Paylaşmağa Dair
Ne ağır bir yüktür yaşamak. Evet, insanoğlunun en çok zorlandığı şeydir yaşamak. Çünkü açgözlüdür insan, doymak bilmez dünyanın aldatıcı nimetlerine. Hep ister, istedikçe daha fazlasını ister; fakat şükretmesini bilmez. Elindekileri kaybedince de memesi elinden alınan küçük bir kız çocuğu gibi başlar ağlamaya. Susturana aşk olsun!..
Pek çok insan hayatı boyunca kışa hazırlanan karınca misali çalışır durur. Mesleklerinde uzmanlaşır, kariyer yapar, nam salar kısacası tanınan bir şahsiyet olur. Belki üç kuruş bulamayanlar on beş-yirmi sene sonra bir bakmışsın koca holding kurmuşlar, para babası olmuşlardır. Böyle insanlar yok değildir. Elbette vardır. Ama kazandığını kazandırtmadan kazandığının ne manası kalır ki? Hayat paylaşmak değil midir?
“Kazandıklarınızın sizin olmasını istiyorsanız; paylaşın..” diyor alimin biri. Bazen sıcak bir tebessümü, bazen kuru bir ekmek parçasını, bazen de milyonların binlerini…
Hayat eksiklerle fazlaların ortasıdır. Bizdeki fazla olanları paylaşmalıyız ki orta yolu bulalım, bir bütün olalım çevremizle. Paylaşmak toplumsal bağları güçlendiren sihirli bir değnektir. Kuru gönülleri sulayan, kanayan yaraya pansumandır paylaşmak...
Kuru bir toprağa düşen masum bir tohum toprakla, havayla, güneşle paylaşmazsa yüreğindeki saklı olan sevgilerini, hasretlerini, aşklarını hayata tutunabilir mi? Öyleyse yaşamak paylaşmakla başlar. Hem mahzun gönülleri sevindirmekten, biçare gönüllere çare olmaktan daha ulvi ne olabilir? Mutlu olmanın, hayata daha canlı, daha zinde tutunmanın hangi kolay yolu vardır paylaşmaktan başka?..
İnsanların çoğu hayatları boyunca elde ettikleri kazanımların hazzını duyamadan göçüp giderler dar-ı bekaya. Geriye onlardan kalan, koca bir ömrün alabildiğine yorgunluğudur. Hal böyle olunca üzülmeden edemiyor insan. Çünkü böyle insanlar yaşayan ölülerdir. İnsanlarla kaynaşmayan, farklı iki gözden doğmasına rağmen aynı yataktan akmasını bilmeyenlere “yaşıyor” demeye bin şahit gerek…
Paylaşmaktan kasıt sadece maddi yardımda bulunma değildir. Belki bizim toplumumuzda hele ki bu devirde böyle anlaşılıyor olabilir; fakat paylaşmanın aslı başkasını doyurmadan tok yatmadığımız zamanların verimli ürünüdür.
Bizler de yaşamak istiyorsak, yaşadığımız bilinsin istiyorsak tıpkı Ömer bin Abdülaziz gibi Abdurrahman bin Avf gibi gönülden, karşılıksız paylaşmalıyız. Onlar bugün cismani olarak aramızda bulunmuyor olabilirler; ama yaptıkları iyiliklerle, paylaşmalarla gönüllerimizin en müstesna yerinde saklı bir cevher gibidirler.
Paylaşmadan yaşama olmaz. Yaşamak için paylaşmak gerekir. Çünkü paylaşmak yaşamanın püf noktasıdır.