Pişirici
karanlık yazılar serisine bir tane daha ekliyorum. ve `bu son` diyemiyorum. aç karnına okunmamasını tavsiye ediyorum.
Beyin Pişirici
Cellat gibi bir adamdı. Karanlık bir taş evde yaşardı.
görevi: savaşçı yetiştirmek.
Önünde kafatası açılmış yarı baygın insanlar oturtulmuştu. Sarı bir toz atıyordu ve karıştırıyordu beyinlerini.
"o kullandığın nedir?" diye sordum.
"korku özü" dedi. şaşırmıştım
"Neden? savaşçı yaratmıyor musun sen? korku neden?"
"sen anlamazsın. karışma işime" demişti cellat. belli ki konuşmayı sevmeyen bir adamdı.
Yaşlı bastonlu bir adam vardı içerde. Tüm ayak işlerini ona yaptırırlardı. İçerisinin kokusuna daha fazla dayanamayacağıma karar verdim, yaşlı amca da bana dışarıya gel gibisinden bir el işareti yapmıştı. Dışarıya çıktık.
"onun işine karışma" dedi amca. "o n`aptığını bilir. görürsün bu korku özü ekilmiş beyinler en yırtıcı savaşçılar olacaklar" dedi.
"neden?"
"çünkü korku pişince vahşet olur"
bir süre durakladım. bu sırrı bilmiyordum, beyin pişiricilerin gizli reçete kitabından olmalıydı. sarı tozu nereden aldığını sormak gelmedi içimden, çünkü iyiden iyiye midem bulanmıştı.
"biraz dolaşalım" dedi, yaşlı adamın hızında yavaşça yürümeye başladık.
"o çocukları, aileleri ya fakir oldukları, ya da krala yaranmak için bize verirler. onlar savaşta en ön safta giden gözü dönmüş birer canavar olacaklar" dedi amca. "korku tozuyla beyinleri piştikçe, gözlerinin yavaşça döndüğünü fark edeceksin. bu, vakit alan bir işlemdir ve itinayla yapılmalıdır" dedi.
`Gözü dönmüş, beyni korku özüyle pişirilmiş canavarlar!` Bu gerçekten de savaş meydanında karşılaşmak istemeyeceğim türden bir hayvandı. Böyle bir ülke olduğuna dahi şaştım.
"ama" dedi yaşlı amca. "gözleri döndüğünde, dost düşman ayırt edemezler. o yüzden onlara savaş sırasına at gözlükleri takarız. sadece önlerini görür, ne var ne yok paramparça ederler. ve sonunda kendilerini de...
Çocuklar için üzülmüştüm. geri dönüşü yok muydu acaba? dede zihnimi okumuş gibi
"bir kaç çocuk kurtuldu" dedi.
"Nasıl?"
"anlık bir tedavisi yoktur bunun. çünkü onlar her an tetiktedirler. hep en kötüsünü düşünürler. hep bir facia, bir katliam olacak sanırlar. korkmayan, ve sevgi dolu insanların arasında çok yavaş, ve anlık patlamaları hoşgörüyle karşılanarak...o da belki..zihinsel esenliğe kavuşabilirler. her olayın ardında bir facia olmadığını, olmayacağını an be an öğretilerek. ve şüphelerine tahammül edilerek. hayatın akışının sakin sularında yıkanırlarsa belki kendilerine gelebilirler. bizim ülkede savaşa başlayış için binbir tören, binbir reçete vardır da; yıpranmış ruhlu savaşçılar için tek bir reçete yoktur. bizim noksanlığımız da buradan gelir." dedi yaşlı amca
"bunları sana anlatıyorum" diye devam etti "çünkü sen buralı değilsin. ben de artık çok yaşlandım."
lafını bitirmişti.