Pencerene Bak Ne Bıraktım
Yutkunup kaldım geldiğimde yanına. Unutulduğumu duydum kısık bir sesle. Tam o anlaşılmayan zamanda; susmalarımı bıraktım bunaltıcı sıcaklığına. İşte o sabahtan belli kahve içmiş gözlerimi kaçırırım büyük aşk kitaplarından; kendi kapattığım yanlış bir demir parmaklık bulduğumu düşünerek.
Verdiğin sözleri bir dakika bile düşünmeden bıraktım; havasında haşinlik basbayağı ihanet olan şehrinde. Yalvarmadılar; ama orada bırakırken onları umutsuz, umarsız ve bitkinlerdi sadece.
Dudaklarımın kenarına yerleşmiş korkularımı bıraktım sakarlıklarımla birlikte… İnanmayacaksın; ama birazda olsa hayatım kolaylaştı. Zeki ve sevimli bir şekilde “Sevgiye geçit yok!” yazılı bir pankart açtım; yakıcı ve yalındı alabildiğine.
Aşkımı bıraktım; mutlu gelip mutsuz döndüğüm, havanın yağışlı olduğu aşk yuvasında. Yorgunluğumla, göz yaşlarım sarmaş dolaş olmuşlardı tek bedenmişcesine.
Ben sana midyeden çıkan inci gibi konuşmalarımı bıraktım, evinin koridorlarında ayak seslerimi, okumaya vakit ayıramadığım kitaplarımı, kısacık vakitlere sığdırılmış, aklımdan geçen kıvılcımlarımı, tımarhane kaçkını kavgalarımı, içimde kopan fırtınaları bıraktım.
Ben sana bunları bırakırken söyle bana sen bana ne bıraktın şaşkın ayrılıklar dışında?