlar. İşte ne olduysa o zaman olmuş.
Gökyüzünün maviliği içinden kara bir canavar görülmüş. Pençeleri koca bir çatal gibiymiş. Yavruları yalnız başına görünce, kanatlarını yelpaze gibi açmış. Tavşan yavrularının olduğu yere doğru süzülmüş. Bir füze gibi hızlıymış. Tavşan yavrularını üzerine ilk önce gölgesi sonra da kendisi inmiş. O büyük korkunç pençeleriyle dört yavruyu alıp uzaklaşmış. Pamuk bir çalının dibine sindiği için de onu görememiş. Böylece canavarın ölümcül pençelerinden kurtulmuş. İpek ile Bulut bir müddet sonra yuvalarına döndüklerinde çok kötü bir manzarayla karşılaşmışlar.
Beş yavrudan sadece bir tanesi duruyormuş. O da korkudan tir tir titriyor, gözyaşı döküyormuş. Pamuk gözlerini açmış gökyüzüne bakıyormuş. Anne ile baba da havaya baktıklarında kara katilin pençelerindeki yavrularını görmüşler. Anne İpek üzüntüden oracıkta bayılıvermiş. Baba ise ne kadar üzülse de, öfkelense de yapacağı bir şey olmadığını biliyormuş. Bunun için acısını içine akıtmış. Kara katilin havada çınlayan kahkahası kulaklarında yankılanmış.
Bulut sevgili eşi İpek’i teselli etmiş. Ellerindeki tek yavruyla avunmaya çalışmışlar. İşte o sıralar daha küçücükmüş Pamuk. Ama şimdi kocaman olmuş, dışarıda yalnız oynamaya bile başlamış. Onun tek kalışından dolayı, olması gerekenden fazla ilgi göstermişler. Bu da Pamuk’un şımarmasına neden olduğu gibi, yalnız başına hareket etmesini de geciktirmiş. Ama Pamuk bundan rahatsız olmuyormuş. Çünkü her istediği anında oluyormuş. Anne ve babası kendisi için bulunmaz birer oyuncak haline gelmiş.
İpek ile Bulut Pamuk’un düştüğünü görünce, anne hemen oraya koşmak istemiş. Ama bu sefer baba İpek’in kolundan tutmuş; “ hayır sevgili İpekçiğim hayır” demiş. “Bırak da kendi ayakları üzerinde durabilsin”
Yere düşen Pamuk ilk önce eve doğru bakmış kendisine yardıma gelen var mı yok mu diye bakmış. Kendisine yardıma gelen var mı diye merak etmiş. Bunun için de beklemiş. Fakat gelen giden olmadığını görünce doğrulup yürümeye başlamış. Evin yanındaki dereye kolay geçilmesi için bir köprü kurulmuş.
Bu sırada köprünün karşısından keçi ailesinin en renklisi geliyormuş. Rengi karışık olduğu için adını Benekli koymuşlar. Benekli, Pamuk’u görünce ona; “Pamuk bekle de ben geçeyim” demiş.
Pamuk o güne kadar hep kendisinin dediği yapıldığı için bu söze aldırmamış. Köprünün ortasına kadar gelmiş. Benekli’ye; “ sen çekil de ben geçeyim ben geçmek istiyorum. Çekil!” demiş.
Benekli bu söze çok kızmış; “Biraz saygılı ol Pamuk, geçiş sırası benim. İlkönce ben geldim” demiş.
Pamuk, Benekliyi duymamış gibi davranmış. Köprünün ortasına oturmuş. Benekliye; “ya çekilr bana izin verirsin ya da buradan kalkmam” demiş.
Bu davranışa Benekli çok kızmış kendilerinde de inatçılık varmış, ama anneleri görgü kurallarını öğretmiş. Bunun için de kimseye haksızlık yapmıyor, kimseyle de inatlaşmıyorlarmış. Ancak haksızlığa da asla tahammülü yokmuş. Bunun için de Pamuk’a çok kızmış. Geriye doğru çekilip ona bir kafa atmak istemiş.
Beneklinin şakası olmadığını ve anne babası gibi kendisinin dediğini yapmayacağını anlayan Pamuk; “ peki peki dur çekiliyorum” diyerek Benekliye izin vermiş. Böylece ikisi de dereye düşmeden köprüyü geçmişler.
Pamuk derenin diğer kenarındaki arkadaşlarının yanına gitmiş. Onlarla oynamaya başlamış. Ancak orada da aksiliği üzerindeymiş. Hep kendisinin dediğinin olmasını istiyormuş. Salıncağa biniyor; “beni sallayın” diyor sürekli onların kendisiyle ilgilenmesini istiyormuş. Sonra sıra ip atlamaya gelince hep ben atlayacağım, diye mızmızlanıyor, izin vermeyince mızıkçılık yapıyormuş. Böyle olunca da arkadaşları onunla oynamaktan vazgeçmişler. Pamuk’u oyundan çıkarmışlar.
Buna sinirlenen Pamuk arkadaşlarından ayrılmış. Tek başına derenin kenarında oynamaya başlamış. Taşları alıp dereye atıyormuş. Sonra bir balık görünce patileriyle vurmaya çalışıyormuş.
