“–Dilâver, pis bir koku var burada. –Ne kokusu?Hızlı hızlı ve kesik kesik nefes alarak algılamaya çalışıyorum. Gerçekten pis bir koku var. –Allah’ın köylüleri! diyorum öfkeyle. Köpek leşi atmışlardır bu güzelim sahile.Gülbeyaz eliyle burun deliklerini tıkayarak:–Hayır, bu lâğım kokusuna benziyor, diyor.–Evet, h...”
Hızlı hızlı ve kesik kesik nefes alarak algılamaya çalışıyorum. Gerçekten pis bir koku var.
–Allah’ın köylüleri! diyorum öfkeyle. Köpek leşi atmışlardır bu güzelim sahile.
Gülbeyaz eliyle burun deliklerini tıkayarak:
–Hayır, bu lâğım kokusuna benziyor, diyor.
–Evet, haklısın! Sol taraftan geliyor koku. Gel hele, bir bakalım şuraya!
Kokunun geldiği tarafa doğru, burnumuzu tıkayarak ilerliyoruz. İş anlaşılıyor. Çalıların içinde, en az otuz santim çapında bir künk fark ediyoruz. Künkten kurşunî renkte bir suyun gürül gürül çıkıp göle karıştığını görüyoruz.
–Allah kahretsin! Lâğım bu, kaçalım buradan! diyorum.
Hızlı adımlarla epeyce uzaklaşıyoruz. Bir ara Gülbeyaz’ın:
–Cemal’in aldığı İznik gazetesinde bir haber okumuştum ama o güzel manzarayı görünce inanmamıştım, dediğini duyuyorum.
–Neymiş o haber?
–Gölde yüzmek tehlikeliymiş; suda koli basili varmış.
–Ne kolisi, ne basili be kardeşim! Bak, koku azaldı. On metre sonra kokudan eser kalmayacak. Biz de o tarafa hiç gitmez, bu taraflarda yüzeriz.
–Gölün suyu fabrika atıkları yüzünden kanserojen madde içeriyormuş.
Birden sinirlenip duruyorum. Yürümekte olan Gülbeyaz’ı elinden tutup kendime doğru çekiyorum:
–Dur biraz, çek şu ellerini burnundan. Derin derin nefes al bakalım… Hah şöyle! Var mı koku?
Birkaç defa nefes alıp veriyor, koku hissetmeyince yüzüne renk geliyor biraz.
–Evet, hiç koku kalmadı.
–Bak şu göle! Şu maviliğe, şu güzelliğe bak! Tek bir köyün atık sularıyla kirlenir mi koca göl? Devede kulak!
–Ama bu köyün çevresinde otuz köy var demiştiniz daha önce. Ayrıca Orhangazi tarafında göle yakın yerlerde birçok fabrika varmış. Hem baksana şu sahile; ne kadar pis!
Malını yüksek fiyata satmaya çalışan emlâkçi gibiyim:
–Evet haklısın, diyorum; sahilde kırık şişeler, pis poşetler, paslanmış teneke parçaları var ama; üç kamyon kum dökersek harika bir kumsal olur burası.
Gülbeyaz’ın, alt düğmeyi iliklediğini fark ediyorum o an; telâşlanıyorum.
–Dizlerime kadar da olsa göle gireceğim ben; çocukluğumu yaşayacağım bir daha. Haydi, sen de çıkar ayakkabılarını, benimle gel; Gör bak, su ne kadar temiz!
–Ben üşürüm Dilâver Bey, diyor Gülbeyaz. Siz girin, belki sonra ben de gelirim.
Ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarıyorum, paçalarımı sıvayıp yavaş yavaş suya giriyorum. Suyun içinde kırık bira şişeleri; tenekeden, plastikten yapılmış küçük kola kutuları görüyorum. Yavaş ve çok dikkatli adım atıyorum. Gölde hiç balık yok. Gölün durgun yüzeyinde kamış yaprakları, kurbağa pislikleri, çer çöp, siyah ve beyaz plastik poşetler yüzüyor. Zemin yemyeşil yosun… O kadar yosunlu ki bastığım yerler, suyun dibini göremeyince daha fazla ilerlemiyorum. Boyalıca köyü tepesinde gördüğümüz manzarayla taban tabana zıt bir göldeyim şimdi. Gözlerime inanamıyorum; son bir dakikada gördüklerim bir kâbus olmalı.
–Aman Allah’ım! diye mırıldanıyorum. Bu göl, o göl değil! Bu sular çocukluğumun o saf ve billûr suları değil!
Etrafa bakıyorum birkaç saniye. Samanlı ve Katırlı dağları arasında bir gölceğiz… Kıyısında iki ilçe, otuz köy ve fabrikalar… Lâğım suları ve kimyasal atıklar… İşte bizim kuşak…
Bir an durgun sudaki yansımamı görüyorum: Kırış kırış bir alın, gözlerin altında iri ve çirkin torbalar, kocaman bir göbek… Gözlerimi kaçırıyorum bu görüntüden.
–Aman Allah’ım! diyorum tekrar. Bu göl, o göl değil ama; ben de o çocuk değilim! O tertemiz bedenini, o tertemiz sulara salıveren çocuk ben değilim.
Gözlerimden birkaç damla yaş akıyor gölün kirli sularına. Fakat çok iyi biliyorum ki bu yaşlar ne beni ne de gölü arındırabilir.
O an Gülbeyaz’ın:
–Dilâver ağabi, ben Cemal’in yanına gidiyorum, dediğini işitiyorum.
Ayten Dirier / 20.05.2008İnsan elinin değdiği her yer kirlendi. Dünya hem ağlıyor hem de öcünü alıyor.
Ustaca sonuçlandırdınız.
Nurcan Tanrıkulu / 16.05.2008hem ruhun kirliliği hem doğanın kirliliğini bir solukta işleyivermişsiniz..
alınacak mesaj vardı..herkes payına düşeni almıştır..tebrikler..
Burak Adanur / 09.05.2008Kirlenmeler paralel olduğu kadar ürkütücü boyutta. Keşke herkes önce yüreğini, sonra çevresini temiz tutabilse. Çünkü dediğiniz gibi pişmanlık gözyaşı hiçbir kirliliği arındırmaya yetmez.
Deniz Coşkun / 09.05.2008Hocam sağlam ve orijinal bir kurgunun ne denli önemli olduğunu makaleyle değil öykünüzle anlatmışsınız bu sefer.Velhasıl "öğretmek" sadece anlatmakla olmuyor, örnek de olmak gerekiyor zaman zaman ve sizin bu anlamda kurduğunuz dengeye hayranım.Hem işlek kaleminiz sayesinde,bilgi birikiminizi sıkmadan aktarıyor öte yandan da "yazma" eyleminin en zevkli yanlarından birini de tadıyorsunuz.Çok güzel ve etkileyici bir öykü okudum.Bu hoş öykülerin devamını bekliyorum.Yürekten kutlarım.
Muzaffer Akçay / 09.05.2008Yaziniza Almanya dan Bütün alkislari gönderiyorum Kiymetli Hocam.Baki selamlar...
Melek Öztürk / 08.05.2008Bugün bir merakla ilk bölümden itibaren okumaya başladım hikayenizi ve kaleminizin ustalığına hayran kaldım doğrusu...Necla Alptekin`in de dediği gibi biz Gülbeyaz` la ne olucak diye beklerken; tam da başlığa yaraşır bir final:)) Tebriklerimle hocam
Necla Alptekin / 08.05.2008Ustaca dikkatimizi Gülbeyaz`a çekerken niyet farklıymış:) Bir ara gölde sürpriz bekledim doğrusu. Yine de çıkar ilişkisi ön plandaydı. Her ikisi de sosyal sorun... Kutluyorum yürekten.Saygılar.
Gülnaz Eliaçık / 08.05.2008Hocam gerçekten tahmin edemediğim güzel bir sondu, kirlenilmişliğin en önemli boyutunu işlediniz içsel kirlenmeler, kendini farkerdebilmeler ve aslında kişi yansımalardan ibaret kendi yüzümüze kendi aksimiz vurmadığında anlayamıyoruz birşeyleri.
Gerçekten güzel, akıcı bir hikayeydi bende severek okuyanlar arasındayım. Kaleminize sağlık.
Çiğdem Ercan / 08.05.2008Akıcı bir eserdi.Sıkılmadan ve merakla okudum. Sevgiler...
Lutuf Veli / 08.05.2008bir ustadan beklenecek mükemmel bir son...sağolasın kirlenmişliğimizi hatırlattığın çin...
Çiğdem Bekar Abilov / 07.05.2008Eski bir yazımda soruyordum kendime,"Kirlenmenin ve kirletmenin koşulu da zaman ve mekan sınırında mı?" diye.Hikayeniz bu soruma net bir cevap oldu.Neyse ki Hasan Bey daha büyük hatalar yapmadan gördü gerçeği.Kutlarım Hocam,ilk bölümde tahmin ettiğim gibi, keyifle okudum bu güzel hikayeyi.
Kadir Bıyıklı / 07.05.2008bence öykü biraz kısa kesilmiş gibi geldi, sanki anlatılacak çok şey vardı...
Gülçin Karakaya / 07.05.2008Final harikaydı.Akıcı bir öyküyle toplumsal yaramıza değinmişsiniz.Gözyaşlarımızla arındırmak mümkün olsaydı...teşekkürler
Ersin Başeğmez / 07.05.2008ne demeli ki. Böyle bir sonu nasıl tahmin edebilirdim. Kapanan düğme hasana yaşını da gösterdi kendisinide. biz büyüdük ve kirlendi dünya. Çok gzeldi. saygılarımla