Paşa Dayı (10 ve Son)Paşa Dayı (10 ve Son)Bazı anlar vardır hemencecik biti verir. Bazı anlarda vardır sanki bir ömür gibi gelir. Hemen bitiğini düşündüğümüz anlar genelde heyecan duyup adrenalimizin yükseldiği anlardır. Duygusal anlamda kişi bu salgılar sonucu kanı hareketlenince vaktin nasıl geçtiğine akıl sır erdiremez. Burada ise bizler tam tersini yaşıyorduk. Sanki duygularımız elimizden alınmışçasına, vakit bir türlü geçmek bilmiyordu. Dakikalar aya, saatler yıllara çevrilmiş gibiydi. İçeride ne olup bittiğini sezemiyorduk. Telaşla içeri girip çıkanlar oluyor ama kimse ağzını açmıyordu. Beklemenin adı ölüm gibiydi. Her kes buz kesilmiş, gözler ameliyat kapısına dikilmişti. İnsan hastane görevlilerine isyan edecek duruma geliyordu. O kadar duyarsızca davranıyor gibiydiler ki; ağızlarını açıp ta bir kelime dahi etmiyorlardı.Bu arada meraklandığı için odasında duramayan Paşa Dayıda, tekerlekli sandalyesine binip ameliyathane kapısına gelmişti. Yaklaşık iki buçuk saat geçmiş ama halen olumlu yada olumsuz bir tek haber yoktu. Reyhanın doktoru ameliyat öncesi bir iki saat arası sürer demesine rağmen, üç saat geçmiş ama halen içeriden dışarıya bir açıklama gelmemişti. Bu strese dayanamayan anne oracığa yığılıverdi. Resmen iflas etmişti. Dayanacak hali kalmayıp olduğu yere düşüvermişti. Şimdi tam anlamıyla herkes paniklemiş ve içeride bir şeylerin ters gittiğini düşünmeye başlamıştı. Sağa sola koşuşturmalar ve yükselen sesler arasındaki anne biraz su, biraz da kolonya yardımıyla kendine getirilip bir bankta oturması sağlanmıştı. Ama halen ağlayıp sızlanıyor ve daha ne olup bittiğini dahi bilmediği kızına ağıtlar yakıyordu. Odasında kitapları durur yaslı Kendi resmi başucunda asılı Gurban olduğum bahtsız kızımdan Gayri Reyhanım dan ümit kesildi Hem genç idi,hem de talebe Düğün mü ediyon başın kalaba Gurbanlar olduğum garip Ceylanım Ananı goyup da gitme mezara.... Anlaşılsın ya da anlaşılmasın, her nağme çıktığında orada olan kim var ise yanıp tutuşuyordu. İster tanıdık,ister yabancı her kes bir köşeye çökmüş ağlıyordu. Kadıncağız dizlerine vururken orada olanlar her yumruğu yüreğinde hissediyordu. Paşa Dayı usulca Reyhanın annesine yaklaşıp “böyle yapma” dedi. “Bak göreceksin şimdi güzel haberler gelecek” dedi. Daha sözünü bitirir bitirmezde ameliyathanenin kapısı açılıvermişti. Hızla dışarı çıkan ameliyat görevlisi olduğunu sandığımız bir kadın “Başörtüsünü getirin, başörtüsünü...” dedi. Bu söze kimse anlam verememişken, oradan hızla ayrılan ablası asansöre bile binmeyi beklemeden yukarı merdivenlere yöneldi. Orda bulunanlarda hasta bakıcısını ablukaya almış neler olduğunu öğrenmeye çalışıyordu. Kadın hiçbir şey söylemiyor; ara sıra “başörtüsü geldi mi?” diye soruyordu. Anne bir kez daha bayılmıştı. Halen ne olduğu belli değildi. İnsan o anda aklından neler geçiriyor neler!.. Acaba öldü de çenesini mi bağlayacaklardan tutunda; yoksa üstüne mi örtecekler diye düşünmekten kendini alamıyordu. Annesi bayılınca Reyhan’ın sözlüsü de soğuk kanlılığını kaybetmişti. Yaşlı gözlerle kadının üzerine yürüyerek “Ne oluyor söylesene...” diye bağırdı. Kadın: “ Şimdi doktoru size açıklar, ameliyat bitti, biraz sabredin” dedi. Bu kadar söz dahi insanın sakinleşmesini sağlayabilirken, neden