O sırada bir tilki tavşanları gözetliyormuş. Bir ağacın arkasına gizlenmiş, sinsi bir şekilde ne yapacağını düşünüyormuş. Tilki Zeko, Pamuk’un arkadaşlarından ayrıldığını görünce, hemen onu nasıl kandıracağının planlarını yapmaya başlamış.
Pamuk’un arkadaşlarıyla oynarken her dediğinin yapılmasını istediğini duymuş. Onu bu yönüyle kandırabileceğini tahmin etmiş. Birini kötülüğe çekmenin en iyi yolu onun zayıf noktalarını kullanmak olduğunu biliyormuş. Bunun için de ona bir oyun hazırlamış.
Ağacın arkasından ona yavaşça ve tatlı bir şekilde ; “ Hey Pamuk gel beraber oynayalım. Ben senin her dediğini yaparım.” demiş.
Bu her dediğinin yapılması sözü ona anne basını hatırlatmış. Anne babası gibi iyi bir oyuncak bulduğuna sevinmiş. Hemen zıplayarak o tarafa gitmiş. Tilki Zeko’yu ark eden Pamuk2un arkadaşları endişeyle onu uyarmışlar; “pamuk gitme! O sana zarar verir” demişler demesine ama duyan kim! Onların kendisini kıskandığını sanarak uzun kulaklarını sallayarak onlara nanik yapmış.
Tilki Zeko bir ağaca yaptığı salıncağa onu bindirerek sallamış. Sallanmaktan hoşlanan Pamuk; “daha yükseğe daha yükseğe” diyerek Zeko’ya emirler vermiş. Zeko’da onuateşin üzerinde güzel bir tavşan çevirmesi olarak hayal ediyormuş. Bu hayalle onu daha çok sallıyormuş.
Bu sırada güneş sarı saçlarını toplayıp tepelerin ardındaki evine uyumaya hazırlanıyormuş. İpek ile Bulut, Pamuk’un gecikmesinden endişelenmişler. Yüreklerinde bir korku belirmiş. Pamuk o güne kadar hiç bu şekilde gecikmemiş. Bunun için ikisi de derenin o tarafına doğru yürüyerek onu aramaya çıkmışlar.
İlk önce Benekliyi görmüşler. Ona Pamuk’u sormuşlar. Benekli; “ İpek teyze Pamuk karşı tarafa geçti. Ancak çok huysuz ve şımarık bir kızınız var. Onunla anlaşmak çok zor” diyerek rahatsızlığını belirtmiş.
Çocuklarının öyle olmadığını zannediyorlarmış. Yine de Benekliye teşekkür ederek hızla karşıya geçmişler. Evleri hemen derenin yanında olan diğer tavşan yavrularını görmüşler. Onlara da Pamuk’u sormuşlar. Gözleri ışıl ışıl parıldayan Maviş adlı tavşan; “İpek teyze o çok huysuz bir çocuk. Onunla oynamak mümkün değil. Hep kendisinin dediğinin olmasını istiyor. Bizi oyuncak gibi kullanmaya çalışıyor. Kendisinin her dediğini yapmadığımız için de oyundan ayrıldı. İleri de bir tilki vardı onun yanına gitti. Gitmemesini söyledik ama bizi dinlemedi.” demiş.
Bu son söz İpek ile Bulut’u öylesine korkutmuş ki şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilmeden sağa sola koşmaya başlamışlar. İpek’in gözlerinden yaş bardaktan boşanırcasına akıyormuş. Yüzü ve koca burnu gözyaşlarından ıslanmış.
Tilki Zeko her dediğini yaparak Pamuk’la akama kadar oynamış. Pamuk’ta onu dost anmış. Çünkü arkadaşları bile kendisine bu kadar iyi davranmamış. Bunun için de Zeko’nun elinden tutarak onun evine doğru yürümeye başlamışlar. Bu sırada İpek ile Bulut onları uzaktan görmüşler. Ne yapacaklarını şaşkın şaşkın düşünmeye başlamışlar. Etraf kararmış. Her tarafı sis kaplamış. Korkunç bir hava oluşmuş. Anne ile baba korku ile birbirinin gözlerine bakmışlar. Şimdi de son çocuklarını kaybedecekleri endişesi yüreklerinde büyük bir yara oluşturmuş. Nerede hata yaptıklarını düşünmüşler. Sonunda onu fazla şımarttıklarını anlamışlar. Ama iş işten geçmeden bir şeyler yapmak gerekiyormuş.
İşte tam o sırada yanlarından geçmekte olan komşuları Aslan pençe’yi görmüşler. O güne kadar kendilerine çok yardımı dokunmuş. İpek hemen atılmış; “hey Aslan Pençe, Aslan pençe!”
Aslan Pençe kulaklarını dikmiş, ayaklarını açmış, keskin gözlerini o tarafa çevirmiş; “Kim var orada?” diye haykırmış. Fakat İpek ile Bulut’u görünce rahatlamış. “Ne var komşular? Burada ne arıyorsunuz?” diye sormuş.
