Özlenen GünlerÖzlenen Günler“Ah çocukluğum. Keşke o günleri tekrar geri dönebilsem.” Hemen hemen çoğunuzun içinden geçirdiği bir temenni, arzudur bu. Böyle bir istekle başlamak istedim. Haksız mıyım? Hele birde kırklı yaşları yaşıyorsanız. Her geçen yıl bir önceki yılı aramaya başladıysanız. Ne gariptir ki çocukken “Ah bir büyüsem” diye sızlanır insanoğlu, büyüyünce de keşke o günlere tekrar dönebilsem.Hemen hemen herkesin en güzel yılları, en güzel anıları çocukluk yıllarıdır. Her ne kadar şimdiki çocuklar bilgisayar tv başında saçma sapan oyunlarla geçiriyor olsalar da. Bu onlar içinde geçerli olacak. Hikâyedeki kahramanımız için de bu böyleydi.(Size bir sır vereyim ben onu tanıyorum) Onca yokluğa sıkıntıya rağmen ne güzel günlerdi o yıllar. Kahramanımızın doğup büyüdüğü yer, yeşil temiz şirin çok güzel bir kasabaydı. Herkes birbirini tanır, sever ve yardımlaşırdı. Oldukça yaramaz bir çocuktu. Eminim hikâyeyi bitirdiğinizde bana hak vereceksiniz. Bir yaz günüydü. O yıllarda Ramazan ayı yaz mevsimine denk gelmişti. O zamanlarda insanlar oruç tutmasalar bile alenen yiyip içmezler oruç tutanlara saygı gösterirlerdi. Bugün olduğu gibi biçerdöver, patoz, traktör gibi tarım araçları olmadığından (ya da yaygın ve yeterli olmadığı için) işlerin çoğu hayvan gücü ve beden gücüyle yapılırdı. Buda insanların hayli yorulmasını neden olurdu. Bir de Ramazan ayı olunca siz düşünün. İşte böyle yorucu geçmiş bir günün sonuydu. Bizim yaramaz bir gün öncesi Ramazan davulcusunu sinsice takip etmiş davulu sakladığı yeri öğrenmişti. Yatsıdan sonra herkes yatmış dinlenmeye çekilmişti. Aradan birkaç saat geçince davulu saklandığı yerden aldı başladığı tokmağı vurmaya. Arada bir de avazının çıktığı kadar “Kaaalllkııınnnnn” diye bağırmayı da ihmal etmiyordu. Evlerden birer ikişer ışıklar yanmaya başlamıştı bile. Ancak kalkanlar sahur için henüz erken olduğunu anlamışlar homurdanmaya başlamışlardı. Homurdanmalar ve arkasından gelen gölgeler artmış iltifat içeren sözcükler eşliğinde eli sopalı hayli kalabalık bir grubun son derece sevecen tavırlarla üzerine doğru geldiğini fark edince tokmağı bir yana davulu bir yana fırlatıp karanlıktan da faydalanarak kirişi kırmıştı. Ya bir yakalansaydı? Yine yaz günlerinden biriydi. Hatırladığı kadarıyla yaşadığı kasabada üç cami vardı. Ancak Cuma namazı her camide kılınmaz, büyük olan merkez camide kılınırdı. Bu nedenle cemaat fazla olur bahçenin sonlarına kadar taşardı. İşte böyle bir Cuma namazı sırası bizim yaramaz en son saffın arkasında mevzilenmiş insanların rükûa gitmelerini bekliyordu. Rükûa gittiklerinde arkadan sırayla parmaklayıp geçiyordu. Bu beklenmedik temasa maruz kalanlar şöyle bir irkiliyor, namazı da bozamıyorlardı. Ancak uzun boylu, güçlü kuvvetli, Hulusi Kentmen bıyıklı birisi onu yan gözle gözetliyor, “Şimdi sıra bana gelecek” diye içinden geçiriyor olmalıydı. Nitekim yanılmamış sıra ona gelmişti. Tam o sırada ona dönüp öyle bir tokat yapıştırdı ki bu hamleyi hiç beklemiyordu. Tavşanlar, yıldızlar kuşlar birbirine karışmış, bizim yaramaz hangisini sayacağını şaşırmıştı. Ve daha sonraki günlerde yakalandıkça diğerleri tarafından bu kibar