Piyangocu (1)
Sırılsıklam olmuştu. Koşarak son caddeyi de geçip lokantanın sacının altına sığındı. Kendisi gibi birçok kişi de aynı yeri tercih etmiş, durmadan yağan yağmurdan ıslanmış halde oracıkta beklemeye koyulmuşlardı.
Üzerindeki yağmurluğu da olmasa kim bilir ne hale gelecekti bu havada. Tek korktuğu biletlerin ıslanmasıydı. Bu yüzden kendinden önce onları koruyordu her zamanki gibi. Ah birkaç tane daha satabilseydi ne vardı? Bugün sabahtan beri sadece altı bile satabilmişti ve bu hiç iyiye işaret değildi. Üstelik ‘Yarın çekiliyor, son biletler!” diye bağırmaktan da boğazı ağrımış, sesi kısılmıştı.
“Pardon, bilet var mı?”
Sese doğru çevirdi başını. Yanındaki iki adam bilet soruyorlardı.
“Var...” diyebildi, dermansızdı. Gülümseyerek elini yağmurluğunun içine soktu, biletleri çıkardı. Uzattı.
“Seçin...” dedi, sevinmişti, bunun gözlerinden okunduğu belli oluyor muydu acaba?
Genç adam, yelpaze şeklindeki biletlerin tam ortasındakini, diğeri ise en diptekini çekti. Parasını uzattıklarında gözleri biletlerin üzerindeki numaralardaydı.
“Bu kez çıksa bari...” dedi genç olan.
“Ah nerde...” diye cevapladı beriki.
Bülent Bey, diğer biletleri yine iç cebe özenle yerleştirir gibi oldu, sonra belki yine isteyen olur diye vazgeçti. Elinde tuttu. Etrafına bakındı. Herkes gözünü caddeye dikmiş yağmurun yağışını seyrediyor, kimisi ceketine iyice sarılmış, bacaklarını da sallayarak sabırsızlığını belli ediyordu. Kimse fark etmiyordu onu. Biliyordu.
Caddeye çevirdi başını, birkaç kişi oraya buraya koşturuyor, arabalar ise sileceklerini çalıştırmış bir halde ilerliyordu. Karşı caddedeki dükkânların saçaklarının altları da insanlarla dolmuştu. Çocuğunun elinden tutmuş kadından, sakız çiğneyen genç kızlara, telefonuyla oynayan gençlere kadar her çeşit insan vardı. Yağmur böyle aniden bastırınca herkes en yakın yere sığınmıştı belli ki.
Bir tek yaşlı bir adam dolaşıyordu ortalarda. Çok fakir olduğu üzerindeki kıyafetlerden belliydi. Yamalı pantolonu eski ince bir ceketi ile titreyerek yürümeye çalışıyordu. İçi cız etti. Ona diğerleri de bakıyordu ama onlar göremiyorlardı sanki onu. Yağmuru unuttu. Birden fırladı, birkaç dakika geçmeden yaşlı adamın yanına gitti.
Gözleri kan çanağı olmuştu sanki. Kendisine baktı. Ağlamaklıydı adamcağız.
“Amca, ıslanıyorsun, gel bak biz şu karşı duvarın dibindeyiz, sende orda bekleyebilirsin.”
Adam titreyerek ona baktı:
“Sağ ol...” dedi. Bülent, elini uzattı, elindeki biletleri fark etti sonra. Hemen geri çekip ıslanmış biletleri yağmurluğunun cebine tıkıştırdı, elini yeniden uzattı:
“Gel amca, elini ver...”