Cırcır böceklerinin, kurbağaların ötüşleri bir müzik gibi hoş bir şekilde kulakları okşuyormuş. Hafiften esen rüzgar ağaçların yaprağını hışırdatıyormuş. Ama onlar bu güzelliği fark edecek durumda değillermiş. İpek, Aslan Pençe’ye olanları heyecanla anlatmış. Aslan Pençe bunu duyunca gözlerinde öfke kıvılcımları çakmış. Karanlığın içinde gözleri ateş gibi parlamış. “Siz burada bekleyin. Korkmayın ben hemen Pamuk’u alıp gelirim” demiş. Sonra hızlı adımlarla Tilki Zeko’nun evine doğru fırlamış.
İpek ile Bulut onun arkasından çocuklarını kurtarması için yaratan Allah’a dua etmişler.
Ağaçlar Aslan Pençe’nin arkasında kalıyormuş. O kadar süratli gitmiş ki kısa sürede Zeko’nun evine varmış. Yavaşça pencereye yaklaşmış. İçeride ne olup bittiğini anlamaya çalışmış. Bu sırada ay bulutların içinden başını uzatmış. Etraf hafiften aydınlanmış.
Tilki Zeko akşamki ziyafeti için hazırlık yapıyormuş. Pamuk’u bir sandalyeye oturtmuş, iplerle de sıkıca bağlamış. Şöminede ateş yakmış. Tavşan çevirmesinin tarifine bakıyormuş. Sonra elinde kocaman bir bıçakla Pamuk’un yanına doğru ilerlemiş.
Pamuk ise korkudan titriyormuş. Sandalyeye iyice büzülmüş. Yalvarır gözlerle Zeko’ya bakıyormuş. Ama Zeko o an sadece güzel bir yemeği hayal ediyormuş.
O an Pamuk’un yaşlı gözlerinin önünden oyuncak gibi kullandığı anne babası, sonra da kendisine haksızlık yaptığı Benekli. En sonunda ise kendisiyle güzel güzel oynayan tavşan arkadaşları geçmiş.
Dost yüze gülüp de hep kendisinin dediğini yapanlar değilmiş. Çünkü Zeko kendisine iyi görünüp sonra da kötülüğün, karanlığın ve acınacak bir halin içine çekmiş.
İşte Pamuk bunu öğrenmiş öğrenmesine amma iş işten geçmiş. Zeko elinde büyük bir bıçakla kendisine doğru yaklaşıyormuş. Daha gencecik yaşında hayata gözlerini kapatmak üzereymiş. Son anlarını yaşadığını düşündüğü o saatlerde yaratana dua etmiş; “ Allah’ım, senin gücün her şeye yeter. Beni bu caninin elinden kurtar”
Daha duası bitmemişti ki Zeko’nun kapısı sert bir tekmeyle yıkılmış. Kapıda iri cüssesiyle Aslan Pençe görünmüş. Hızla Zeko’nun üzerine atılmış. Zeko neye uğradığını bilmeden Aslan pençe’yi üzerinde hissetmiş. Can havliyle onu iteklemiş. Sonra da onun ağırlığından kurtularak çok hızlı bir şekilde evi terk etmiş. Nereye gittiğine bakmadan koşmaya başlamış. Aslan Pençe yerdeki bıçağı alarak pamuk’un yanına giderek iplerini kesmiş. Pamuk heyecan ve sevinçle Aslan Pençe’nin kollarına atılmış. “Teşekkür ederim, teşekkür ederim Aslan Pençe” diyerek ona sarılmış.
Aslan Pençe, Pamuk’u kucağında tutup, yumuşacık tüylerini okşayarak; “ yaramaz çocuk, herkesi dostun bilme! Kendi arkadaşlarınla oyna. Her yüzüne güleni de arkadaşın sanma!” diyerek hafiften azarlayarak onu İpek ile Bulut’un yanına götürmüş.
İpek ellerini açmış hala Allah’a dua ediyormuş; “Allah’ım çocuğumu bağışla. Onu kötülerden koru. Aslan Pençe’ye yardım et”
Ay gülümseyen yüzüyle sanki gözü yaşlı anne babaya müjde veriyormuş.
Az ileride bir karartı görmüşler. Biraz sonra kucağında Pamuk’la Aslan pençe ortaya çıkmış. İpek ile Bulut koşarak yanlarına gitmişler. İpek; “ Pamuk, Pamuk’um benim!” diye sevinç gözyaşlarıyla yavrusun sarılmış. Bulut’ta, Aslan Pençe’ye; “ sana gerçekten çok ama çok teşekkür ederiz. Allah senden razı olsun. Bize çok hem de çok yardımın dokundu” diyerek ona minnettarlığını dile getirmiş.
Anne ile baba artık çocuklarının her dediğini yapmamaları gerektiğini öğrenmişler. Herkesin sorumluluk taşıması gerektiğini anlamışlar. Onu şımarık yetiştirmelerinin çocuklarını daha çok uyumsuz yapacağını fark etmişler.
O gün yaşadıkları olumsuz olay bunu düşünmelerini sağlamış. Bundan sonra Pamuk’a sorumluluk duygusu kazandıracaklarına dair kendi kendilerine söz vermişler. Bu düşünceyle ayın gülümseyen ışığında evlerine doğru sevinçle ilerlemişler.
Gökten üç elma düşmüş.
Birisi çocuklarına sorumluluk duygusu kazandıran anne babalara...
Diğeri sorumluluk duygusu taşıyan çocuklara…
Üçüncüsü de bu masalı okuyanlara olsun.