davranış devam etmiş, tam manasıyla bir “şamar oğlanı” na dönmüştü. Bu günün traktör, otomobil, motosiklet vb. neyse o günlerin eşeği de oydu. Her evde olmasa bile dört beş evin birinde eşek bulunurdu. Tarlaya, bağa bahçeye onunla gidilir, eşyalar ürünler onunla taşınırdı. Eşeklerin sahiplerinin birbiriyle arası pek iyi değildi ve onlara neden kızdığını şu an tam olarak hatırlamasa da kızmıştı bir kere. Durur mu hiç? Bir şeyler yapacak. Bir ara fırsatını bulmuş eşeklerin yerlerini değiştirmişti. Eşek sahipleri arasında kısa süreli bir tartışma ve karışıklık yaşanmış sonuçta suçlu bulunmuştu. Zaten her şey ona ihale edilir hale gelmişti. Ah anacığı ah. Onun bu yaramazlıklarından neler çekmişti. Bu olay sonrasında anasının elinden hassas bölgesinde öyle bir maşa patladı ki bir hafta boyunca izi ve kızarıklığı geçmemişti. Pek anlaşamadıkları bir komşuları vardı. Doğrusu onu pek sevmezdi. Çünkü ona sürekli bağırıyor, karışıyor olur olmaz kızıyordu. Bu adam doğru dürüst çalışmaz tüm işleri karısı ve çocukları yapardı. Yine bir gün bu adam bizim yaramazı kızdırmıştı. Ancak takip edildiğinden habersizdi adam. Önü bahçeli geniş bir evi vardı. Tuvalet bahçenin en uzak köşesindeydi. Adamın tuvalete girdiğini görünce sessizce yaklaşıp tuvaletin kapısını üzerinden bağlamış, karısı ve çocukları tarladan dönene kadar tuvalette kilitli kalmıştı. Bunca olumsuz davranışlarına rağmen yaptığı iyi şeyler de vardı. Her şeyi güler, hiçbir isteği hayır demezdi. Buda onu onca yaramazlığına rağmen sempatik yapıyordu. Ayrıca babasının ölmüş olması da ona karşı toleranslı davranmalarını sağlıyordu. Birde hiç ihmal etmediği yaşlı bir nine vardı. Kimsesi bakanı çekeni yoktu. Her gün belli aralıklarla ziyaret eder ihtiyaçlarını giderir, onun hatıralarını dinlerdi. Bu durum ve özellikle onunla sohbet edip dinlemesi ömrünün son günlerini yaşayan bu nineyi çok mutlu ederdi. Ve her seferinden defalarca dudaklarından aynı dua dökülür” Öğretmen olursun inşallah” derdi. Şimdi öğrencilik, yatılılık ve üniversite yıllarını şöyle bir hatırladığında öğretmen olmuş olması bir mucizeydi. Kendince tek açıklaması vardı bu ninenin dualarının kabul olmuş olması. O yüzden yaşantısında duanın ayrı bir yeri vardır ve duanın gücüne inanan birisidir. İşte dostlar. Bu yaramazın en masum diyebileceğim birkaç çocukluk anısını aktardım sizlere. Bugün koca adam oldu hala içinden muziplikler geçmiyor değil. Bazen kendimi sormadan edemiyorum. Bu adam çocukluğunu mu yoksa yaptığı yaramazlıkları mı özlüyor diye? Galiba ikisi de.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Özlenen Günler isimli yazı, Mehmet Akkun tarafından 01.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
İlyas Koyuncu yazıyı tebrik etti...
Sevinç Altınok yazıyı tebrik etti...
Hülya Ayrılmaz yazıyı tebrik etti...
Buse Pala yazıyı tebrik etti...
Kasım
29
Kasım
28
Kasım
27
Kasım
25
Kasım
25
Kasım
28
Kasım
27
Kasım
21
Kasım
9
Kasım
3
Deli Gönül ( Yok Sana Özgürlük )
• Mehmet Akkun • Karalama Şiirler • 70 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Şubat
1
Mayıs
11
Temmuz
27
Eylül
1
Nisan
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||