bir şey söylemedikleri akıl almaz bir şeydi. Sanki kalp ameliyatı olmuş gibi dört saate yaklaşan bir zaman geçmişti. O sırada elinde bir başörtüsü ile ablası göründü. Örtüyü doğruca görevli kadına verdi. Çok geçmeden de Doktor kapıda gözüktü. Doğruca baygınlık halinden yeni çıkmış anneye yaklaşıp; “geçmiş olsun” dedi. Eliyle annenin yaşlı gözlerini silerek “Şimdi kızımıza daha iyi bakıp, bir an önce iyileşmesini sağlamalıyız.” dedi. Herkes bir oh çekmişti. Kimisi dualar ediyor, kimisi birbirlerine sarılmış mutluluk anını doyasıya yaşıyordu. O heyecanla Paşa Dayıyı unutmuş olmalıyım ki; ne zaman ayrıldığını görmediğimden olmalı ki, orada olmadığını fark ettim. Hızla odaya çıktığımda onu pencere kenarında ağlar vaziyette buldum. “Ne ağlıyorsun Paşa Dayı, Reyhan nerdeyse odaya gelecek, ameliyattan çıktı inşallah” dedim. “Biliyorum, biliyor...bende zaten sevinçten ağlıyorum” dedi. Bizde odada birbirimize sarıldık, ta ki sedye ile odaya giren Reyhan gelinceye kadar. Onu yatağına alacakları için biz dışarı çıktık. İnşallah Reyhan bu sefer bu hastalığı alt eder diyorduk. Dualarımız hep bu yöndeydi. Ameliyat bittiğinde Reyhan kadar bizlerde yorulmuştuk. Sonradan öğrendiğimize göre ameliyathane kapısındaki başörtüsü konusu , Reyhan’ın başörtüm olmadan dışarı çıkmam demesinden kaynaklanmış. İçeride fazla beklemesinin nedeni de; doktor Reyhan ‘ı narkozdan çıkma esnasında kendine zarar vermesin diye bekletmiş. Uyanma esnasında hasta ameliyat bölgesine zara verir endişesi ile içeride bekletilmiş. Çok şükür böyle bir şeyde olmamış. O günden sonra Paşa Dayı ile iki gece daha onlarla aynı odayı paylaştık. Ama bu süre Paşa Dayının Cerrahpaşadan ayrılmasıyla son buldu. Şimdilerde Reyhan Bursa’daki evinden ara sırada olsa İnternet’e girerek benle yazışıyor. Çok mutmain olduğunu, huzurlu ve sakin bir yaşam içinde temiz hava solumaya gayret ettiğini bildiriyor. Anlayacağınız aradan iki yıl geçmesine rağmen, Reyhan halen bir kolu az görev yapsa da, soluk alıp vermeye devam ediyordu. Ama ona ciğerlerinin nasıl olduğunu sorma cesaretini gösteremiyorduk. Çünkü annesi ona ciğerlerinde de hastalık peyda olduğunu söylemiş, fakat; bir daha bıçak altına yatmam deyip kesip atmıştı. Paşa Dayı ise halen karşı komşum olarak; çay olduğunda çaya çağıran, çorba olduğunda çorba isteyen biri olarak halen hayatını devam ettiriyor. Kendisini hal hatır etmek isteyen olursa telefonunu verebilirim. Ama kendisine danışmam şartıyla. Çünkü o; eşi de işe gittiği için koca evin içinde tek başına yaşayan bir adam rolüne devam ediyor. (SON) SEVGİ ve SAYGILARIMLA. Hayrettin APAYDIN.
Telif Hakkı Uyarısı Paşa Dayı (10 ve Son) isimli yazı, Hayrettin Apaydın tarafından 06.05.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 26 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 19 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
3
Kasım
8
Ekim
31
Temmuz
7
Mayıs
12
Mayıs
10
Ocak
12
Mezardan Çıkan Mektup!
• Hayrettin Apaydın • Yaşamdan Hikayeler • 979 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Ocak
9
Şubat
3
Nisan
10
Bilim İle Din Bağdaşmaz Diyenlere
• Hayrettin Apaydın • Eğitim Makaleleri • 622 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Mart
16 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||