Oyuncak Anne Baba
Yazı Sahibi
Seyit Uzun
Seyit Uzun tarafından 16.2.2007 tarihinde eklendi 908 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Oyuncak Anne Baba isimli yazı, Seyit Uzun tarafından 2/16/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
Emeğinize,fikrinize ve yüreğinize sağlık.Her dediklerini yapmamaya çalışıyoruz,ama;yeterli mi bilmiyorum.Bir noktadan sonra dayanamıyor insan,hayır diyemiyor evladına.İnşallah doğrudur doğru bildiklerimiz


8/26/2007 tarihinde yorumlandı.

herzamanki gibi harika severek okudum


2/17/2007 tarihinde yorumlandı.

Elmaların birincisi ve üçüncüsü kafama düştü.Elmalar için teşekkürler.Bu hikayeden alınacak bir çok ders var ve ben şu anahtar cümleyi çok severim ve de uygularım:-Herkesi dostun bilme!Her yüzüne güleni de arkadaşın sanma!Harika ...


2/17/2007 tarihinde yorumlandı.

Güzel bir masal..Özellikle çocuklar için.. Tebrikler


2/16/2007 tarihinde yorumlandı.

Çok güzeldi. Zevkle okudum. Yüreğinize sağlık. Menekşe Gülay


2/16/2007 tarihinde yorumlandı.


Aralık
1
Çelişkifinal
Gülhan TekeYaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Çelişki15
Gülhan TekeYaşamdan Hikayeler • 27 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
Ersin BaşeğmezYaşamdan Hikayeler • 23 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Leyla İle???
Sabriye NişancıYaşamdan Hikayeler • 32 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aysel/63
Abdurrahman TümerYaşamdan Hikayeler • 42 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
25
Ey Ölümsüzlüğün Zifaf Gecesinin Gülü
Seyit UzunHayata Dair Şiirler • 34 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
25
Kabirde İlk Gece (32)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 63 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
18
Kabirde İlk Gece (31)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 133 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
18
Annemin Beyaz Örtüsü
Seyit UzunAnne Şiirleri • 136 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
17
Kabirde İlk Gece (30)
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 190 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
23
Arkadaşlık Nedir?
Seyit UzunHayata Dair Denemeler • 14366 kez okundu. • 40 kez yorumlandı.
Temmuz
17
Çocuk Hakları
Seyit UzunHayata Dair Şiirler • 13265 kez okundu. • 26 kez yorumlandı.
Aralık
7
Çirkin Kız Melisa
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 4368 kez okundu. • 16 kez yorumlandı.
Ağustos
21
Dul Olmak Kadının İkinci Ele Dönüşümü Müdür?
Seyit UzunEleştiri Makaleleri • 4223 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ocak
12
İmdat! Babam Sigara İçiyor
Seyit UzunYaşamdan Hikayeler • 2818 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Oyuncak Anne Baba, Oyuncak Anne Baba hikayesi, Oyuncak Anne Baba hikaye, Oyuncak Anne Baba nedir?, Oyuncak Anne Baba hakkında bilgi, Oyuncak Anne Baba hikayeleri, Seyit Uzun hikayeleri, Oyuncak nedir, Oyuncak hikayesi, Oyuncak hikayeleri, Anne nedir, Anne hikayesi, Anne hikayeleri, Baba nedir, Baba hikayesi, Baba hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : 0 Credit Cards | Dancemania Bass | Loans | Xecuter 3 Mod Chip | Debt Help | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul